Âl-i İmrân sûresi kapak görseli
Sûre 3 · Medenî

Âl-i İmrân

Ali 'Imran · 200 ayet
آل عمران

İmrân ailesi, Hz. Meryem ve Îsâ

بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ

  1. 13:1/200·Âl-i İmrân

    الم

    Elif Lâm Mîm.

  2. 23:2/200·Âl-i İmrân

    الله لا إله إلا هو الحي القيوم

    Allah, O'ndan başka ilâh yoktur; Hayy'dır, Kayyûm'dur.

  3. 33:3/200·Âl-i İmrân

    نزل عليك الكتاب بالحق مصدقا لما بين يديه وأنزل التوراة والإنجيل

    Kitabı sana Hakk ile, önünde bulunanı doğrulayıcı olarak indirdi. Tevrât'ı ve İncîl'i de indirdi.

  4. 43:4/200·Âl-i İmrân

    من قبل هدى للناس وأنزل الفرقان ۗ إن الذين كفروا بآيات الله لهم عذاب شديد ۗ والله عزيز ذو انتقام

    İnsanlara hidayet olmak üzere daha önce de indirmişti; furkânı da indirdi. Allah'ın âyetlerini küfredenler var ya, onlar için şiddetli bir azap vardır. Allah Azîz'dir, intikam sahibidir.

  5. 53:5/200·Âl-i İmrân

    إن الله لا يخفى عليه شيء في الأرض ولا في السماء

    Allah'a yerde de gökte de hiçbir şey gizli kalmaz.

  6. 63:6/200·Âl-i İmrân

    هو الذي يصوركم في الأرحام كيف يشاء ۚ لا إله إلا هو العزيز الحكيم

    O, sizi rahimlerde dilediği gibi şekillendirendir. O'ndan başka ilâh yoktur. Azîz'dir, Hakîm'dir.

  7. 73:7/200·Âl-i İmrân

    هو الذي أنزل عليك الكتاب منه آيات محكمات هن أم الكتاب وأخر متشابهات ۖ فأما الذين في قلوبهم زيغ فيتبعون ما تشابه منه ابتغاء الفتنة وابتغاء تأويله ۗ وما يعلم تأويله إلا الله ۗ والراسخون في العلم يقولون آمنا به كل من عند ربنا ۗ وما يذكر إلا أولو الألباب

    O, Sana kitabı indirendir. Ondan muhkem âyetler vardır ki, onlar kitabın anasıdır. Diğerleri de birbirine benzeyen âyetlerdir. Kalplerinde eğrilik olanlara gelince, fitne arayışıyla ve onun tevilini arayışla ondan benzeyen âyetlere uyarlar. Oysa onun tevilini Allah'tan başkası bilmez. Bilgide derinleşmiş olanlar ise, 'Ona iman ettik, hepsi Rabbimizin katındandır.' derler. Düşünüp öğüt alanlar, ancak öz-akıl sahipleridir.

  8. 83:8/200·Âl-i İmrân

    ربنا لا تزغ قلوبنا بعد إذ هديتنا وهب لنا من لدنك رحمة ۚ إنك أنت الوهاب

    Rabbimiz, bize yol gösterdikten sonra kalplerimizi saptırma. Katından bize bir rahmet bağışla. Bağışlayan Sensin, Vehhâb Sensin.

  9. 93:9/200·Âl-i İmrân

    ربنا إنك جامع الناس ليوم لا ريب فيه ۚ إن الله لا يخلف الميعاد

    Rabbimiz, insanları, kendisinde şüphe olmayan güne toplayacak olan Sensin. Allah vaadinden dönmez.

  10. 103:10/200·Âl-i İmrân

    إن الذين كفروا لن تغني عنهم أموالهم ولا أولادهم من الله شيئا ۖ وأولئك هم وقود النار

    Küfredenlerin malları ve çocukları, Allah'tan gelecek hiçbir şeye karşı onlara asla fayda vermeyecektir. İşte onlar, ateşin yakıtıdırlar.

  11. 113:11/200·Âl-i İmrân

    كدأب آل فرعون والذين من قبلهم ۚ كذبوا بآياتنا فأخذهم الله بذنوبهم ۗ والله شديد العقاب

    Fir'avn hanedanının ve onlardan önce olanların gidişatı gibi; âyetlerimizi yalanladılar, Allah da onları günahlarıyla aldı. Allah, cezası şiddetli olandır.

  12. 123:12/200·Âl-i İmrân

    قل للذين كفروا ستغلبون وتحشرون إلى جهنم ۚ وبئس المهاد

    De ki: "Küfredenlere, yenileceksiniz ve Cehennem'e toplanacaksınız. Ne kötü yataktır!"

  13. 133:13/200·Âl-i İmrân

    قد كان لكم آية في فئتين التقتا ۖ فئة تقاتل في سبيل الله وأخرى كافرة يرونهم مثليهم رأي العين ۚ والله يؤيد بنصره من يشاء ۗ إن في ذلك لعبرة لأولي الأبصار

    Karşı karşıya gelen iki toplulukta sizin için bir ibret vardı. Biri Allah yolunda savaşıyordu, öteki ise kâfirdi. Onları kendi gözleriyle kendilerinin iki katı görüyorlardı. Allah, dilediğini yardımıyla destekler. İşte bunda basiret sahipleri için bir ibret vardır.

  14. 143:14/200·Âl-i İmrân

    زين للناس حب الشهوات من النساء والبنين والقناطير المقنطرة من الذهب والفضة والخيل المسومة والأنعام والحرث ۗ ذلك متاع الحياة الدنيا ۖ والله عنده حسن المآب

    İnsanlara; kadınlardan, oğullardan, altın ve gümüşten yığılmış kantarlardan, işaretlenmiş atlardan, davarlardan ve ekinden şehvetlerin sevgisi süslü gösterildi. İşte o, dünya hayatının geçimliğidir. Ve Allah; güzel dönüş yeri O'nun katındadır.

  15. 153:15/200·Âl-i İmrân

    ۞ قل أؤنبئكم بخير من ذلكم ۚ للذين اتقوا عند ربهم جنات تجري من تحتها الأنهار خالدين فيها وأزواج مطهرة ورضوان من الله ۗ والله بصير بالعباد

    De ki: "Size bundan daha hayırlısını haber vereyim mi? Sakınanlar için Rableri katında, altından ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetler, tertemiz kılınmış eşler ve Allah'tan bir rıza vardır." Allah kullarını Basîr'dir.

  16. 163:16/200·Âl-i İmrân

    الذين يقولون ربنا إننا آمنا فاغفر لنا ذنوبنا وقنا عذاب النار

    Onlar ki "Rabbimiz, iman ettik; günahlarımızı bağışla ve bizi ateş azabından koru" derler.

  17. 173:17/200·Âl-i İmrân

    الصابرين والصادقين والقانتين والمنفقين والمستغفرين بالأسحار

    Sabredenler, doğru olanlar, kânit olanlar, infak edenler ve seherlerde bağışlanma dileyenler.

  18. 183:18/200·Âl-i İmrân

    شهد الله أنه لا إله إلا هو والملائكة وأولو العلم قائما بالقسط ۚ لا إله إلا هو العزيز الحكيم

    Allah şahitlik etti ki ilâh yok ancak O; melekler ve bilgi sahipleri de adaleti ayakta tutarak şahitlik ettiler. İlâh yok ancak O, Azîz'dir, Hakîm'dir.

  19. 193:19/200·Âl-i İmrân

    إن الدين عند الله الإسلام ۗ وما اختلف الذين أوتوا الكتاب إلا من بعد ما جاءهم العلم بغيا بينهم ۗ ومن يكفر بآيات الله فإن الله سريع الحساب

    Allah katında din İslâm'dır. Kendilerine kitap verilenler, kendilerine bilgi geldikten sonra aralarındaki azgınlık yüzünden ayrılığa düştüler. Allah'ın âyetlerini küfreden bilsin ki, Allah hesabı hızlı görendir.

  20. 203:20/200·Âl-i İmrân

    فإن حاجوك فقل أسلمت وجهي لله ومن اتبعن ۗ وقل للذين أوتوا الكتاب والأميين أأسلمتم ۚ فإن أسلموا فقد اهتدوا ۖ وإن تولوا فإنما عليك البلاغ ۗ والله بصير بالعباد

    Eğer seninle tartışırlarsa de ki: 'Ben yüzümü Allah'a teslim ettim, bana uyanlar da.' Kendilerine kitap verilenlere ve ümmîlere de ki: 'Siz de teslim oldunuz mu?' Eğer teslim olurlarsa doğru yolu bulmuş olurlar. Yüz çevirirlerse sana düşen yalnızca tebliğdir. Allah kullarını hakkıyla görendir, Basîr'dir.

  1. 213:21/200·Âl-i İmrân

    إن الذين يكفرون بآيات الله ويقتلون النبيين بغير حق ويقتلون الذين يأمرون بالقسط من الناس فبشرهم بعذاب أليم

    Doğrusu Allah'ın ayetlerini küfredenler, peygamberleri haksız yere öldürenler ve insanlardan adaleti emredenleri öldürenler var ya; onları acıklı bir azapla müjdele!

  2. 223:22/200·Âl-i İmrân

    أولئك الذين حبطت أعمالهم في الدنيا والآخرة وما لهم من ناصرين

    İşte onlar, amelleri dünyada ve ahirette boşa gitmiş olanlardır. Onların yardımcıları da yoktur.

  3. 233:23/200·Âl-i İmrân

    ألم تر إلى الذين أوتوا نصيبا من الكتاب يدعون إلى كتاب الله ليحكم بينهم ثم يتولى فريق منهم وهم معرضون

    Görmedin mi, kendilerine kitaptan pay verilenleri? Allah'ın kitabına, aralarında hüküm versin diye çağrılırlar da sonra içlerinden bir grup yüz çevirir; onlar yüz çevirenlerdir.

  4. 243:24/200·Âl-i İmrân

    ذلك بأنهم قالوا لن تمسنا النار إلا أياما معدودات ۖ وغرهم في دينهم ما كانوا يفترون

    İşte o, "Ateş bize sayılı günler dışında asla dokunmayacak" dedikleri içindir. Dinlerinde iftira etmekte oldukları şey onları aldattı.

  5. 253:25/200·Âl-i İmrân

    فكيف إذا جمعناهم ليوم لا ريب فيه ووفيت كل نفس ما كسبت وهم لا يظلمون

    Peki, onları tartışmasız o gün için topladığımızda ve her nefse kazandığı tastamam verildiğinde halleri nasıl olacak? Onlara zulmedilmez.

  6. 263:26/200·Âl-i İmrân

    قل اللهم مالك الملك تؤتي الملك من تشاء وتنزع الملك ممن تشاء وتعز من تشاء وتذل من تشاء ۖ بيدك الخير ۖ إنك على كل شيء قدير

    De ki: "Allâhümme, mülkün Mâlik'i! Mülkü dilediğine verirsin, mülkü dilediğinden çeker alırsın. Dilediğini aziz kılar, dilediğini zelil edersin. Hayır Senin elindedir. Sen her şeye Kadîr'sin."

  7. 273:27/200·Âl-i İmrân

    تولج الليل في النهار وتولج النهار في الليل ۖ وتخرج الحي من الميت وتخرج الميت من الحي ۖ وترزق من تشاء بغير حساب

    Geceyi gündüzün içine sokarsın ve gündüzü gecenin içine sokarsın; diriyi ölüden çıkarırsın ve ölüyü diriden çıkarırsın; dilediğine hesapsız rızık verirsin.

  8. 283:28/200·Âl-i İmrân

    لا يتخذ المؤمنون الكافرين أولياء من دون المؤمنين ۖ ومن يفعل ذلك فليس من الله في شيء إلا أن تتقوا منهم تقاة ۗ ويحذركم الله نفسه ۗ وإلى الله المصير

    Müminler, müminlerden başka kâfirleri veliler edinmesin. Kim bunu yaparsa, Allah'tan hiçbir şeyde değildir. Ancak onlardan bir sakınma ile sakınmanız başka. Allah sizi kendi nefsinden sakındırır. Ve dönüş Allah'adır.

  9. 293:29/200·Âl-i İmrân

    قل إن تخفوا ما في صدوركم أو تبدوه يعلمه الله ۗ ويعلم ما في السماوات وما في الأرض ۗ والله على كل شيء قدير

    De ki: "Göğüslerinizdekini gizleseniz de açığa vursanız da Allah onu bilir. Göklerdekini ve yerdekini de bilir. Allah her şeye Kadîr'dir."

  10. 303:30/200·Âl-i İmrân

    يوم تجد كل نفس ما عملت من خير محضرا وما عملت من سوء تود لو أن بينها وبينه أمدا بعيدا ۗ ويحذركم الله نفسه ۗ والله رءوف بالعباد

    O gün her nefs yaptığı hayırdan hazır bulundurulanı ve yaptığı kötülükten hazır bulundurulanı bulur; onunla kendi arasında uzak bir süre olmasını ister. Allah sizi kendi nefsinden sakındırır. Allah kullara Raûf'tur.

  11. 313:31/200·Âl-i İmrân

    قل إن كنتم تحبون الله فاتبعوني يحببكم الله ويغفر لكم ذنوبكم ۗ والله غفور رحيم

    De ki: "Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah Gafûr'dur, Rahîm'dir."

  12. 323:32/200·Âl-i İmrân

    قل أطيعوا الله والرسول ۖ فإن تولوا فإن الله لا يحب الكافرين

    De: Allah'a ve elçiye itaat et. Eğer yüz çevirdiyse, Allah kâfirleri sevmez.

  13. 333:33/200·Âl-i İmrân

    ۞ إن الله اصطفى آدم ونوحا وآل إبراهيم وآل عمران على العالمين

    Allah, Âdem'i, Nûh'u, İbrâhîm'in hanedanını ve İmrân'ın hanedanını âlemler üzerine seçti.

  14. 343:34/200·Âl-i İmrân

    ذرية بعضها من بعض ۗ والله سميع عليم

    Bir soy, bazısı bazıdan; ve Allah Semî', Alîm.

  15. 353:35/200·Âl-i İmrân

    إذ قالت امرأت عمران رب إني نذرت لك ما في بطني محررا فتقبل مني ۖ إنك أنت السميع العليم

    Hani İmrân’ın karısı demişti: Rabbim, karnımdakini yalnız Sana adanmış olarak adadım, benden kabul buyur; Sen Semî'sin, Alîm'sin.

  16. 363:36/200·Âl-i İmrân

    فلما وضعتها قالت رب إني وضعتها أنثى والله أعلم بما وضعت وليس الذكر كالأنثى ۖ وإني سميتها مريم وإني أعيذها بك وذريتها من الشيطان الرجيم

    Onu koyunca dedi ki: "Rabbim, ben onu dişi koydum." Allah onun ne koyduğunu daha iyi bilir. Erkek dişi gibi değildir. "Ben onu Meryem diye adlandırdım. Ben onu ve soyunu kovulmuş şeytandan Sana sığındırırım."

  17. 373:37/200·Âl-i İmrân

    فتقبلها ربها بقبول حسن وأنبتها نباتا حسنا وكفلها زكريا ۖ كلما دخل عليها زكريا المحراب وجد عندها رزقا ۖ قال يا مريم أنى لك هذا ۖ قالت هو من عند الله ۖ إن الله يرزق من يشاء بغير حساب

    Rabbi onu güzel bir kabulle kabul etti, onu güzel bir bitki gibi bitirdi ve Zekeriyâ'yı onun himayesine verdi. Zekeriyâ ne zaman mihraba onun üzerine girse, katında bir rızık buldu. "Meryem, bu nasıl senin için?" dedi. "O, Allah katındandır." dedi. Allah dilediğine hesapsız rızık verir.

  18. 383:38/200·Âl-i İmrân

    هنالك دعا زكريا ربه ۖ قال رب هب لي من لدنك ذرية طيبة ۖ إنك سميع الدعاء

    Orada Zekeriyâ Rabbine dua etti, dedi ki: Rabbim, bana katından güzel bir soy bağışla; sen duayı işitensin.

  19. 393:39/200·Âl-i İmrân

    فنادته الملائكة وهو قائم يصلي في المحراب أن الله يبشرك بيحيى مصدقا بكلمة من الله وسيدا وحصورا ونبيا من الصالحين

    Melekler ona seslendi. O, mihrapta ayakta durup namaz kılıyordu: "Allah sana, kendinden bir sözü doğrulayıcı, efendi, iffetli ve salihlerden bir peygamber olarak Yahyâ'yı müjdeliyor."

  20. 403:40/200·Âl-i İmrân

    قال رب أنى يكون لي غلام وقد بلغني الكبر وامرأتي عاقر ۖ قال كذلك الله يفعل ما يشاء

    Dedi: "Rabbim, bana ihtiyarlık ulaşmışken ve kadınım kısırken nasıl bir oğlum olur?" Dedi: "İşte o şekilde, Allah dilediği şeyi yapar."

  1. 413:41/200·Âl-i İmrân

    قال رب اجعل لي آية ۖ قال آيتك ألا تكلم الناس ثلاثة أيام إلا رمزا ۗ واذكر ربك كثيرا وسبح بالعشي والإبكار

    Dedi: Rabbim, bana bir âyet kıl. Dedi: senin âyet, üç gün insanlarla ancak işaretle konuşmamaktır. Rabbini çok an, akşam ve sabah tesbih et.

  2. 423:42/200·Âl-i İmrân

    وإذ قالت الملائكة يا مريم إن الله اصطفاك وطهرك واصطفاك على نساء العالمين

    Hani melekler dedi: Meryem, Allah seni seçti, seni arındırdı ve seni âlemlerin kadınları üzerine seçti.

  3. 433:43/200·Âl-i İmrân

    يا مريم اقنتي لربك واسجدي واركعي مع الراكعين

    Meryem! Rabbine kânit ol, secde et ve rükû edenlerle rükû et.

  4. 443:44/200·Âl-i İmrân

    ذلك من أنباء الغيب نوحيه إليك ۚ وما كنت لديهم إذ يلقون أقلامهم أيهم يكفل مريم وما كنت لديهم إذ يختصمون

    İşte o, gayb haberlerindendir; onu sana vahyederiz. Hani kalemlerini atarlar - hangisi Meryem'in bakımını üstlenir - sen onların yanında değildin; ve hani çekişirler, sen onların yanında değildin.

  5. 453:45/200·Âl-i İmrân

    إذ قالت الملائكة يا مريم إن الله يبشرك بكلمة منه اسمه المسيح عيسى ابن مريم وجيها في الدنيا والآخرة ومن المقربين

    Hani melekler demişti: "Ey Meryem! Allah sana kendisinden bir sözü müjdeliyor. Adı Meryem oğlu Îsâ Mesîh'tir. Dünyada da ahirette de itibarlıdır ve yaklaştırılmışlardandır."

  6. 463:46/200·Âl-i İmrân

    ويكلم الناس في المهد وكهلا ومن الصالحين

    İnsanlarla beşikte de yetişkinken de konuşur ve salihlerdendir.

  7. 473:47/200·Âl-i İmrân

    قالت رب أنى يكون لي ولد ولم يمسسني بشر ۖ قال كذلك الله يخلق ما يشاء ۚ إذا قضى أمرا فإنما يقول له كن فيكون

    Dedi ki: "Rabbim, bana nasıl çocuk olur? Bana bir beşer dokunmamışken." Dedi ki: "İşte böyle, Allah dilediği şeyi yaratır. Bir işe hükmettiği zaman, ona yalnız 'Ol' der, o da oluverir."

  8. 483:48/200·Âl-i İmrân

    ويعلمه الكتاب والحكمة والتوراة والإنجيل

    Ona kitabı, hikmeti, Tevrât'ı ve İncîl'i öğretecek.

  9. 493:49/200·Âl-i İmrân

    ورسولا إلى بني إسرائيل أني قد جئتكم بآية من ربكم ۖ أني أخلق لكم من الطين كهيئة الطير فأنفخ فيه فيكون طيرا بإذن الله ۖ وأبرئ الأكمه والأبرص وأحيي الموتى بإذن الله ۖ وأنبئكم بما تأكلون وما تدخرون في بيوتكم ۚ إن في ذلك لآية لكم إن كنتم مؤمنين

    İsrâîl oğullarına bir elçi olarak: "Ben size Rabbinizden bir âyetle geldim. Ben size çamurdan kuş şekline benzer bir şey yaratır, ona üflerim, o da Allah'ın izniyle kuş olur. Anadan doğma körü ve alaca hastasını iyileştirir, ölüleri Allah'ın izniyle diriltirim. Yediklerinizi ve evlerinizde biriktirdiklerinizi size haber veririm. Eğer müminlerseniz, bunda sizin için bir âyet vardır."

  10. 503:50/200·Âl-i İmrân

    ومصدقا لما بين يدي من التوراة ولأحل لكم بعض الذي حرم عليكم ۚ وجئتكم بآية من ربكم فاتقوا الله وأطيعون

    Tevrât'tan ellerim arasında olanı doğrulayıcı olarak; size haram kılınanın bazısını helâl kılmak için; Rabbinizden bir âyetle size geldim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin.

  11. 513:51/200·Âl-i İmrân

    إن الله ربي وربكم فاعبدوه ۗ هذا صراط مستقيم

    Allah benim de Rabbimdir, sizin de Rabbinizdir; öyleyse O'na kulluk edin. Bu dosdoğru sırâttır.

  12. 523:52/200·Âl-i İmrân

    ۞ فلما أحس عيسى منهم الكفر قال من أنصاري إلى الله ۖ قال الحواريون نحن أنصار الله آمنا بالله واشهد بأنا مسلمون

    Îsâ onlardan küfrü sezdiği zaman dedi ki: "Allah'a giden yolda kimler yardımcımdır?" Havariler dedi: "Biz Allah'ın yardımcılarıyız. Allah'a iman ettik; bizim teslim olanlar olduğumuza şahitlik et."

  13. 533:53/200·Âl-i İmrân

    ربنا آمنا بما أنزلت واتبعنا الرسول فاكتبنا مع الشاهدين

    Rabbimiz, indirdiğine iman ettik ve elçiye uyduk; artık bizi şahitlerle yaz.

  14. 543:54/200·Âl-i İmrân

    ومكروا ومكر الله ۖ والله خير الماكرين

    Onlar mekr kurdular, Allah da mekr kurdu. Allah, mekr kuranların en hayırlısıdır.

  15. 553:55/200·Âl-i İmrân

    إذ قال الله يا عيسى إني متوفيك ورافعك إلي ومطهرك من الذين كفروا وجاعل الذين اتبعوك فوق الذين كفروا إلى يوم القيامة ۖ ثم إلي مرجعكم فأحكم بينكم فيما كنتم فيه تختلفون

    Hani Allah demişti: "Ey Îsâ! Seni vefat ettiren, katıma yükselten, küfredenlerden arındıran ve sana uyanları kıyamet gününe kadar küfredenlerin üstünde kılan benim. Sonra dönüşünüz banadır; ayrılığa düştüğünüz şeyde aranızda hükmü ben veririm."

  16. 563:56/200·Âl-i İmrân

    فأما الذين كفروا فأعذبهم عذابا شديدا في الدنيا والآخرة وما لهم من ناصرين

    Küfredenlere gelince, onları dünyada ve ahirette şiddetli bir azapla azaplandıracağım. Onlara yardımcılardan da yoktur.

  17. 573:57/200·Âl-i İmrân

    وأما الذين آمنوا وعملوا الصالحات فيوفيهم أجورهم ۗ والله لا يحب الظالمين

    İman etmiş ve salihleri yapmış olanlara gelince, onlara ecirlerini tastamam verir. Allah zalimleri sevmez.

  18. 583:58/200·Âl-i İmrân

    ذلك نتلوه عليك من الآيات والذكر الحكيم

    İşte onu sana âyetlerden ve Hakîm olan Zikr'den okuyoruz.

  19. 593:59/200·Âl-i İmrân

    إن مثل عيسى عند الله كمثل آدم ۖ خلقه من تراب ثم قال له كن فيكون

    Îsâ'nın Allah katında meseli, Âdem'in meseli gibi: Onu topraktan yarattı, sonra ona 'Ol' dedi, o da olur.

  20. 603:60/200·Âl-i İmrân

    الحق من ربك فلا تكن من الممترين

    Hak Rabbindendir; şüphe edenlerden olma.

  1. 613:61/200·Âl-i İmrân

    فمن حاجك فيه من بعد ما جاءك من العلم فقل تعالوا ندع أبناءنا وأبناءكم ونساءنا ونساءكم وأنفسنا وأنفسكم ثم نبتهل فنجعل لعنت الله على الكاذبين

    Sana gelen bilgiden sonra kim seninle onun hakkında tartışırsa de ki: "Gelin, oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, nefslerimizi ve nefslerinizi çağıralım; sonra lanetleşelim de Allah'ın lanetini yalan söyleyenlerin üzerine kılalım."

  2. 623:62/200·Âl-i İmrân

    إن هذا لهو القصص الحق ۚ وما من إله إلا الله ۚ وإن الله لهو العزيز الحكيم

    Bu, O hakk kıssadır; ve ilâh yoktur ancak Allah; ve Allah, O Azîz Hakîm'dir.

  3. 633:63/200·Âl-i İmrân

    فإن تولوا فإن الله عليم بالمفسدين

    Eğer yüz çevirdilerse, Allah bozguncuları Alîm'dir.

  4. 643:64/200·Âl-i İmrân

    قل يا أهل الكتاب تعالوا إلى كلمة سواء بيننا وبينكم ألا نعبد إلا الله ولا نشرك به شيئا ولا يتخذ بعضنا بعضا أربابا من دون الله ۚ فإن تولوا فقولوا اشهدوا بأنا مسلمون

    De ki: "Ey kitap ehli, aramızda eşit bir söze gelin: Allah'tan başkasına kulluk etmeyelim, O'na hiçbir şeyi şirk koşmayalım, Allah'ın yanında bazımız bazımızı Rab edinmesin." Eğer yüz çevirirlerse, "Teslim olanlar olduğumuza şahit olun" deyin.

  5. 653:65/200·Âl-i İmrân

    يا أهل الكتاب لم تحاجون في إبراهيم وما أنزلت التوراة والإنجيل إلا من بعده ۚ أفلا تعقلون

    Ey kitap ehli! İbrâhîm hakkında niçin tartışıyorsunuz? Tevrât da İncîl de ondan sonra indirilmedi. Hiç akletmez misiniz?

  6. 663:66/200·Âl-i İmrân

    ها أنتم هؤلاء حاججتم فيما لكم به علم فلم تحاجون فيما ليس لكم به علم ۚ والله يعلم وأنتم لا تعلمون

    İşte sizler, hakkında bilginiz olan şeyde tartıştınız; ama hakkında bilginiz olmayan şeyde niye tartışıyorsunuz? Allah bilir, siz bilmezsiniz.

  7. 673:67/200·Âl-i İmrân

    ما كان إبراهيم يهوديا ولا نصرانيا ولكن كان حنيفا مسلما وما كان من المشركين

    İbrâhîm ne Yehûd idi, ne Nasrânî; fakat hanif, teslim olan biriydi ve müşriklerden değildi.

  8. 683:68/200·Âl-i İmrân

    إن أولى الناس بإبراهيم للذين اتبعوه وهذا النبي والذين آمنوا ۗ والله ولي المؤمنين

    Doğrusu insanların İbrâhîm'e en lâyık olanı, ona uyanlar, bu peygamber ve iman edenlerdir. Allah, müminlerin Velî'sidir.

  9. 693:69/200·Âl-i İmrân

    ودت طائفة من أهل الكتاب لو يضلونكم وما يضلون إلا أنفسهم وما يشعرون

    Kitap ehlinden bir grup, sizi saptırabilmeyi istedi. Onlar ancak kendi nefslerini saptırırlar da farkına varmazlar.

  10. 703:70/200·Âl-i İmrân

    يا أهل الكتاب لم تكفرون بآيات الله وأنتم تشهدون

    Ehl-i kitap, Allah'ın âyetlerini niçin küfredersiniz? Oysa siz şahitlik etmektesiniz.

  11. 713:71/200·Âl-i İmrân

    يا أهل الكتاب لم تلبسون الحق بالباطل وتكتمون الحق وأنتم تعلمون

    Ey kitap ehli, bile bile Hakk'ı bâtıla niçin karıştırıyor ve Hakk'ı gizliyorsunuz?

  12. 723:72/200·Âl-i İmrân

    وقالت طائفة من أهل الكتاب آمنوا بالذي أنزل على الذين آمنوا وجه النهار واكفروا آخره لعلهم يرجعون

    Kitap ehlinden bir grup dedi ki: "İman edenlere indirilene gündüzün yüzünde iman edin, âhirinde küfredin; umulur ki dönerler."

  13. 733:73/200·Âl-i İmrân

    ولا تؤمنوا إلا لمن تبع دينكم قل إن الهدى هدى الله أن يؤتى أحد مثل ما أوتيتم أو يحاجوكم عند ربكم ۗ قل إن الفضل بيد الله يؤتيه من يشاء ۗ والله واسع عليم

    Dininize uyandan başkasına iman etmeyin." De ki: "Hidayet, Allah'ın hidayetidir." Size verilenin benzeri birine verilecek diye veya Rabbinizin katında sizinle tartışacaklar diye mi? De ki: "Lütuf Allah'ın elindedir, onu dilediğine verir." Allah Vâsi'dir, Alîm'dir.

  14. 743:74/200·Âl-i İmrân

    يختص برحمته من يشاء ۗ والله ذو الفضل العظيم

    Rahmetini dilediğine tahsis eder. Allah, büyük fazl sahibidir, Azîm'dir.

  15. 753:75/200·Âl-i İmrân

    ۞ ومن أهل الكتاب من إن تأمنه بقنطار يؤده إليك ومنهم من إن تأمنه بدينار لا يؤده إليك إلا ما دمت عليه قائما ۗ ذلك بأنهم قالوا ليس علينا في الأميين سبيل ويقولون على الله الكذب وهم يعلمون

    Ehl-i kitaptan öylesi vardır ki, ona bir kantar güvenip bıraksan onu sana edâ eder. Onlardan öylesi de vardır ki, ona bir dinar güvenip bıraksan, üzerine dikilip durmadıkça onu sana edâ etmez. Bunun sebebi, onların: "Ümmîlere karşı üzerimize bir yol yoktur." demiş olmalarıdır. Onlar bilip dururken Allah'a karşı yalan söylerler.

  16. 763:76/200·Âl-i İmrân

    بلى من أوفى بعهده واتقى فإن الله يحب المتقين

    Hayır, aksine kim ahdini tam yerine getirir ve sakınırsa, Allah takva sahiplerini sever.

  17. 773:77/200·Âl-i İmrân

    إن الذين يشترون بعهد الله وأيمانهم ثمنا قليلا أولئك لا خلاق لهم في الآخرة ولا يكلمهم الله ولا ينظر إليهم يوم القيامة ولا يزكيهم ولهم عذاب أليم

    Allah'a verdikleri ahdi ve yeminlerini az bir bedele satanlar var ya, işte onlar için ahirette hiçbir nasip yoktur. Allah kıyamet günü onlarla konuşmaz, onlara bakmaz ve onları arındırmaz. Onlar için acıklı bir azap vardır.

  18. 783:78/200·Âl-i İmrân

    وإن منهم لفريقا يلوون ألسنتهم بالكتاب لتحسبوه من الكتاب وما هو من الكتاب ويقولون هو من عند الله وما هو من عند الله ويقولون على الله الكذب وهم يعلمون

    Onlardan bir grup var ki, dillerini kitaba eğip bükerler, onu kitaptan sanasınız diye. O kitaptan değildir. "O Allah katındandır" derler. O Allah katından değildir. Bile bile Allah üzerine yalan söylerler.

  19. 793:79/200·Âl-i İmrân

    ما كان لبشر أن يؤتيه الله الكتاب والحكم والنبوة ثم يقول للناس كونوا عبادا لي من دون الله ولكن كونوا ربانيين بما كنتم تعلمون الكتاب وبما كنتم تدرسون

    Allah'ın kendisine kitap, hüküm ve nübüvvet verdiği bir beşerin, sonra insanlara "Allah'tan başka bana kullar olun" demesi olmaz; fakat "Kitabı öğretmekte ve ders okumakta olduğunuzla Rabbânîler olun" der.

  20. 803:80/200·Âl-i İmrân

    ولا يأمركم أن تتخذوا الملائكة والنبيين أربابا ۗ أيأمركم بالكفر بعد إذ أنتم مسلمون

    Size melekleri ve peygamberleri rabler edinmeyi emretmez. Size teslim olmuşken sonra küfrü mü emreder?

  1. 813:81/200·Âl-i İmrân

    وإذ أخذ الله ميثاق النبيين لما آتيتكم من كتاب وحكمة ثم جاءكم رسول مصدق لما معكم لتؤمنن به ولتنصرنه ۚ قال أأقررتم وأخذتم على ذلكم إصري ۖ قالوا أقررنا ۚ قال فاشهدوا وأنا معكم من الشاهدين

    Hani Allah peygamberlerden kesin söz almıştı: Size kitap ve hikmetten verdiklerime bağlı olarak, sonra yanınızdakini doğrulayıcı bir elçi geldiğinde ona iman edip ona yardım edeceksiniz. Dedi: "İkrar edip bu hususta ağır yükümü aldınız mı?" Dediler: "İkrar ettik." Dedi: "Şahit olun, ben de sizinle şahitlerdenim."

  2. 823:82/200·Âl-i İmrân

    فمن تولى بعد ذلك فأولئك هم الفاسقون

    Kim bundan sonra yüz çevirirse, işte onlar fâsıkların ta kendileridir.

  3. 833:83/200·Âl-i İmrân

    أفغير دين الله يبغون وله أسلم من في السماوات والأرض طوعا وكرها وإليه يرجعون

    Allah'ın dininden başkasını mı arıyorlar? Oysa göklerde ve yerde kim varsa isteyerek de istemeyerek de O'na teslim olmuştur ve O'na döndürüleceklerdir.

  4. 843:84/200·Âl-i İmrân

    قل آمنا بالله وما أنزل علينا وما أنزل على إبراهيم وإسماعيل وإسحاق ويعقوب والأسباط وما أوتي موسى وعيسى والنبيون من ربهم لا نفرق بين أحد منهم ونحن له مسلمون

    De ki: "Allah'a, bize indirilene, İbrâhîm'e, İsmâîl'e, İshâk'a, Ya'kûb'a ve torunlara indirilene, Mûsâ'ya, Îsâ'ya ve peygamberlere Rablerinden verilene iman ettik. Onlardan hiçbiri arasında ayırım yapmayız. Biz O'na teslim olanlarız."

  5. 853:85/200·Âl-i İmrân

    ومن يبتغ غير الإسلام دينا فلن يقبل منه وهو في الآخرة من الخاسرين

    Kim İslâm'dan başka bir din ararsa, asla ondan kabul edilmeyecek ve o, Âhir'de hüsrana uğrayanlardan olacak.

  6. 863:86/200·Âl-i İmrân

    كيف يهدي الله قوما كفروا بعد إيمانهم وشهدوا أن الرسول حق وجاءهم البينات ۚ والله لا يهدي القوم الظالمين

    Allah, imanlarından sonra küfreden, elçinin Hakk olduğuna şahitlik eden ve kendilerine beyyineler gelen bir kavme nasıl yol göstersin? Allah, zalimler kavmine yol göstermez.

  7. 873:87/200·Âl-i İmrân

    أولئك جزاؤهم أن عليهم لعنة الله والملائكة والناس أجمعين

    İşte onların karşılığı, Allah'ın, meleklerin ve insanların hepsinin lanetinin üzerlerine olmasıdır.

  8. 883:88/200·Âl-i İmrân

    خالدين فيها لا يخفف عنهم العذاب ولا هم ينظرون

    Orada ebedî kalandırlar. Onlardan azap hafifletilmez, onlar bakılmazlar da.

  9. 893:89/200·Âl-i İmrân

    إلا الذين تابوا من بعد ذلك وأصلحوا فإن الله غفور رحيم

    Ancak bundan sonra tevbe edenler ve ıslah edenler müstesna; artık Allah Gafûr'dur, Rahîm'dir.

  10. 903:90/200·Âl-i İmrân

    إن الذين كفروا بعد إيمانهم ثم ازدادوا كفرا لن تقبل توبتهم وأولئك هم الضالون

    İmanlarından sonra küfreden, sonra da küfürde daha da artanların tevbeleri asla kabul olunmaz. İşte onlar, sapkınların ta kendileridir.

  11. 913:91/200·Âl-i İmrân

    إن الذين كفروا وماتوا وهم كفار فلن يقبل من أحدهم ملء الأرض ذهبا ولو افتدى به ۗ أولئك لهم عذاب أليم وما لهم من ناصرين

    Küfredenler ve kâfir olarak ölenler var ya, onlardan biri yer dolusu altın fidye verse dahi asla kabul edilmez. İşte onlar için acıklı bir azap vardır ve onların hiçbir yardımcısı da yoktur.

  12. 923:92/200·Âl-i İmrân

    لن تنالوا البر حتى تنفقوا مما تحبون ۚ وما تنفقوا من شيء فإن الله به عليم

    Sevdiğiniz şeylerden infak etmedikçe birre asla ulaşamazsınız. Ne infak ederseniz, Allah onu Alîm'dir.

  13. 933:93/200·Âl-i İmrân

    ۞ كل الطعام كان حلا لبني إسرائيل إلا ما حرم إسرائيل على نفسه من قبل أن تنزل التوراة ۗ قل فأتوا بالتوراة فاتلوها إن كنتم صادقين

    Tevrât indirilmeden önce İsrail'in kendi nefsine haram kıldığı şeyler dışında, her yemek İsrailoğullarına helal idi. De ki: "Eğer doğru sözlü iseniz, Tevrât'ı getirin de onu okuyun."

  14. 943:94/200·Âl-i İmrân

    فمن افترى على الله الكذب من بعد ذلك فأولئك هم الظالمون

    Artık bundan sonra kim Allah'a karşı yalan uydurursa, işte onlar zalimlerin ta kendileridir.

  15. 953:95/200·Âl-i İmrân

    قل صدق الله ۗ فاتبعوا ملة إبراهيم حنيفا وما كان من المشركين

    De ki: "Allah doğru söyledi. İbrâhîm'in hanif milletine uyun. O müşriklerden değildi."

  16. 963:96/200·Âl-i İmrân

    إن أول بيت وضع للناس للذي ببكة مباركا وهدى للعالمين

    İnsanlar için konulan ilk ev Bekke'deki mübarek ve âlemlere hidayet olandır.

  17. 973:97/200·Âl-i İmrân

    فيه آيات بينات مقام إبراهيم ۖ ومن دخله كان آمنا ۗ ولله على الناس حج البيت من استطاع إليه سبيلا ۚ ومن كفر فإن الله غني عن العالمين

    Orada, apaçık âyetler, İbrâhîm'in makamı vardır. Kim oraya girerse, güvende olur. Yoluna güç yetirenin evi haccetmesi, insanlar üzerinde Allah için bir haktır. Kim küfrederse, Allah âlemlerden Ğaniyy'dir.

  18. 983:98/200·Âl-i İmrân

    قل يا أهل الكتاب لم تكفرون بآيات الله والله شهيد على ما تعملون

    De ki: "Ey kitap ehli! Allah'ın âyetlerini niçin küfredersiniz? Allah, yaptıklarınız üzerine Şehîd'dir."

  19. 993:99/200·Âl-i İmrân

    قل يا أهل الكتاب لم تصدون عن سبيل الله من آمن تبغونها عوجا وأنتم شهداء ۗ وما الله بغافل عما تعملون

    De ki: "Ey kitap ehli! Niçin iman edenleri Allah'ın yolundan alıkoyuyorsunuz? O yolu eğrilikle arıyorsunuz; oysa siz şahitlersiniz. Allah, yaptıklarınızdan gafil değildir."

  20. 1003:100/200·Âl-i İmrân

    يا أيها الذين آمنوا إن تطيعوا فريقا من الذين أوتوا الكتاب يردوكم بعد إيمانكم كافرين

    Ey iman edenler! Eğer kendilerine kitap verilenlerden bir gruba itaat ederseniz, sizi îmânınızdan sonra kâfir olarak döndürürler.

  1. 1013:101/200·Âl-i İmrân

    وكيف تكفرون وأنتم تتلى عليكم آيات الله وفيكم رسوله ۗ ومن يعتصم بالله فقد هدي إلى صراط مستقيم

    Size Allah'ın âyetleri okunup dururken ve O'nun elçisi de içinizdeyken nasıl küfredersiniz? Kim Allah'a sımsıkı sarılırsa, dosdoğru sırâta iletilmiştir.

  2. 1023:102/200·Âl-i İmrân

    يا أيها الذين آمنوا اتقوا الله حق تقاته ولا تموتن إلا وأنتم مسلمون

    Ey iman edenler! Allah'tan, O'ndan hakkıyla sakınılması gerektiği gibi sakının ve siz ancak Müslümanlar olarak ölün.

  3. 1033:103/200·Âl-i İmrân

    واعتصموا بحبل الله جميعا ولا تفرقوا ۚ واذكروا نعمت الله عليكم إذ كنتم أعداء فألف بين قلوبكم فأصبحتم بنعمته إخوانا وكنتم على شفا حفرة من النار فأنقذكم منها ۗ كذلك يبين الله لكم آياته لعلكم تهتدون

    Allah'ın ipine sımsıkı sarılın, hep birlikte; ayrılığa düşmeyin. Allah'ın üzerinizdeki nimetini anın: Hani siz düşmanlardınız da kalplerinizin arasını uzlaştırdı; O'nun nimetiyle kardeşler haline geldiniz. Siz ateşten bir çukurun tam kenarında idiniz de sizi oradan kurtardı. Allah âyetlerini size işte böyle açıklar ki doğru yolu bulasınız.

  4. 1043:104/200·Âl-i İmrân

    ولتكن منكم أمة يدعون إلى الخير ويأمرون بالمعروف وينهون عن المنكر ۚ وأولئك هم المفلحون

    İçinizden hayra çağıran, ma'rûfu emreden ve münkerden men eden bir ümmet bulunsun. İşte onlar, kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.

  5. 1053:105/200·Âl-i İmrân

    ولا تكونوا كالذين تفرقوا واختلفوا من بعد ما جاءهم البينات ۚ وأولئك لهم عذاب عظيم

    Kendilerine beyyineler geldikten sonra ayrılığa düşüp ihtilaf edenler gibi olmayın. İşte onlar için Azîm bir azap vardır.

  6. 1063:106/200·Âl-i İmrân

    يوم تبيض وجوه وتسود وجوه ۚ فأما الذين اسودت وجوههم أكفرتم بعد إيمانكم فذوقوا العذاب بما كنتم تكفرون

    O gün kimi yüzler ağarır, kimi yüzler kararır. Yüzleri kararanlara gelince: 'Îmânınızdan sonra inkâr mı ettiniz? Öyleyse küfretmekte olduğunuz şey sebebiyle tadın azabı.'

  7. 1073:107/200·Âl-i İmrân

    وأما الذين ابيضت وجوههم ففي رحمة الله هم فيها خالدون

    Yüzleri ağaranlara gelince, onlar Allah'ın rahmetindedir, orada ebedî kalıcıdırlar.

  8. 1083:108/200·Âl-i İmrân

    تلك آيات الله نتلوها عليك بالحق ۗ وما الله يريد ظلما للعالمين

    İşte bunlar, Allah'ın âyetleridir; sana Hakk ile okuruz. Allah, âlemlere zulüm dilemez.

  9. 1093:109/200·Âl-i İmrân

    ولله ما في السماوات وما في الأرض ۚ وإلى الله ترجع الأمور

    Göklerde olan da yerde olan da Allah'ındır ve işler Allah'a döner.

  10. 1103:110/200·Âl-i İmrân

    كنتم خير أمة أخرجت للناس تأمرون بالمعروف وتنهون عن المنكر وتؤمنون بالله ۗ ولو آمن أهل الكتاب لكان خيرا لهم ۚ منهم المؤمنون وأكثرهم الفاسقون

    Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; ma'rûfu emreder, münkerden men eder ve Allah'a iman edersiniz. Eğer kitap ehli iman etseydi, kendileri için hayırlı olurdu. Onlardan mümin olanlar vardır, çoğu ise fâsıklardır.

  11. 1113:111/200·Âl-i İmrân

    لن يضروكم إلا أذى ۖ وإن يقاتلوكم يولوكم الأدبار ثم لا ينصرون

    Size eziyetten başka asla zarar veremezler. Sizinle öldürüşürlerse arkalarını dönerler, sonra yardım da olunmazlar.

  12. 1123:112/200·Âl-i İmrân

    ضربت عليهم الذلة أين ما ثقفوا إلا بحبل من الله وحبل من الناس وباءوا بغضب من الله وضربت عليهم المسكنة ۚ ذلك بأنهم كانوا يكفرون بآيات الله ويقتلون الأنبياء بغير حق ۚ ذلك بما عصوا وكانوا يعتدون

    Nerede bulunsalar üzerlerine zillet vuruldu, ancak Allah'tan bir ipe ve insanlardan bir ipe tutunanlar müstesna. Allah'tan bir gazaba uğradılar ve üzerlerine miskinlik vuruldu. Bu, Allah'ın ayetlerini örtmeleri ve peygamberleri haksız yere öldürmeleri sebebiyledir. Bu, isyan etmeleri ve haddi aşmakta olmaları sebebiyledir.

  13. 1133:113/200·Âl-i İmrân

    ۞ ليسوا سواء ۗ من أهل الكتاب أمة قائمة يتلون آيات الله آناء الليل وهم يسجدون

    Ehl-i kitaptan ayakta duran bir ümmet vardır; gecenin vakitlerinde Allah'ın âyetlerini okurlar ve onlar secde ederler.

  14. 1143:114/200·Âl-i İmrân

    يؤمنون بالله واليوم الآخر ويأمرون بالمعروف وينهون عن المنكر ويسارعون في الخيرات وأولئك من الصالحين

    Allah'a ve Âhir güne iman ederler, ma'rûfu emrederler, münkerden men ederler ve hayırlarda yarışırlar. İşte onlar salihlerdendir.

  15. 1153:115/200·Âl-i İmrân

    وما يفعلوا من خير فلن يكفروه ۗ والله عليم بالمتقين

    Yapacakları hiçbir hayır karşılıksız bırakılmayacaktır. Allah, takva sahiplerini bilendir.

  16. 1163:116/200·Âl-i İmrân

    إن الذين كفروا لن تغني عنهم أموالهم ولا أولادهم من الله شيئا ۖ وأولئك أصحاب النار ۚ هم فيها خالدون

    Küfredenlerin malları da çocukları da Allah'tan gelecek hiçbir şey için onlara fayda vermez. İşte onlar ateşin ashâbıdır; onlar orada ebedî kalanlardır.

  17. 1173:117/200·Âl-i İmrân

    مثل ما ينفقون في هذه الحياة الدنيا كمثل ريح فيها صر أصابت حرث قوم ظلموا أنفسهم فأهلكته ۚ وما ظلمهم الله ولكن أنفسهم يظلمون

    Bu dünya hayatında infak ettikleri şeyin meseli, içinde dondurucu soğuk bulunan bir rüzgârın meseli gibidir; o rüzgâr nefislerine zulmeden bir kavmin ekinine isabet etti de onu helâk etti. Allah onlara zulmetmedi, fakat onlar nefislerine zulmediyorlar.

  18. 1183:118/200·Âl-i İmrân

    يا أيها الذين آمنوا لا تتخذوا بطانة من دونكم لا يألونكم خبالا ودوا ما عنتم قد بدت البغضاء من أفواههم وما تخفي صدورهم أكبر ۚ قد بينا لكم الآيات ۖ إن كنتم تعقلون

    Ey iman edenler! Kendi dışınızdakilerden sırdaş edinmeyin. Size bozgunculuktan geri durmazlar, sıkıntıya düşmenizi isterler. Kin ağızlarından açığa çıktı, göğüslerinin gizlediği daha büyüktür. Size ayetleri açıkladık, eğer aklediyorsanız.

  19. 1193:119/200·Âl-i İmrân

    ها أنتم أولاء تحبونهم ولا يحبونكم وتؤمنون بالكتاب كله وإذا لقوكم قالوا آمنا وإذا خلوا عضوا عليكم الأنامل من الغيظ ۚ قل موتوا بغيظكم ۗ إن الله عليم بذات الصدور

    İşte siz, onları seversiniz, onlar sizi sevmezler. Kitabın her şeyine iman edersiniz. Sizinle karşılaştıkları zaman, "İman ettik" dediler. Baş başa gelip geçtikleri zaman, öfkeden size karşı parmak uçlarını ısırdılar. De ki: "Öfkenizle ölün!" Allah, göğüslerin özünü Alîm'dir.

  20. 1203:120/200·Âl-i İmrân

    إن تمسسكم حسنة تسؤهم وإن تصبكم سيئة يفرحوا بها ۖ وإن تصبروا وتتقوا لا يضركم كيدهم شيئا ۗ إن الله بما يعملون محيط

    Size bir iyilik dokunsa onları kötü eder; size bir kötülük isabet etse onunla sevinirler. Eğer sabreder ve sakınırsanız, onların keydi size hiçbir şeyle zarar vermez. Allah yaptıklarını kuşatandır.

  1. 1213:121/200·Âl-i İmrân

    وإذ غدوت من أهلك تبوئ المؤمنين مقاعد للقتال ۗ والله سميع عليم

    Hani, müminleri savaş için oturulacak yerlere yerleştirmek üzere ehlinden erkenden çıkmıştın. Allah Semî'dir, Alîm'dir.

  2. 1223:122/200·Âl-i İmrân

    إذ همت طائفتان منكم أن تفشلا والله وليهما ۗ وعلى الله فليتوكل المؤمنون

    Hani sizden iki grup yılmaya yeltendi. Allah onların Veliyy'idir. Müminler yalnız Allah'a tevekkül etsin.

  3. 1233:123/200·Âl-i İmrân

    ولقد نصركم الله ببدر وأنتم أذلة ۖ فاتقوا الله لعلكم تشكرون

    Allah size Bedr'de yardım etti, siz zelildiniz. Allah'tan sakının, umulur ki şükredersiniz.

  4. 1243:124/200·Âl-i İmrân

    إذ تقول للمؤمنين ألن يكفيكم أن يمدكم ربكم بثلاثة آلاف من الملائكة منزلين

    Hani sen müminlere diyorsun ki: "Rabbinizin sizi üç bin indirilmiş melekle desteklemesi size yetmez mi?"

  5. 1253:125/200·Âl-i İmrân

    بلى ۚ إن تصبروا وتتقوا ويأتوكم من فورهم هذا يمددكم ربكم بخمسة آلاف من الملائكة مسومين

    Evet! Eğer sabreder ve sakınırsanız, onlar da hemen şu anda üzerinize gelseler bile, Rabbiniz size nişanlı beş bin melekle yardım eder.

  6. 1263:126/200·Âl-i İmrân

    وما جعله الله إلا بشرى لكم ولتطمئن قلوبكم به ۗ وما النصر إلا من عند الله العزيز الحكيم

    Allah onu ancak size bir müjde kıldı ve kalpleriniz onunla mutmain olsun diye kıldı. Yardım ancak Azîz, Hakîm Allah'ın katındandır.

  7. 1273:127/200·Âl-i İmrân

    ليقطع طرفا من الذين كفروا أو يكبتهم فينقلبوا خائبين

    Küfredenlerin bir ucunu kessin veya onları alçaltsın da eli boş olarak dönüversinler diye.

  8. 1283:128/200·Âl-i İmrân

    ليس لك من الأمر شيء أو يتوب عليهم أو يعذبهم فإنهم ظالمون

    İşten sana bir şey düşmez; onların tevbesini kabul eder veya onlara azap eder. Çünkü onlar zalimdirler.

  9. 1293:129/200·Âl-i İmrân

    ولله ما في السماوات وما في الأرض ۚ يغفر لمن يشاء ويعذب من يشاء ۚ والله غفور رحيم

    Göklerde ve yerde olan şeyler Allah'ındır. Dilediğini bağışlar, dilediğine azaplandırır. Allah Gafûr'dur, Rahîm'dir.

  10. 1303:130/200·Âl-i İmrân

    يا أيها الذين آمنوا لا تأكلوا الربا أضعافا مضاعفة ۖ واتقوا الله لعلكم تفلحون

    Ey iman edenler! Ribâyı kat kat artırılmış olarak yemeyin. Allah'tan sakının ki kurtuluşa eresiniz.

  11. 1313:131/200·Âl-i İmrân

    واتقوا النار التي أعدت للكافرين

    Kâfirler için hazırlanmış ateşten sakının.

  12. 1323:132/200·Âl-i İmrân

    وأطيعوا الله والرسول لعلكم ترحمون

    Allah'a ve elçiye itaat edin, umulur ki merhamet olunursunuz.

  13. 1333:133/200·Âl-i İmrân

    ۞ وسارعوا إلى مغفرة من ربكم وجنة عرضها السماوات والأرض أعدت للمتقين

    Rabbinizden bir bağışlanmaya ve genişliği göklerle yer olan, takva sahipleri için hazırlanmış cennete yarışırcasına koşun.

  14. 1343:134/200·Âl-i İmrân

    الذين ينفقون في السراء والضراء والكاظمين الغيظ والعافين عن الناس ۗ والله يحب المحسنين

    Onlar ki bollukta da darlıkta da infak ederler, öfkelerini yenerler, insanları affederler. Allah da muhsinleri sever.

  15. 1353:135/200·Âl-i İmrân

    والذين إذا فعلوا فاحشة أو ظلموا أنفسهم ذكروا الله فاستغفروا لذنوبهم ومن يغفر الذنوب إلا الله ولم يصروا على ما فعلوا وهم يعلمون

    Onlar ki, bir hayâsızlık yaptıklarında veya kendi nefslerine zulmettiklerinde Allah'ı anarlar da günahları için bağışlanma dilerler; günahları Allah'tan başka kim bağışlar? Yaptıkları üzerine, bildikleri hâlde ısrar etmezler.

  16. 1363:136/200·Âl-i İmrân

    أولئك جزاؤهم مغفرة من ربهم وجنات تجري من تحتها الأنهار خالدين فيها ۚ ونعم أجر العاملين

    İşte onların karşılığı, Rablerinden bir bağışlanma ve altından ırmaklar akan cennetlerdir. Orada ebedî kalanlardır onlar. Ne güzeldir o yapanların ecri!

  17. 1373:137/200·Âl-i İmrân

    قد خلت من قبلكم سنن فسيروا في الأرض فانظروا كيف كان عاقبة المكذبين

    Sizden önce yasalar gelip geçti; yeryüzünde yürüyün de yalanlayanların akıbeti nasıl oldu, bakın.

  18. 1383:138/200·Âl-i İmrân

    هذا بيان للناس وهدى وموعظة للمتقين

    Bu, insanlar için açıklama, hidayet ve takva sahipleri için öğüttür.

  19. 1393:139/200·Âl-i İmrân

    ولا تهنوا ولا تحزنوا وأنتم الأعلون إن كنتم مؤمنين

    Gevşemeyin ve üzülmeyin, eğer müminseniz üstün olan sizsiniz.

  20. 1403:140/200·Âl-i İmrân

    إن يمسسكم قرح فقد مس القوم قرح مثله ۚ وتلك الأيام نداولها بين الناس وليعلم الله الذين آمنوا ويتخذ منكم شهداء ۗ والله لا يحب الظالمين

    Eğer size bir yara dokunduysa, o kavme de benzeri bir yara dokunmuştu. O günleri insanlar arasında nöbetleşe döndürürüz; Allah iman edenleri ayırt etsin ve sizden şahitler edinsin diye. Allah zalimleri sevmez.

  1. 1413:141/200·Âl-i İmrân

    وليمحص الله الذين آمنوا ويمحق الكافرين

    Hem Allah iman edenleri arındırsın, hem kâfirleri yok etsin diye.

  2. 1423:142/200·Âl-i İmrân

    أم حسبتم أن تدخلوا الجنة ولما يعلم الله الذين جاهدوا منكم ويعلم الصابرين

    Yoksa Allah, içinizden cihad edenleri bilmeden ve sabredenleri bilmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?

  3. 1433:143/200·Âl-i İmrân

    ولقد كنتم تمنون الموت من قبل أن تلقوه فقد رأيتموه وأنتم تنظرون

    Andolsun ki siz, onunla karşılaşmadan önce ölümü temenni ediyordunuz. İşte onu gördünüz, bakıp duruyorsunuz.

  4. 1443:144/200·Âl-i İmrân

    وما محمد إلا رسول قد خلت من قبله الرسل ۚ أفإن مات أو قتل انقلبتم على أعقابكم ۚ ومن ينقلب على عقبيه فلن يضر الله شيئا ۗ وسيجزي الله الشاكرين

    Muhammed ancak bir elçidir. Ondan önce de elçiler gelip geçmiştir. Eğer ölür veya öldürülürse ökçeleriniz üzerine döner misiniz? Kim ökçeleri üzerine dönerse Allah'a hiçbir şeye zarar veremez. Allah şükredenlere karşılığını verecektir.

  5. 1453:145/200·Âl-i İmrân

    وما كان لنفس أن تموت إلا بإذن الله كتابا مؤجلا ۗ ومن يرد ثواب الدنيا نؤته منها ومن يرد ثواب الآخرة نؤته منها ۚ وسنجزي الشاكرين

    Allah'ın izni olmadan hiçbir nefsin ölmesi söz konusu değildir; belirlenmiş süreli bir kitaptır. Kim dünya sevabını dilerse, ona ondan veririz. Kim de âhiret sevabını dilerse, ona ondan veririz. Biz şükredenlere karşılığını vereceğiz.

  6. 1463:146/200·Âl-i İmrân

    وكأين من نبي قاتل معه ربيون كثير فما وهنوا لما أصابهم في سبيل الله وما ضعفوا وما استكانوا ۗ والله يحب الصابرين

    Nice peygamber savaştı; beraberinde çokça Rabbe adanmış kimse vardı. Allah yolunda kendilerine isabet eden şeyden ötürü gevşemediler, zayıflamadılar ve boyun eğmediler. Allah, sabredenleri sever.

  7. 1473:147/200·Âl-i İmrân

    وما كان قولهم إلا أن قالوا ربنا اغفر لنا ذنوبنا وإسرافنا في أمرنا وثبت أقدامنا وانصرنا على القوم الكافرين

    Sözleri, 'Rabbimiz, günahlarımızı ve işimizdeki aşırılığımızı bağışla, ayaklarımızı sabit kıl ve kâfir kavme karşı bize yardım et' demekten başka bir şey olmadı.

  8. 1483:148/200·Âl-i İmrân

    فآتاهم الله ثواب الدنيا وحسن ثواب الآخرة ۗ والله يحب المحسنين

    Allah onlara dünya sevabını ve âhiret sevabının güzelliğini verdi. Allah muhsinleri sever.

  9. 1493:149/200·Âl-i İmrân

    يا أيها الذين آمنوا إن تطيعوا الذين كفروا يردوكم على أعقابكم فتنقلبوا خاسرين

    Ey iman edenler! Eğer küfredenlere itaat ederseniz, sizi ökçeleriniz üzerine döndürürler de hüsrana uğrayanlar olarak dönersiniz.

  10. 1503:150/200·Âl-i İmrân

    بل الله مولاكم ۖ وهو خير الناصرين

    Aksine, Allah sizin Mevlâ'nızdır. O, yardımcıların en hayırlısıdır.

  11. 1513:151/200·Âl-i İmrân

    سنلقي في قلوب الذين كفروا الرعب بما أشركوا بالله ما لم ينزل به سلطانا ۖ ومأواهم النار ۚ وبئس مثوى الظالمين

    Küfredenlerin kalplerine korku salacağız; o şey ki Allah'a şirk koştular, onun hakkında hiçbir delil indirmedi. Barınakları ateştir. Vay hallerine o zalimlerin barınağı ne kötüdür!

  12. 1523:152/200·Âl-i İmrân

    ولقد صدقكم الله وعده إذ تحسونهم بإذنه ۖ حتى إذا فشلتم وتنازعتم في الأمر وعصيتم من بعد ما أراكم ما تحبون ۚ منكم من يريد الدنيا ومنكم من يريد الآخرة ۚ ثم صرفكم عنهم ليبتليكم ۖ ولقد عفا عنكم ۗ والله ذو فضل على المؤمنين

    Andolsun ki Allah size vaadinde doğru söyledi; hani O'nun izniyle onları öldürüyordunuz. Ta ki yıldığınız, işte çekiştiğiniz ve sevdiğiniz şeyi size gösterdikten sonra isyan ettiğiniz zamana kadar. Sizden dünyayı dileyen var, sizden Âhiret'i dileyen var. Sonra sizi imtihan etmek için onlardan uzaklaştırdı. Andolsun ki sizi affetti. Allah, müminler üzerine lütuf sahibidir.

  13. 1533:153/200·Âl-i İmrân

    ۞ إذ تصعدون ولا تلوون على أحد والرسول يدعوكم في أخراكم فأثابكم غما بغم لكيلا تحزنوا على ما فاتكم ولا ما أصابكم ۗ والله خبير بما تعملون

    Hani uzaklaşıyordunuz, hiçbir bire dönüp bakmıyordunuz. Oysa elçi, arkanızdan sizi çağırıyordu. Böylece Allah, elinizden kaçana da isabet edene de üzülmeyesiniz diye, size keder üstüne kederle karşılık verdi. Allah, yaptıklarınızdan Habîr'dir.

  14. 1543:154/200·Âl-i İmrân

    ثم أنزل عليكم من بعد الغم أمنة نعاسا يغشى طائفة منكم ۖ وطائفة قد أهمتهم أنفسهم يظنون بالله غير الحق ظن الجاهلية ۖ يقولون هل لنا من الأمر من شيء ۗ قل إن الأمر كله لله ۗ يخفون في أنفسهم ما لا يبدون لك ۖ يقولون لو كان لنا من الأمر شيء ما قتلنا هاهنا ۗ قل لو كنتم في بيوتكم لبرز الذين كتب عليهم القتل إلى مضاجعهم ۖ وليبتلي الله ما في صدوركم وليمحص ما في قلوبكم ۗ والله عليم بذات الصدور

    Sonra kederin ardından üzerinize bir güven, bir uyuklama indirdi ki, sizden bir grubu kaplıyordu. Bir grup da nefsleri kendilerini kaygılandırmıştı. Allah hakkında haksız yere cahiliye zannı zannediyorlar, "İşten bize bir şey var mı?" diyorlar. De ki: "İşin hepsi Allah'ın." Nefslerinde sana açığa vurmadıkları şeyi gizliyorlar, "İşten bize bir şey olsaydı burada öldürülmezdik," diyorlar. De ki: "Evlerinizde olsaydınız, üzerlerine öldürme yazılanlar yataklarına çıkarlardı." Allah, göğüslerinizde olanı imtihan etsin ve kalplerinizde olanı arındırsın. Allah, göğüslerin özünü Alîm'dir.

  15. 1553:155/200·Âl-i İmrân

    إن الذين تولوا منكم يوم التقى الجمعان إنما استزلهم الشيطان ببعض ما كسبوا ۖ ولقد عفا الله عنهم ۗ إن الله غفور حليم

    İki topluluğun karşılaştığı gün, içinizden yüz çevirip gidenleri, kazandıkları bazı şeyler sebebiyle şeytan ayaklarını kaydırdı. Allah onları affetti. Allah Gafûr'dur, Halîm'dir.

  16. 1563:156/200·Âl-i İmrân

    يا أيها الذين آمنوا لا تكونوا كالذين كفروا وقالوا لإخوانهم إذا ضربوا في الأرض أو كانوا غزى لو كانوا عندنا ما ماتوا وما قتلوا ليجعل الله ذلك حسرة في قلوبهم ۗ والله يحيي ويميت ۗ والله بما تعملون بصير

    Ey iman edenler! Küfredip de kardeşleri yere vurduğu veya gazi oldukları zaman: "Eğer katımızda olsalardı ölmezlerdi ve öldürülmezlerdi." diyenler gibi olmayın. Allah bunu kalplerinde bir pişmanlık kılacaktır. Allah diriltir ve öldürür. Allah yaptıklarınızı Basîr'dir.

  17. 1573:157/200·Âl-i İmrân

    ولئن قتلتم في سبيل الله أو متم لمغفرة من الله ورحمة خير مما يجمعون

    Eğer Allah yolunda öldürülür veya ölürseniz, Allah'tan bir bağışlanma ve rahmet, onların topladığı şeylerden hayırdır.

  18. 1583:158/200·Âl-i İmrân

    ولئن متم أو قتلتم لإلى الله تحشرون

    Eğer ölür veya öldürülürseniz, Allah'a haşredilirsiniz.

  19. 1593:159/200·Âl-i İmrân

    فبما رحمة من الله لنت لهم ۖ ولو كنت فظا غليظ القلب لانفضوا من حولك ۖ فاعف عنهم واستغفر لهم وشاورهم في الأمر ۖ فإذا عزمت فتوكل على الله ۚ إن الله يحب المتوكلين

    Allah'tan bir rahmet sebebiyledir ki onlara yumuşak oldun. Eğer kaba, katı kalpli olsaydın çevrenden dağılırlardı. Onları affet, onlar için bağışlanma dile ve işte onlarla danış. Kesin karar verdiğinde de Allah'a tevekkül et. Allah tevekkül edenleri sever.

  20. 1603:160/200·Âl-i İmrân

    إن ينصركم الله فلا غالب لكم ۖ وإن يخذلكم فمن ذا الذي ينصركم من بعده ۗ وعلى الله فليتوكل المؤمنون

    Eğer Allah size yardım ederse, sizi yenecek yoktur. Eğer sizi yardımsız bırakırsa, O'ndan sonra size yardım edecek olan kimdir? Müminler yalnızca Allah'a tevekkül etsinler.

  1. 1613:161/200·Âl-i İmrân

    وما كان لنبي أن يغل ۚ ومن يغلل يأت بما غل يوم القيامة ۚ ثم توفى كل نفس ما كسبت وهم لا يظلمون

    Bir peygamberin hıyanet etmesi olmaz. Kim hıyanet ederse kıyamet günü hıyanet ettiği şeyle gelir. Sonra her nefse kazandığı tastamam verilir, onlar zulmedilmezler.

  2. 1623:162/200·Âl-i İmrân

    أفمن اتبع رضوان الله كمن باء بسخط من الله ومأواه جهنم ۚ وبئس المصير

    Allah'ın rızasına uyan kimse, Allah'ın sehat ettiği kimse gibi olur mu? O kimsenin barınağı Cehennem'dir; o ne kötü bir varış yeridir.

  3. 1633:163/200·Âl-i İmrân

    هم درجات عند الله ۗ والله بصير بما يعملون

    Onlar, Allah katında derecelerdir. Allah, yaptıklarınızı Basîr'dir.

  4. 1643:164/200·Âl-i İmrân

    لقد من الله على المؤمنين إذ بعث فيهم رسولا من أنفسهم يتلو عليهم آياته ويزكيهم ويعلمهم الكتاب والحكمة وإن كانوا من قبل لفي ضلال مبين

    Allah müminlere lütufta bulundu: hani onlara kendi nefslerinden bir elçi gönderdi; onlara âyetlerini okur, onları arındırır, onlara kitabı ve hikmeti öğretir. Oysa onlar, bundan önce apaçık bir sapkınlık içindeydi.

  5. 1653:165/200·Âl-i İmrân

    أولما أصابتكم مصيبة قد أصبتم مثليها قلتم أنى هذا ۖ قل هو من عند أنفسكم ۗ إن الله على كل شيء قدير

    Size bir musibet isabet ettiğinde, oysa siz onun iki mislini isabet ettirmiştiniz, 'Bu nereden?' dediniz. De ki: 'O, sizin kendi nefislerinizin katındandır.' Allah her şeye Kadîr'dir.

  6. 1663:166/200·Âl-i İmrân

    وما أصابكم يوم التقى الجمعان فبإذن الله وليعلم المؤمنين

    İki topluluğun karşılaştığı gün size isabet eden şey Allah'ın izniyledir ve müminleri bilsin diyedir.

  7. 1673:167/200·Âl-i İmrân

    وليعلم الذين نافقوا ۚ وقيل لهم تعالوا قاتلوا في سبيل الله أو ادفعوا ۖ قالوا لو نعلم قتالا لاتبعناكم ۗ هم للكفر يومئذ أقرب منهم للإيمان ۚ يقولون بأفواههم ما ليس في قلوبهم ۗ والله أعلم بما يكتمون

    Bir de münâfıklık edenleri ortaya çıkarması içindir. Onlara: "Gelin, Allah yolunda savaşın yahut savunun" denildi. "Savaşmayı bilseydik elbet size uyardık" dediler. Onlar o gün îmândan çok küfre daha yakındılar. Kalplerinde olmayanı ağızlarıyla söylüyorlar. Allah onların gizlediklerini daha iyi bilir.

  8. 1683:168/200·Âl-i İmrân

    الذين قالوا لإخوانهم وقعدوا لو أطاعونا ما قتلوا ۗ قل فادرءوا عن أنفسكم الموت إن كنتم صادقين

    Kardeşlerine, "Bize itaat etselerdi öldürülmezlerdi" deyip oturanlar; de ki: "Doğru sözlü iseniz ölümü kendinizden savın."

  9. 1693:169/200·Âl-i İmrân

    ولا تحسبن الذين قتلوا في سبيل الله أمواتا ۚ بل أحياء عند ربهم يرزقون

    Allah yolunda öldürülenleri ölüler sanma; aksine onlar Rablerinin katında diridirler, rızıklandırılırlar.

  10. 1703:170/200·Âl-i İmrân

    فرحين بما آتاهم الله من فضله ويستبشرون بالذين لم يلحقوا بهم من خلفهم ألا خوف عليهم ولا هم يحزنون

    Allah'ın lütfundan kendilerine verdiğiyle sevinirler; arkalarından henüz kendilerine katılmamış olanlara da müjde verirler ki, onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.

  11. 1713:171/200·Âl-i İmrân

    ۞ يستبشرون بنعمة من الله وفضل وأن الله لا يضيع أجر المؤمنين

    Allah'tan bir nimet ve bir lütuf ile sevinirler; Allah müminlerin ecrini zayi etmez.

  12. 1723:172/200·Âl-i İmrân

    الذين استجابوا لله والرسول من بعد ما أصابهم القرح ۚ للذين أحسنوا منهم واتقوا أجر عظيم

    Kendilerine yara isabet ettikten sonra Allah'a ve Resûl'e icabet edenler; içlerinden ihsân edenler ve takvâ sahipleri için Azîm bir ecir vardır.

  13. 1733:173/200·Âl-i İmrân

    الذين قال لهم الناس إن الناس قد جمعوا لكم فاخشوهم فزادهم إيمانا وقالوا حسبنا الله ونعم الوكيل

    İnsanların kendilerine: "İnsanlar size karşı toplandı, onlardan korkun." demeleri îmânlarını artırdı. "Allah bize yeter, Vekîl ne güzeldir!" dediler.

  14. 1743:174/200·Âl-i İmrân

    فانقلبوا بنعمة من الله وفضل لم يمسسهم سوء واتبعوا رضوان الله ۗ والله ذو فضل عظيم

    Allah'tan bir nimet ve lütuf ile döndüler; onlara hiçbir kötülük dokunmadı ve Allah'ın rızasına uydular. Allah büyük lütuf sahibidir.

  15. 1753:175/200·Âl-i İmrân

    إنما ذلكم الشيطان يخوف أولياءه فلا تخافوهم وخافون إن كنتم مؤمنين

    İşte o, şeytandır; kendi velilerini korkutur. Onlardan korkmayın! Eğer müminler iseniz Benden korkun.

  16. 1763:176/200·Âl-i İmrân

    ولا يحزنك الذين يسارعون في الكفر ۚ إنهم لن يضروا الله شيئا ۗ يريد الله ألا يجعل لهم حظا في الآخرة ۖ ولهم عذاب عظيم

    Küfürde yarışanlar seni üzmesin. Onlar Allah'a hiçbir şeyle zarar veremezler. Allah onlara ahirette bir pay vermemeyi diler. Onlar için azîm bir azap vardır.

  17. 1773:177/200·Âl-i İmrân

    إن الذين اشتروا الكفر بالإيمان لن يضروا الله شيئا ولهم عذاب أليم

    Onlar ki, îmâna karşılık küfrü satın aldılar. Allah'a asla zarar veremezler; onlar için acıklı bir azap vardır.

  18. 1783:178/200·Âl-i İmrân

    ولا يحسبن الذين كفروا أنما نملي لهم خير لأنفسهم ۚ إنما نملي لهم ليزدادوا إثما ۚ ولهم عذاب مهين

    Küfredenler, onlara mühlet vermemizi nefsleri için hayır sanmasın. Onlara sadece günahları daha da artsın diye mühlet veririz. Onlar için aşağılayıcı bir azap vardır.

  19. 1793:179/200·Âl-i İmrân

    ما كان الله ليذر المؤمنين على ما أنتم عليه حتى يميز الخبيث من الطيب ۗ وما كان الله ليطلعكم على الغيب ولكن الله يجتبي من رسله من يشاء ۖ فآمنوا بالله ورسله ۚ وإن تؤمنوا وتتقوا فلكم أجر عظيم

    Allah müminleri, murdar olanı temiz olandan ayırıncaya dek, sizin üzerinde bulunduğunuz şey üzerine bırakacak değildi. Allah sizi gayba muttali kılacak da değildi, fakat Allah elçilerinden dilediğini seçer. Öyleyse Allah'a ve elçilerine iman edin. Eğer iman eder ve sakınırsanız, size Azîm bir ecir vardır.

  20. 1803:180/200·Âl-i İmrân

    ولا يحسبن الذين يبخلون بما آتاهم الله من فضله هو خيرا لهم ۖ بل هو شر لهم ۖ سيطوقون ما بخلوا به يوم القيامة ۗ ولله ميراث السماوات والأرض ۗ والله بما تعملون خبير

    Allah'ın lütfundan kendilerine verdiği şeyde cimrilik edenler, onu kendileri için hayır sanmasın. Aksine o, kendileri için şerdir. Cimrilik ettikleri şey, kıyamet günü boyunlarına dolanacak. Göklerin ve yerin mirası Allah'ındır. Allah, yaptıklarınızdan Habîr'dir.

  1. 1813:181/200·Âl-i İmrân

    لقد سمع الله قول الذين قالوا إن الله فقير ونحن أغنياء ۘ سنكتب ما قالوا وقتلهم الأنبياء بغير حق ونقول ذوقوا عذاب الحريق

    Doğrusu Allah, "Allah fakirdir, biz ise zenginiz" diyenlerin sözünü işitti. Dediklerini ve peygamberleri haksız yere öldürmelerini yazacağız ve "Tadın yakıcı azabı" diyeceğiz.

  2. 1823:182/200·Âl-i İmrân

    ذلك بما قدمت أيديكم وأن الله ليس بظلام للعبيد

    Bu, ellerinizin önden gönderdiği şeyledir. Allah kullara zulmedici değildir.

  3. 1833:183/200·Âl-i İmrân

    الذين قالوا إن الله عهد إلينا ألا نؤمن لرسول حتى يأتينا بقربان تأكله النار ۗ قل قد جاءكم رسل من قبلي بالبينات وبالذي قلتم فلم قتلتموهم إن كنتم صادقين

    Allah'ın, 'Ateşin yiyeceği bir kurban getirmedikçe hiçbir elçiye iman etmememiz için' bize ahd ettiğini söyleyenler... De ki: 'Benden önce size bembeyaz beyyinelerle ve söylediğiniz şeyle elçiler geldi. Eğer doğru sözlüyseniz, onları niçin öldürdünüz?'

  4. 1843:184/200·Âl-i İmrân

    فإن كذبوك فقد كذب رسل من قبلك جاءوا بالبينات والزبر والكتاب المنير

    Seni yalanladılar da senden önceki elçiler de yalanlandı. Onlar beyyinelerle, zeburlarla ve aydınlatıcı kitapla gelmişlerdi.

  5. 1853:185/200·Âl-i İmrân

    كل نفس ذائقة الموت ۗ وإنما توفون أجوركم يوم القيامة ۖ فمن زحزح عن النار وأدخل الجنة فقد فاز ۗ وما الحياة الدنيا إلا متاع الغرور

    Her nefs ölümü tadıcıdır. Ecirleriniz ancak kıyamet günü size tastamam verilir. Kim ateşten uzaklaştırılıp cennete sokulursa kurtuluşa ermiştir. Dünya hayatı, aldanış geçimliğinden başka bir şey değildir.

  6. 1863:186/200·Âl-i İmrân

    ۞ لتبلون في أموالكم وأنفسكم ولتسمعن من الذين أوتوا الكتاب من قبلكم ومن الذين أشركوا أذى كثيرا ۚ وإن تصبروا وتتقوا فإن ذلك من عزم الأمور

    Andolsun ki mallarınızda ve nefslerinizde imtihan edileceksiniz. Sizden önce kitap verilenlerden ve şirk koşanlardan çok eziyet işiteceksiniz. Eğer sabreder ve sakınırsanız, işte o azim işlerdendir.

  7. 1873:187/200·Âl-i İmrân

    وإذ أخذ الله ميثاق الذين أوتوا الكتاب لتبيننه للناس ولا تكتمونه فنبذوه وراء ظهورهم واشتروا به ثمنا قليلا ۖ فبئس ما يشترون

    Hani Allah kitap verilenlerin kesin sözünü almıştı: "Onu insanlara açıklayacaksınız ve gizlemeyeceksiniz." Sonra onu sırtlarının arkasına attılar ve az bir bedel ile satın aldılar. Ne kötü şey satın alıyorlar.

  8. 1883:188/200·Âl-i İmrân

    لا تحسبن الذين يفرحون بما أتوا ويحبون أن يحمدوا بما لم يفعلوا فلا تحسبنهم بمفازة من العذاب ۖ ولهم عذاب أليم

    Yaptıklarına sevinen, yapmadıklarıyla övülmekten hoşlanan kimseleri azaptan kurtulmuş sanma. Onlar için acıklı bir azap vardır.

  9. 1893:189/200·Âl-i İmrân

    ولله ملك السماوات والأرض ۗ والله على كل شيء قدير

    Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır. Allah her şeye Kadîr'dir.

  10. 1903:190/200·Âl-i İmrân

    إن في خلق السماوات والأرض واختلاف الليل والنهار لآيات لأولي الألباب

    Göklerin ve yerin yaratılışında, geceyle gündüzün ayrılığa düşmesinde, öz-akıl sahipleri için âyetler vardır.

  11. 1913:191/200·Âl-i İmrân

    الذين يذكرون الله قياما وقعودا وعلى جنوبهم ويتفكرون في خلق السماوات والأرض ربنا ما خلقت هذا باطلا سبحانك فقنا عذاب النار

    Onlar ayaktayken, otururken ve yanları üzerindeyken Allah'ı anar, göklerin ve yerin yaratılışına dair düşünürler: "Rabbimiz, bunu bâtıl olarak yaratmadın; Sen münezzehsin, bizi ateşin azabından koru!"

  12. 1923:192/200·Âl-i İmrân

    ربنا إنك من تدخل النار فقد أخزيته ۖ وما للظالمين من أنصار

    Rabbimiz, Sen kimi ateşe sokarsan onu rezil etmiş olursun. Zalimler için yardımcılar yoktur.

  13. 1933:193/200·Âl-i İmrân

    ربنا إننا سمعنا مناديا ينادي للإيمان أن آمنوا بربكم فآمنا ۚ ربنا فاغفر لنا ذنوبنا وكفر عنا سيئاتنا وتوفنا مع الأبرار

    Rabbimiz, biz bir münâdînin 'Rabbinize iman edin!' diye îmâna seslendiğini işittik de iman ettik. Rabbimiz, günahlarımızı bağışla, kötülüklerimizi ört ve bizi ebrâr ile birlikte vefat ettir.

  14. 1943:194/200·Âl-i İmrân

    ربنا وآتنا ما وعدتنا على رسلك ولا تخزنا يوم القيامة ۗ إنك لا تخلف الميعاد

    Rabbimiz! Elçilerin üzerine bize vaat ettiğin şeyi ver ve kıyamet günü bizi rezil etme. Sen vaadinden dönmezsin.

  15. 1953:195/200·Âl-i İmrân

    فاستجاب لهم ربهم أني لا أضيع عمل عامل منكم من ذكر أو أنثى ۖ بعضكم من بعض ۖ فالذين هاجروا وأخرجوا من ديارهم وأوذوا في سبيلي وقاتلوا وقتلوا لأكفرن عنهم سيئاتهم ولأدخلنهم جنات تجري من تحتها الأنهار ثوابا من عند الله ۗ والله عنده حسن الثواب

    Onlara Rableri icabet etti: "Ben, sizden erkek veya dişi ameli yapanın amelini zayi etmem. Bazınız bazınızdandır. Hicret edenler, yurtlarından çıkarılanlar, yolumda eziyet edilenler, öldürenler ve öldürülenler... Onların kötülüklerini onlardan örtüp sileceğim ve onları altından ırmaklar akan cennetlere sokacağım." Allah katından bir sevap olarak. Sevabın güzelliği Allah katındadır.

  16. 1963:196/200·Âl-i İmrân

    لا يغرنك تقلب الذين كفروا في البلاد

    Küfredenlerin beldelerde dönüp dolaşması seni aldatmasın.

  17. 1973:197/200·Âl-i İmrân

    متاع قليل ثم مأواهم جهنم ۚ وبئس المهاد

    Az bir geçimlik, sonra barınakları Cehennem'dir. Ne kötü bir yatak!

  18. 1983:198/200·Âl-i İmrân

    لكن الذين اتقوا ربهم لهم جنات تجري من تحتها الأنهار خالدين فيها نزلا من عند الله ۗ وما عند الله خير للأبرار

    Fakat Rablerine karşı sakınanlar için, altından ırmaklar akan cennetler vardır; orada ebedî kalanlar olarak, Allah katından bir ağırlama olarak. Allah katındaki şey, ebrâr için hayırdır.

  19. 1993:199/200·Âl-i İmrân

    وإن من أهل الكتاب لمن يؤمن بالله وما أنزل إليكم وما أنزل إليهم خاشعين لله لا يشترون بآيات الله ثمنا قليلا ۗ أولئك لهم أجرهم عند ربهم ۗ إن الله سريع الحساب

    Kitap ehlinden, Allah'a, size indirilene ve kendilerine indirilene iman eden, Allah'a huşû içinde olan, Allah'ın âyetlerini az bir bedele satmayan kimseler de vardır. İşte onların ecirleri Rableri katındadır. Allah hesabı hızlı olandır.

  20. 2003:200/200·Âl-i İmrân

    يا أيها الذين آمنوا اصبروا وصابروا ورابطوا واتقوا الله لعلكم تفلحون

    Ey iman edenler, sabredin, sabırda yarışın, nöbet tutun ve Allah'tan sakının; umulur ki kurtuluşa erersiniz.