Kehf sûresi kapak görseli
Sûre 18 · Mekkî

Kehf

Al-Kahf · 110 ayet
الكهف

Mağara arkadaşları, Hızır, Zülkarneyn

بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ

  1. 118:1/110·Kehf

    الحمد لله الذي أنزل على عبده الكتاب ولم يجعل له عوجا ۜ

    Hamd, kuluna kitabı indiren ve onda bir eğrilik kılmayan Allah'adır.

  2. 218:2/110·Kehf

    قيما لينذر بأسا شديدا من لدنه ويبشر المؤمنين الذين يعملون الصالحات أن لهم أجرا حسنا

    Dosdoğru; O'nun katından şiddetli bir azabı uyarmak ve salih ameller işleyen müminlere, kendileri için güzel bir ecir olduğunu müjdelemek üzere.

  3. 318:3/110·Kehf

    ماكثين فيه أبدا

    Orada ebediyen kalıcıdırlar.

  4. 418:4/110·Kehf

    وينذر الذين قالوا اتخذ الله ولدا

    Bir de 'Allah çocuk edindi' diyenleri uyarır.

  5. 518:5/110·Kehf

    ما لهم به من علم ولا لآبائهم ۚ كبرت كلمة تخرج من أفواههم ۚ إن يقولون إلا كذبا

    Ne onların ne de atalarının bu konuda hiçbir bilgisi yoktur. Ağızlarından çıkan söz ne büyük bir iftiradır. Onlar yalandan başka bir şey söylemiyorlar.

  6. 618:6/110·Kehf

    فلعلك باخع نفسك على آثارهم إن لم يؤمنوا بهذا الحديث أسفا

    Öyleyse onlar bu söze iman etmezlerse, sen onların izleri ardından üzüntüyle kendini neredeyse helak edeceksin.

  7. 718:7/110·Kehf

    إنا جعلنا ما على الأرض زينة لها لنبلوهم أيهم أحسن عملا

    Biz yeryüzünde olan şeyleri ona bir süs kıldık ki, onlardan hangisi amelce daha güzeldir diye onları sınayalım.

  8. 818:8/110·Kehf

    وإنا لجاعلون ما عليها صعيدا جرزا

    Ve biz, onun üzerinde olanları kupkuru bir toprak yapacak olanlarız.

  9. 918:9/110·Kehf

    أم حسبت أن أصحاب الكهف والرقيم كانوا من آياتنا عجبا

    Yoksa sen, mağara ve Rakim arkadaşlarının, âyetlerimizden şaşılacak bir şey olduklarını mı sandın?

  10. 1018:10/110·Kehf

    إذ أوى الفتية إلى الكهف فقالوا ربنا آتنا من لدنك رحمة وهيئ لنا من أمرنا رشدا

    Hani gençler mağaraya sığındı da dediler: "Rabbimiz, bize katından bir rahmet ver ve işimizden doğruluk hazırla."

  11. 1118:11/110·Kehf

    فضربنا على آذانهم في الكهف سنين عددا

    Bunun üzerine mağarada kulakları üzerine yıllarca sayıyla vurduk.

  12. 1218:12/110·Kehf

    ثم بعثناهم لنعلم أي الحزبين أحصى لما لبثوا أمدا

    Sonra onları gönderdik ki, iki gruptan hangisi kaldıkları süreyi daha iyi saysın, bilelim.

  13. 1318:13/110·Kehf

    نحن نقص عليك نبأهم بالحق ۚ إنهم فتية آمنوا بربهم وزدناهم هدى

    Biz sana onların haberini Hakk ile anlatırız. Onlar Rablerine iman etmiş gençlerdi; biz de onlara hidayet artırdık.

  14. 1418:14/110·Kehf

    وربطنا على قلوبهم إذ قاموا فقالوا ربنا رب السماوات والأرض لن ندعو من دونه إلها ۖ لقد قلنا إذا شططا

    Kalplerine sebat verdik; hani kalktıklarında "Rabbimiz, göklerin ve yerin Rabbidir; O'ndan başka bir ilâha asla çağırmayız, o takdirde saçma söz söylemiş oluruz." dediler.

  15. 1518:15/110·Kehf

    هؤلاء قومنا اتخذوا من دونه آلهة ۖ لولا يأتون عليهم بسلطان بين ۖ فمن أظلم ممن افترى على الله كذبا

    Bu, kavmimizdir; O'ndan başka ilâhlar edindiler. Onlara apaçık bir delil getirselerdi ya! Allah'a karşı yalan düzüp iftira edenden daha zalim kim olabilir?

  16. 1618:16/110·Kehf

    وإذ اعتزلتموهم وما يعبدون إلا الله فأووا إلى الكهف ينشر لكم ربكم من رحمته ويهيئ لكم من أمركم مرفقا

    Hani siz onlardan ve Allah'ın dışında kulluk ettikleri şeylerden uzaklaştınız da mağaraya sığının; Rabbiniz size rahmetinden yaysın ve işinizden size bir kolaylık hazırlasın.

  17. 1718:17/110·Kehf

    ۞ وترى الشمس إذا طلعت تزاور عن كهفهم ذات اليمين وإذا غربت تقرضهم ذات الشمال وهم في فجوة منه ۚ ذلك من آيات الله ۗ من يهد الله فهو المهتد ۖ ومن يضلل فلن تجد له وليا مرشدا

    Güneşi görürsün ki doğduğu zaman mağaralarının sağ tarafına meyleder, battığı zaman da sol tarafından onları makaslayıp geçer. Onlar ise mağaranın geniş bir boşluğundadırlar. İşte bu, Allah'ın âyetlerindendir. Allah kime yol gösterirse hidayete eren odur. Kimi de saptırırsa, artık ona yol gösteren bir velî asla bulamazsın.

  18. 1818:18/110·Kehf

    وتحسبهم أيقاظا وهم رقود ۚ ونقلبهم ذات اليمين وذات الشمال ۖ وكلبهم باسط ذراعيه بالوصيد ۚ لو اطلعت عليهم لوليت منهم فرارا ولملئت منهم رعبا

    Onları uyanık sanırsın, oysa onlar uykudadır. Onları sağ yana ve sol yana çeviririz. Köpekleri de iki kolunu girişe uzatmıştır. Onlara muttali olsaydın, onlardan kaçarak yüz çevirirdin ve onlardan korkuyla dolardın.

  19. 1918:19/110·Kehf

    وكذلك بعثناهم ليتساءلوا بينهم ۚ قال قائل منهم كم لبثتم ۖ قالوا لبثنا يوما أو بعض يوم ۚ قالوا ربكم أعلم بما لبثتم فابعثوا أحدكم بورقكم هذه إلى المدينة فلينظر أيها أزكى طعاما فليأتكم برزق منه وليتلطف ولا يشعرن بكم أحدا

    İşte böyle gönderdik onları, aralarında sorsunlar diye. İçlerinden bir söyleyen dedi: "Nice kaldınız?" Dediler: "Bir gün ya da bir günün bir kısmı kadar kaldık." Dediler: "Rabbiniz ne kadar kaldığınızı daha iyi bilir. Şimdi birinizi bu gümüş paranızla şehre gönderin, baksın hangi yemek daha temiz, size ondan bir rızık getirsin. Nazik davransın, sizi birine fark ettirmesin."

  20. 2018:20/110·Kehf

    إنهم إن يظهروا عليكم يرجموكم أو يعيدوكم في ملتهم ولن تفلحوا إذا أبدا

    Çünkü onlar size üstün gelirlerse sizi taşlarlar veya sizi kendi dinlerine döndürürler; o takdirde ebediyen kurtuluşa eremezsiniz.

  1. 2118:21/110·Kehf

    وكذلك أعثرنا عليهم ليعلموا أن وعد الله حق وأن الساعة لا ريب فيها إذ يتنازعون بينهم أمرهم ۖ فقالوا ابنوا عليهم بنيانا ۖ ربهم أعلم بهم ۚ قال الذين غلبوا على أمرهم لنتخذن عليهم مسجدا

    İşte o, onları buldurduk ki bilsinler: Allah'ın vaadi Hakk'tır ve saatte şüphe yoktur. Hani aralarında işleri çekişirken dediler: "Üzerlerine bina bina edin." Rab'leri onları daha iyi bilir. İşlerinde yenenler dediler: "Üzerlerine mescid edineceğiz."

  2. 2218:22/110·Kehf

    سيقولون ثلاثة رابعهم كلبهم ويقولون خمسة سادسهم كلبهم رجما بالغيب ۖ ويقولون سبعة وثامنهم كلبهم ۚ قل ربي أعلم بعدتهم ما يعلمهم إلا قليل ۗ فلا تمار فيهم إلا مراء ظاهرا ولا تستفت فيهم منهم أحدا

    Üç kişiydiler, dördüncüleri köpekleridir, diyecekler. "Beş kişiydiler, altıncıları köpekleridir," diyecekler; gayba taş ataraktan. "Yedi kişiydiler, sekizincileri köpekleridir," diyecekler. De ki: "Sayılarını en iyi Rabbim bilir; onları ancak az kimse bilir." O hâlde onlarda tartışmaya girme, açıktan olan bir tartışma dışında; onlara dair içlerinden birinden istiftâda bulunma.

  3. 2318:23/110·Kehf

    ولا تقولن لشيء إني فاعل ذلك غدا

    Hiçbir şey için 'Ben bunu yarın yapacağım' deme; Allah dilerse demedikçe.

  4. 2418:24/110·Kehf

    إلا أن يشاء الله ۚ واذكر ربك إذا نسيت وقل عسى أن يهدين ربي لأقرب من هذا رشدا

    Ancak Allah'ın dilemesi müstesna. Unuttuğun zaman Rabbini an ve de ki: "Umulur ki Rabbim beni bundan daha yakın bir doğruluğa iletir."

  5. 2518:25/110·Kehf

    ولبثوا في كهفهم ثلاث مائة سنين وازدادوا تسعا

    Mağaralarında üç yüz yıl kaldılar ve dokuz daha arttı.

  6. 2618:26/110·Kehf

    قل الله أعلم بما لبثوا ۖ له غيب السماوات والأرض ۖ أبصر به وأسمع ۚ ما لهم من دونه من ولي ولا يشرك في حكمه أحدا

    De ki: "Allah, kaldıkları süreyi daha iyi bilir." Göklerin ve yerin gaybı O'nundur. O ne güzel görür, O ne güzel işitir! Onların O'ndan başka bir Veliyy'i yoktur ve O, hükmünde hiçbir biri şirk koşmaz.

  7. 2718:27/110·Kehf

    واتل ما أوحي إليك من كتاب ربك ۖ لا مبدل لكلماته ولن تجد من دونه ملتحدا

    Rabbinin kitabından sana vahyedileni oku. O'nun sözlerini değiştirebilecek yoktur. O'ndan başka da asla bir sığınak bulamazsın.

  8. 2818:28/110·Kehf

    واصبر نفسك مع الذين يدعون ربهم بالغداة والعشي يريدون وجهه ۖ ولا تعد عيناك عنهم تريد زينة الحياة الدنيا ۖ ولا تطع من أغفلنا قلبه عن ذكرنا واتبع هواه وكان أمره فرطا

    Nefsini, sabah akşam O'nun yüzünü dileyerek Rablerine yalvaranlarla birlikte sabret. Dünya hayatının süsünü dileyerek gözlerini onlardan ayırma. Kalbini zikrimizden gafil kıldığımız, hevasına uymuş ve işi hep aşırılık olan kimseye itaat etme.

  9. 2918:29/110·Kehf

    وقل الحق من ربكم ۖ فمن شاء فليؤمن ومن شاء فليكفر ۚ إنا أعتدنا للظالمين نارا أحاط بهم سرادقها ۚ وإن يستغيثوا يغاثوا بماء كالمهل يشوي الوجوه ۚ بئس الشراب وساءت مرتفقا

    De ki: "Hak Rabbinizdendir." Dileyen iman etsin, dileyen küfretsin. Biz zalimler için bir ateş hazırladık ki çadır duvarı onları kuşatmıştır. Yardım isteseler erimiş maden gibi yüzleri kavuran bir suyla yardım edilirler. Ne kötü bir içecek, ne kötü bir konak yeri!

  10. 3018:30/110·Kehf

    إن الذين آمنوا وعملوا الصالحات إنا لا نضيع أجر من أحسن عملا

    İman edip salih ameller işleyenlere gelince, biz güzel iş yapanın ecrini zayi etmeyiz.

  11. 3118:31/110·Kehf

    أولئك لهم جنات عدن تجري من تحتهم الأنهار يحلون فيها من أساور من ذهب ويلبسون ثيابا خضرا من سندس وإستبرق متكئين فيها على الأرائك ۚ نعم الثواب وحسنت مرتفقا

    İşte onlar için Adn cennetleri vardır; altlarından ırmaklar akar. Orada altından bileziklerle süslenirler, ince ipek ve kalın ipek brokardan yeşil elbiseler giyerler, koltuklara yaslanırlar. Ne güzel sevap ve ne güzel konak yeri!

  12. 3218:32/110·Kehf

    ۞ واضرب لهم مثلا رجلين جعلنا لأحدهما جنتين من أعناب وحففناهما بنخل وجعلنا بينهما زرعا

    Onlara şu iki erkeğin meselini vur: Onlardan birine iki üzüm cenneti kıldık, ikisini hurma ağacıyla kuşattık ve aralarında ekin kıldık.

  13. 3318:33/110·Kehf

    كلتا الجنتين آتت أكلها ولم تظلم منه شيئا ۚ وفجرنا خلالهما نهرا

    İki cennet de ürününü verdi, ondan hiçbir şey zulmetmedi. Aralarından bir de ırmak fışkırttık.

  14. 3418:34/110·Kehf

    وكان له ثمر فقال لصاحبه وهو يحاوره أنا أكثر منك مالا وأعز نفرا

    Onun için meyvesi vardı. Arkadaşına dedi, onunla karşılıklı konuşurken: "Ben malca senden çoğum, toplulukça da daha üstünüm."

  15. 3518:35/110·Kehf

    ودخل جنته وهو ظالم لنفسه قال ما أظن أن تبيد هذه أبدا

    Cennetine girdi, o nefsine zalimdi. Dedi: "Bunun hiç ebediyen yok olacağını zannetmem."

  16. 3618:36/110·Kehf

    وما أظن الساعة قائمة ولئن رددت إلى ربي لأجدن خيرا منها منقلبا

    Saatin kopacağını zannetmem. Rabbime döndürülsem bile, ondan daha hayırlı bir dönüş yeri bulurum.

  17. 3718:37/110·Kehf

    قال له صاحبه وهو يحاوره أكفرت بالذي خلقك من تراب ثم من نطفة ثم سواك رجلا

    Arkadaşı, onunla karşılıklı konuşurken dedi ki: "Seni topraktan, sonra bir nutfeden yaratan, sonra da seni düzgün bir erkek kılığına sokanı inkâr mı ettin?"

  18. 3818:38/110·Kehf

    لكنا هو الله ربي ولا أشرك بربي أحدا

    Fakat O Allah benim Rabbimdir ve Rabbime hiçbir şeyi şirk koşmam.

  19. 3918:39/110·Kehf

    ولولا إذ دخلت جنتك قلت ما شاء الله لا قوة إلا بالله ۚ إن ترن أنا أقل منك مالا وولدا

    Hani cennetine girdiğin zaman, 'Allah'ın dilediği şey; Allah ile olmasaydı kuvvet yok' deseydin ya! Eğer beni malca ve çocukça kendinden daha az görüyorsan...

  20. 4018:40/110·Kehf

    فعسى ربي أن يؤتين خيرا من جنتك ويرسل عليها حسبانا من السماء فتصبح صعيدا زلقا

    Umulur ki Rabbim bana senin cennetinden daha hayırlısını verir ve onun üzerine gökten bir hesap gönderir de kaygan bir toprak haline gelir.

  1. 4118:41/110·Kehf

    أو يصبح ماؤها غورا فلن تستطيع له طلبا

    Veya suyu çekilir de onu aramaya asla güç yetiremezsin.

  2. 4218:42/110·Kehf

    وأحيط بثمره فأصبح يقلب كفيه على ما أنفق فيها وهي خاوية على عروشها ويقول يا ليتني لم أشرك بربي أحدا

    Meyvesi kuşatıldı da avuçlarını evirip çevirmeye başladı, onun içinde infak ettiği şey üzerine; o, arşları üzerine çökmüş haldeydi. Diyor ki: "Keşke Rabbime birini şirk koşmasaydım."

  3. 4318:43/110·Kehf

    ولم تكن له فئة ينصرونه من دون الله وما كان منتصرا

    Ona Allah'tan başka yardım edecek bir topluluğu da olmadı, kendine yardım edebilen de değildi.

  4. 4418:44/110·Kehf

    هنالك الولاية لله الحق ۚ هو خير ثوابا وخير عقبا

    Orada velâyet Hakk olan Allah'ındır. Sevapça da hayırlıdır, sonuçça da hayırlıdır.

  5. 4518:45/110·Kehf

    واضرب لهم مثل الحياة الدنيا كماء أنزلناه من السماء فاختلط به نبات الأرض فأصبح هشيما تذروه الرياح ۗ وكان الله على كل شيء مقتدرا

    Onlara dünya hayatının meselini vur: Gökten indirdiğimiz su gibi; onunla yerin bitkisi karıştı, derken kuru bir çöp kırıntısı oldu da rüzgârlar onu savurup gitti. Allah her şey üzerinde Muktedir'dir.

  6. 4618:46/110·Kehf

    المال والبنون زينة الحياة الدنيا ۖ والباقيات الصالحات خير عند ربك ثوابا وخير أملا

    Mal ve oğullar dünya hayatının süsüdür; kalıcı salih şeyler ise Rabbinin katında sevapça daha hayırlıdır ve emelce daha hayırlıdır.

  7. 4718:47/110·Kehf

    ويوم نسير الجبال وترى الأرض بارزة وحشرناهم فلم نغادر منهم أحدا

    O gün dağları yürütürüz, yeri de açıkta görürsün. Onları haşrederiz de içlerinden birini geride bırakmayız.

  8. 4818:48/110·Kehf

    وعرضوا على ربك صفا لقد جئتمونا كما خلقناكم أول مرة ۚ بل زعمتم ألن نجعل لكم موعدا

    Rabbinin üzerine saf saf sunuldular da: "Andolsun ki sizi Evvel kez yarattığımız gibi Bize geldiniz; aksine siz, size bir buluşma vakti kılmayacağımızı iddia etmiştiniz."

  9. 4918:49/110·Kehf

    ووضع الكتاب فترى المجرمين مشفقين مما فيه ويقولون يا ويلتنا مال هذا الكتاب لا يغادر صغيرة ولا كبيرة إلا أحصاها ۚ ووجدوا ما عملوا حاضرا ۗ ولا يظلم ربك أحدا

    Kitap konulur da suçluları, onda olandan korkup ürperirken görürsün. "Vay halimize! Bu kitap nasıl bir kitapmış; ne küçük ne büyük hiçbir şey bırakmamış, hepsini saymış!" derler. Yaptıklarını karşılarında hazır bulurlar. Rabbin kimseye zulmetmez.

  10. 5018:50/110·Kehf

    وإذ قلنا للملائكة اسجدوا لآدم فسجدوا إلا إبليس كان من الجن ففسق عن أمر ربه ۗ أفتتخذونه وذريته أولياء من دوني وهم لكم عدو ۚ بئس للظالمين بدلا

    Hani biz meleklere: 'Âdem'e secde edin.' demiştik de secde etmişlerdi. Ancak İblîs hariç; o cinlerdendi de Rabbinin emrinden çıkıp fâsıklık etti. Şimdi siz benden başka onu ve soyunu veliler mi ediniyorsunuz? Oysa onlar size düşmandır. Zalimler için ne kötü bir değiş tokuş!

  11. 5118:51/110·Kehf

    ۞ ما أشهدتهم خلق السماوات والأرض ولا خلق أنفسهم وما كنت متخذ المضلين عضدا

    Göklerin ve yerin yaratılışına da kendi nefslerinin yaratılışına da onları şahit tutmadım. Saptıranları destek edinen de olmadım.

  12. 5218:52/110·Kehf

    ويوم يقول نادوا شركائي الذين زعمتم فدعوهم فلم يستجيبوا لهم وجعلنا بينهم موبقا

    O gün, 'Ortak sandığınız kimselere seslenin' der. Onları çağırırlar da onlar kendilerine icabet etmez. Aralarına helâk edici bir engel koyarız.

  13. 5318:53/110·Kehf

    ورأى المجرمون النار فظنوا أنهم مواقعوها ولم يجدوا عنها مصرفا

    Suçlular ateşi gördü de ona düşeceklerini anladılar; ondan kaçacak bir yer de bulamadılar.

  14. 5418:54/110·Kehf

    ولقد صرفنا في هذا القرآن للناس من كل مثل ۚ وكان الإنسان أكثر شيء جدلا

    Andolsun ki, bu Kur'ân'da insanlar için her misali türlü türlü açıkladık. İnsan ise, her şeyden çok tartışmaya düşkündür.

  15. 5518:55/110·Kehf

    وما منع الناس أن يؤمنوا إذ جاءهم الهدى ويستغفروا ربهم إلا أن تأتيهم سنة الأولين أو يأتيهم العذاب قبلا

    İnsanları, kendilerine hidayet geldiğinde iman etmekten ve Rablerinden bağışlanma dilemekten alıkoyan şey, ancak evvelkilerin başına gelen yasanın kendilerine de gelmesini ya da azabın göz göre göre karşılarına çıkmasını beklemeleridir.

  16. 5618:56/110·Kehf

    وما نرسل المرسلين إلا مبشرين ومنذرين ۚ ويجادل الذين كفروا بالباطل ليدحضوا به الحق ۖ واتخذوا آياتي وما أنذروا هزوا

    Elçileri ancak müjdeleyici ve uyarıcı olarak göndeririz. Küfredenler, onunla hakkı çürütmek için bâtıl ile tartışırlar. Âyetlerimi ve uyarıldıkları şeyi alay edindiler.

  17. 5718:57/110·Kehf

    ومن أظلم ممن ذكر بآيات ربه فأعرض عنها ونسي ما قدمت يداه ۚ إنا جعلنا على قلوبهم أكنة أن يفقهوه وفي آذانهم وقرا ۖ وإن تدعهم إلى الهدى فلن يهتدوا إذا أبدا

    Rabbinin ayetleriyle öğüt verilip de onlardan yüz çeviren ve iki elinin önden gönderdiğini unutandan daha zalim kim vardır? Kalplerine onu kavramalarına örtüler, kulaklarına da ağırlık koyduk. Onları hidayete çağırsan da bu durumda asla doğru yolu bulamazlar.

  18. 5818:58/110·Kehf

    وربك الغفور ذو الرحمة ۖ لو يؤاخذهم بما كسبوا لعجل لهم العذاب ۚ بل لهم موعد لن يجدوا من دونه موئلا

    Rabbin Gafûr'dur, rahmet sahibidir. Eğer onları kazandıkları yüzünden hesaba çekseydi azabı onlara çabuklaştırırdı. Aksine onlar için bir vakit belirlenmiştir, o vaktin azabından kaçıp sığınacak bir yer bulamayacaklar.

  19. 5918:59/110·Kehf

    وتلك القرى أهلكناهم لما ظلموا وجعلنا لمهلكهم موعدا

    İşte o beldeleri, zulmettikleri zaman helâk ettik ve onlara helâk için bir buluşma vakti kıldık.

  20. 6018:60/110·Kehf

    وإذ قال موسى لفتاه لا أبرح حتى أبلغ مجمع البحرين أو أمضي حقبا

    Hani Mûsâ genç adamına: 'İki denizin birleşme yerine ulaşıncaya kadar durmayacağım, ya da uzun bir zaman geçireceğim.' demişti.

  1. 6118:61/110·Kehf

    فلما بلغا مجمع بينهما نسيا حوتهما فاتخذ سبيله في البحر سربا

    İkisi birleşme yerine ulaştığında balıklarını unuttular, balık da denizde yolunu bir yeraltı geçidine edindi.

  2. 6218:62/110·Kehf

    فلما جاوزا قال لفتاه آتنا غداءنا لقد لقينا من سفرنا هذا نصبا

    İkisi de geçince, genç adamına dedi ki: "Kuşluk yemeğimizi bize ver. Andolsun, bu yolculuğumuzdan yorgunlukla karşılaştık."

  3. 6318:63/110·Kehf

    قال أرأيت إذ أوينا إلى الصخرة فإني نسيت الحوت وما أنسانيه إلا الشيطان أن أذكره ۚ واتخذ سبيله في البحر عجبا

    Dedi: "Hani biz kayaya sığındık da ben balığı unuttum. Onu bana unutturan ancak şeytandır ki onu anmayayım. O da denizde şaşılacak bir yolu edindi."

  4. 6418:64/110·Kehf

    قال ذلك ما كنا نبغ ۚ فارتدا على آثارهما قصصا

    Dedi: "İşte o, aramakta olduğumuz şey." Bunun üzerine ikisi, izlerinin üzerine kıssayı izleyerek döndü.

  5. 6518:65/110·Kehf

    فوجدا عبدا من عبادنا آتيناه رحمة من عندنا وعلمناه من لدنا علما

    Kullarımızdan bir kul buldular; katımızdan ona rahmet vermiş, katımızdan ona bilgi öğretmiştik.

  6. 6618:66/110·Kehf

    قال له موسى هل أتبعك على أن تعلمن مما علمت رشدا

    Mûsâ ona dedi ki: "Sana öğretilenden bana da bir olgunluk öğretmen üzere sana uyayım mı?"

  7. 6718:67/110·Kehf

    قال إنك لن تستطيع معي صبرا

    Dedi ki: "Sen asla benimle sabra güç yetiremezsin."

  8. 6818:68/110·Kehf

    وكيف تصبر على ما لم تحط به خبرا

    İç yüzüne dair bilgice kuşatmadığın şeye nasıl sabredeceksin?

  9. 6918:69/110·Kehf

    قال ستجدني إن شاء الله صابرا ولا أعصي لك أمرا

    Dedi ki: "Allah'ın dilemesiyle beni sabreden bulacaksın, sana işte de karşı gelmem."

  10. 7018:70/110·Kehf

    قال فإن اتبعتني فلا تسألني عن شيء حتى أحدث لك منه ذكرا

    Dedi ki: "Eğer bana uyarsan, ben sana ondan bir zikr meydana getirinceye kadar hiçbir şey hakkında bana sorma."

  11. 7118:71/110·Kehf

    فانطلقا حتى إذا ركبا في السفينة خرقها ۖ قال أخرقتها لتغرق أهلها لقد جئت شيئا إمرا

    İkisi yola koyuldu; gemiye bindikleri zaman onu deldi. Dedi ki: "Ehlini boğasın diye onu deldin. Andolsun ki çok kötü bir şey getirdin."

  12. 7218:72/110·Kehf

    قال ألم أقل إنك لن تستطيع معي صبرا

    Dedi: "Ben sana demedim mi, sen asla benimle sabra güç yetiremezsin?"

  13. 7318:73/110·Kehf

    قال لا تؤاخذني بما نسيت ولا ترهقني من أمري عسرا

    Dedi: "Unuttuğum şeyle beni sorumlu tutma ve işimden bana zorluk çıkarma."

  14. 7418:74/110·Kehf

    فانطلقا حتى إذا لقيا غلاما فقتله قال أقتلت نفسا زكية بغير نفس لقد جئت شيئا نكرا

    Yine yola koyuldular. Nihayet bir oğlanla karşılaştıklarında onu öldürdü. Dedi: "Tertemiz bir nefsi, bir nefse karşılık olmaksızın öldürdün mü? Andolsun ki çok münker bir şey getirdin."

  15. 7518:75/110·Kehf

    ۞ قال ألم أقل لك إنك لن تستطيع معي صبرا

    Dedi ki: "Ben sana, sen benimle beraber sabra asla güç yetiremezsin, demedim mi?"

  16. 7618:76/110·Kehf

    قال إن سألتك عن شيء بعدها فلا تصاحبني ۖ قد بلغت من لدني عذرا

    Eğer bundan sonra sana bir şey sorarsam, artık bana arkadaşlık etme. Katımdan bir özre ulaştın.

  17. 7718:77/110·Kehf

    فانطلقا حتى إذا أتيا أهل قرية استطعما أهلها فأبوا أن يضيفوهما فوجدا فيها جدارا يريد أن ينقض فأقامه ۖ قال لو شئت لاتخذت عليه أجرا

    Yine yola koyuldular. Bir belde ehline geldiklerinde onlardan yemek istediler, onlarsa bunları misafir etmeyi ebâ etti. Derken orada yıkılmak isteyen bir duvar buldular, o da onu dosdoğru kıldı. Dedi ki: "Eğer dileseydin bunun üzerine bir ecir edinirdin."

  18. 7818:78/110·Kehf

    قال هذا فراق بيني وبينك ۚ سأنبئك بتأويل ما لم تستطع عليه صبرا

    Dedi: "Bu, benimle senin arandaki ayrılıktır. Üzerine sabra güç yetiremediğin şeyin tevilini sana haber vereceğim."

  19. 7918:79/110·Kehf

    أما السفينة فكانت لمساكين يعملون في البحر فأردت أن أعيبها وكان وراءهم ملك يأخذ كل سفينة غصبا

    Gemiye gelince, o denizde çalışan yoksullarındı; onu kusurlu kılmak istedim. Çünkü artlarında her gemiyi zorla gasp eden bir Melik vardı.

  20. 8018:80/110·Kehf

    وأما الغلام فكان أبواه مؤمنين فخشينا أن يرهقهما طغيانا وكفرا

    Oğlana gelince, baba-anası mümin kişilerdi. Onları azgınlığa ve küfre sürüklemesinden korktuk.

  1. 8118:81/110·Kehf

    فأردنا أن يبدلهما ربهما خيرا منه زكاة وأقرب رحما

    Böylece diledik ki, Rableri onlara ondan daha hayırlı, zekâtça ve merhametçe daha yakın birini değiştirsin.

  2. 8218:82/110·Kehf

    وأما الجدار فكان لغلامين يتيمين في المدينة وكان تحته كنز لهما وكان أبوهما صالحا فأراد ربك أن يبلغا أشدهما ويستخرجا كنزهما رحمة من ربك ۚ وما فعلته عن أمري ۚ ذلك تأويل ما لم تسطع عليه صبرا

    Duvar ise şehirdeki iki yetim oğlanındı; altında da onlara ait bir hazine vardı. Babaları salihti. Rabbin diledi ki ikisi de erginlik çağına ulaşsınlar ve Rabbinden bir rahmet olarak hazinelerini çıkarsınlar. Bunu kendiliğimden yapmadım. İşte bu, üzerine sabredemediğin şeyin tevilidir.

  3. 8318:83/110·Kehf

    ويسألونك عن ذي القرنين ۖ قل سأتلو عليكم منه ذكرا

    Sana Zülkarneyn'den sorarlar. De ki: "Ondan size bir zikr okuyacağım."

  4. 8418:84/110·Kehf

    إنا مكنا له في الأرض وآتيناه من كل شيء سببا

    Biz ona yerde imkân verdik ve her şeyden bir sebep verdik.

  5. 8518:85/110·Kehf

    فأتبع سببا

    Ardına düştü bir sebebin.

  6. 8618:86/110·Kehf

    حتى إذا بلغ مغرب الشمس وجدها تغرب في عين حمئة ووجد عندها قوما ۗ قلنا يا ذا القرنين إما أن تعذب وإما أن تتخذ فيهم حسنا

    Gidip güneşin battığı yere ulaştığında onu bir balçıklı gözde batar buldu. Onun katında da bir kavim buldu. Biz dedik ki: "Ey Zülkarneyn, ya onları azaplandırırsın ya da haklarında güzel bir tutum edinirsin."

  7. 8718:87/110·Kehf

    قال أما من ظلم فسوف نعذبه ثم يرد إلى ربه فيعذبه عذابا نكرا

    Dedi ki: "Zulmedene gelince, onu yakında azaplandıracağız. Sonra Rabbine döndürülür, O da onu münker bir azapla azaplandırır."

  8. 8818:88/110·Kehf

    وأما من آمن وعمل صالحا فله جزاء الحسنى ۖ وسنقول له من أمرنا يسرا

    Kim de iman eder ve salih bir iş yaparsa, ona en güzel olan karşılık vardır. Ona işimizden kolaylık da söyleyeceğiz.

  9. 8918:89/110·Kehf

    ثم أتبع سببا

    Sonra bir sebebin ardına düştü.

  10. 9018:90/110·Kehf

    حتى إذا بلغ مطلع الشمس وجدها تطلع على قوم لم نجعل لهم من دونها سترا

    Güneşin doğuş yerine ulaştığı zaman, onu bir kavim üzerine doğar buldu ki, onlara güneşten başka bir örtü kılmamıştık.

  11. 9118:91/110·Kehf

    كذلك وقد أحطنا بما لديه خبرا

    İşte böyleydi. Biz onun yanında olanı bilgice kuşatmıştık.

  12. 9218:92/110·Kehf

    ثم أتبع سببا

    Sonra bir sebebi ardına taktı.

  13. 9318:93/110·Kehf

    حتى إذا بلغ بين السدين وجد من دونهما قوما لا يكادون يفقهون قولا

    İki set arasına ulaştığında, onların önünde neredeyse hiçbir sözü anlamayan bir kavim buldu.

  14. 9418:94/110·Kehf

    قالوا يا ذا القرنين إن يأجوج ومأجوج مفسدون في الأرض فهل نجعل لك خرجا على أن تجعل بيننا وبينهم سدا

    Dediler ki: "Ey Zü'l Karneyn, Ye'cûc ve Me'cûc yeryüzünde bozguncudur. Onlar ile aramıza bir set yapman için sana bir vergi kılalım mı?"

  15. 9518:95/110·Kehf

    قال ما مكني فيه ربي خير فأعينوني بقوة أجعل بينكم وبينهم ردما

    Dedi ki: "Rabbimin beni içinde yerleşik kıldığı şey hayırdır. Şimdi bana kuvvetle yardım edin, sizinle onların arasına bir set kılayım."

  16. 9618:96/110·Kehf

    آتوني زبر الحديد ۖ حتى إذا ساوى بين الصدفين قال انفخوا ۖ حتى إذا جعله نارا قال آتوني أفرغ عليه قطرا

    Bana demir kütleleri verin. İki yamacın arasını denkleştirdiği zaman, "Üfleyin" dedi. Onu ateş kıldığı zaman, "Bana erimiş bakır verin, üzerine yağdırayım" dedi.

  17. 9718:97/110·Kehf

    فما اسطاعوا أن يظهروه وما استطاعوا له نقبا

    Onu ne aşabildiler ne de ona delik açabildiler.

  18. 9818:98/110·Kehf

    قال هذا رحمة من ربي ۖ فإذا جاء وعد ربي جعله دكاء ۖ وكان وعد ربي حقا

    Dedi ki: "Bu, Rabbimden bir rahmettir. Rabbimin vaat ettiği zaman gelince onu dümdüz kıldı. Rabbimin vaadi Hakk olarak gerçekleşti."

  19. 9918:99/110·Kehf

    ۞ وتركنا بعضهم يومئذ يموج في بعض ۖ ونفخ في الصور فجمعناهم جمعا

    O gün onların bir kısmını bir kısmı içinde dalgalanır bıraktık; Sûr'a üflendi de onları hepten bir araya topladık.

  20. 10018:100/110·Kehf

    وعرضنا جهنم يومئذ للكافرين عرضا

    O gün Cehennem'i kâfirlere sunarız.

  1. 10118:101/110·Kehf

    الذين كانت أعينهم في غطاء عن ذكري وكانوا لا يستطيعون سمعا

    Onlar ki gözleri Zikr'imden bir perde içindeydi ve işitmeye güç yetiremezlerdi.

  2. 10218:102/110·Kehf

    أفحسب الذين كفروا أن يتخذوا عبادي من دوني أولياء ۚ إنا أعتدنا جهنم للكافرين نزلا

    Küfredenler, kullarımı Benim dışımda veliler edineceklerini mi sandılar? Ki biz Cehennemi kâfirlere ağırlama olarak hazırladık.

  3. 10318:103/110·Kehf

    قل هل ننبئكم بالأخسرين أعمالا

    De ki: "Amelce en hüsrana uğrayanları size haber verelim mi?"

  4. 10418:104/110·Kehf

    الذين ضل سعيهم في الحياة الدنيا وهم يحسبون أنهم يحسنون صنعا

    Dünya hayatında çabaları sapmış olanlar; onlar, güzel iş yaptıklarını sanıyorlar.

  5. 10518:105/110·Kehf

    أولئك الذين كفروا بآيات ربهم ولقائه فحبطت أعمالهم فلا نقيم لهم يوم القيامة وزنا

    İşte onlar, Rablerinin âyetlerini ve O'na kavuşmayı küfredenlerdir; amelleri boşa gitmiştir. Kıyamet günü onlar için bir tartı ikame etmeyiz.

  6. 10618:106/110·Kehf

    ذلك جزاؤهم جهنم بما كفروا واتخذوا آياتي ورسلي هزوا

    İşte onların karşılığı Cehennem'dir; küfretmeleri, âyetlerimi ve elçilerimi alay konusu edinmeleri sebebiyle.

  7. 10718:107/110·Kehf

    إن الذين آمنوا وعملوا الصالحات كانت لهم جنات الفردوس نزلا

    İman edip salihi yapanlar için Firdevs cennetleri konak olmuştur.

  8. 10818:108/110·Kehf

    خالدين فيها لا يبغون عنها حولا

    Orada ebedî kalırlar, oradan ayrılmayı da istemezler.

  9. 10918:109/110·Kehf

    قل لو كان البحر مدادا لكلمات ربي لنفد البحر قبل أن تنفد كلمات ربي ولو جئنا بمثله مددا

    De ki: "Rabbimin sözleri için deniz mürekkep olsa, Rabbimin sözleri tükenmeden önce deniz tükenirdi; bir mislini daha yardım olarak getirsek de."

  10. 11018:110/110·Kehf

    قل إنما أنا بشر مثلكم يوحى إلي أنما إلهكم إله واحد ۖ فمن كان يرجو لقاء ربه فليعمل عملا صالحا ولا يشرك بعبادة ربه أحدا

    De ki: "Ben de sizin gibi bir beşerim, ancak bana ilâhınızın bir tek ilâh olduğu vahyolunuyor. Kim Rabbine kavuşmayı umarsa salih amel işlesin ve Rabbine kullukta hiçbir şeyi şirk koşmasın."