
Tâhâ
Hz. Mûsâ, Fir'avn ile karşılaşma
بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
- 120:1/135·Tâhâ
طه
Tâ-Hâ.
- 220:2/135·Tâhâ
ما أنزلنا عليك القرآن لتشقى
Kur'ân'ı sana bedbaht olasın diye indirmedik.
- 320:3/135·Tâhâ
إلا تذكرة لمن يخشى
Ancak korkan kimse için bir hatırlatmadır.
- 420:4/135·Tâhâ
تنزيلا ممن خلق الأرض والسماوات العلى
Yeri ve en yüce gökleri yaratandan indiriliştir.
- 520:5/135·Tâhâ
الرحمن على العرش استوى
Rahmân, arşa istiva etti.
- 620:6/135·Tâhâ
له ما في السماوات وما في الأرض وما بينهما وما تحت الثرى
Göklerde olan şeyler, yerde olan şeyler, onların arasında olan şeyler ve nemli toprağın altında olan şeyler O'nundur.
- 720:7/135·Tâhâ
وإن تجهر بالقول فإنه يعلم السر وأخفى
Sözü açıktan söylesen de O, gizliyi de bilir gizlinin gizlisini de.
- 820:8/135·Tâhâ
الله لا إله إلا هو ۖ له الأسماء الحسنى
Allah, O'ndan başka ilâh yoktur. En güzel isimler O'nundur.
- 920:9/135·Tâhâ
وهل أتاك حديث موسى
Mûsâ'nın sözü sana geldi mi?
- 1020:10/135·Tâhâ
إذ رأى نارا فقال لأهله امكثوا إني آنست نارا لعلي آتيكم منها بقبس أو أجد على النار هدى
Hani bir ateş görmüş de ehline demişti: "Bekleyin, ben bir ateş fark ettim; umulur ki ondan size bir kor getirir, ya da ateşin üzerinde bir hidayet bulurum."
- 1120:11/135·Tâhâ
فلما أتاها نودي يا موسى
Oraya geldiğinde kendisine seslenildi: "Yâ Mûsâ!"
- 1220:12/135·Tâhâ
إني أنا ربك فاخلع نعليك ۖ إنك بالواد المقدس طوى
Ben Senin Rabbinim, ayakkabılarını çıkar. Sen kutsal vadide, Tuva'dasın.
- 1320:13/135·Tâhâ
وأنا اخترتك فاستمع لما يوحى
Ben seni seçtim. Öyleyse vahyedilecek olana kulak ver.
- 1420:14/135·Tâhâ
إنني أنا الله لا إله إلا أنا فاعبدني وأقم الصلاة لذكري
Ben, Ben Allah'ım. Benden başka ilâh yoktur. Öyleyse Bana kulluk et ve Beni anmak için salâtı ikame et.
- 1520:15/135·Tâhâ
إن الساعة آتية أكاد أخفيها لتجزى كل نفس بما تسعى
Saat gelecektir, neredeyse onu gizleyeceğim; her nefs çaba gösterdiği şeyle karşılık bulsun diye.
- 1620:16/135·Tâhâ
فلا يصدنك عنها من لا يؤمن بها واتبع هواه فتردى
Ona iman etmeyip hevesine uyan kimse seni ondan alıkoymasın; sonra helâk olursun.
- 1720:17/135·Tâhâ
وما تلك بيمينك يا موسى
Sağ elindeki nedir, ey Mûsâ?
- 1820:18/135·Tâhâ
قال هي عصاي أتوكأ عليها وأهش بها على غنمي ولي فيها مآرب أخرى
Dedi ki: "O, asam. Ona dayanırım, onunla koyunlarıma yaprak silkerim. Onunla başka ihtiyaçlarım da var."
- 1920:19/135·Tâhâ
قال ألقها يا موسى
Dedi ki: "At onu, ey Mûsâ!"
- 2020:20/135·Tâhâ
فألقاها فإذا هي حية تسعى
Onu attı; birden o, koşan bir yılan oluverdi.
- 2120:21/135·Tâhâ
قال خذها ولا تخف ۖ سنعيدها سيرتها الأولى
Dedi ki: "Al onu, korkma. Onu ilk hâline iade edeceğiz."
- 2220:22/135·Tâhâ
واضمم يدك إلى جناحك تخرج بيضاء من غير سوء آية أخرى
Elini kanadına kavuştur; kusursuz bembeyaz olarak çıksın. Bu başka bir âyettir.
- 2320:23/135·Tâhâ
لنريك من آياتنا الكبرى
Sana âyetlerimizin en büyüğünden göstermek için.
- 2420:24/135·Tâhâ
اذهب إلى فرعون إنه طغى
Fir'avn'e git; o azdı.
- 2520:25/135·Tâhâ
قال رب اشرح لي صدري
Dedi: "Rabbim, göğsümü bana aç."
- 2620:26/135·Tâhâ
ويسر لي أمري
İşimi bana kolaylaştır.
- 2720:27/135·Tâhâ
واحلل عقدة من لساني
Dilimden düğümü çöz,
- 2820:28/135·Tâhâ
يفقهوا قولي
Sözümü kavrasınlar.
- 2920:29/135·Tâhâ
واجعل لي وزيرا من أهلي
Bana ehlİmden bir yardımcı kıl.
- 3020:30/135·Tâhâ
هارون أخي
Hârûn kardeşim.
- 3120:31/135·Tâhâ
اشدد به أزري
Onunla sırtımı sağlamlaştır.
- 3220:32/135·Tâhâ
وأشركه في أمري
O'nu işime şirk koş.
- 3320:33/135·Tâhâ
كي نسبحك كثيرا
Seni çok tesbih edelim diye.
- 3420:34/135·Tâhâ
ونذكرك كثيرا
Seni çokça analım.
- 3520:35/135·Tâhâ
إنك كنت بنا بصيرا
Sen bizi Basîr olarak görmektesin.
- 3620:36/135·Tâhâ
قال قد أوتيت سؤلك يا موسى
"Dileğin verildi, ey Mûsâ." dedi.
- 3720:37/135·Tâhâ
ولقد مننا عليك مرة أخرى
Andolsun ki sana başka bir kez daha lütufta bulunmuştuk.
- 3820:38/135·Tâhâ
إذ أوحينا إلى أمك ما يوحى
Hani annene vahyedilecek olanı vahyetmiştik:
- 3920:39/135·Tâhâ
أن اقذفيه في التابوت فاقذفيه في اليم فليلقه اليم بالساحل يأخذه عدو لي وعدو له ۚ وألقيت عليك محبة مني ولتصنع على عيني
Onu sandığa at, sonra onu denize at da deniz onu sahile atsın; onu benim düşmanım ve onun düşmanı alsın. Sana kendimden bir sevgi attım ve gözümün önünde yetiştirilesin diye.
- 4020:40/135·Tâhâ
إذ تمشي أختك فتقول هل أدلكم على من يكفله ۖ فرجعناك إلى أمك كي تقر عينها ولا تحزن ۚ وقتلت نفسا فنجيناك من الغم وفتناك فتونا ۚ فلبثت سنين في أهل مدين ثم جئت على قدر يا موسى
Hani kız kardeşin yürüyüp: 'O'nun bakımını üstlenecek birini size göstereyim mi?' diyordu. Böylece seni annene döndürdük ki gözü aydın olsun, üzülmesin. Sen bir nefsi öldürdün, biz seni kederden kurtardık ve seni çetin bir imtihanla sınadık. Yıllarca Medyen ehli arasında kaldın, sonra bir ölçü üzerine geldin ey Mûsâ.
- 4120:41/135·Tâhâ
واصطنعتك لنفسي
Seni kendim için seçip yetiştirdim.
- 4220:42/135·Tâhâ
اذهب أنت وأخوك بآياتي ولا تنيا في ذكري
Sen ve kardeşin âyetlerimle gidin; zikrimde gevşeklik göstermeyin.
- 4320:43/135·Tâhâ
اذهبا إلى فرعون إنه طغى
Fir'avn'a gidin; o azdı.
- 4420:44/135·Tâhâ
فقولا له قولا لينا لعله يتذكر أو يخشى
Ona yumuşak söz söyleyin; umulur ki düşünüp öğüt alır veya korkar.
- 4520:45/135·Tâhâ
قالا ربنا إننا نخاف أن يفرط علينا أو أن يطغى
Dediler: "Rabbimiz, biz korkarız, bize taşkınlık etmesinden veya azmasından."
- 4620:46/135·Tâhâ
قال لا تخافا ۖ إنني معكما أسمع وأرى
Dedi: "Korkma! İkinizin yanındayım; işitirim, görürüm."
- 4720:47/135·Tâhâ
فأتياه فقولا إنا رسولا ربك فأرسل معنا بني إسرائيل ولا تعذبهم ۖ قد جئناك بآية من ربك ۖ والسلام على من اتبع الهدى
Onlar Rabbinin elçileriyiz, de. İsrâîl oğullarını bizimle gönder, onlara azap etme. Rabbinden bir âyet getirdik sana. Hidayete uyan kimseye esenlik olsun.
- 4820:48/135·Tâhâ
إنا قد أوحي إلينا أن العذاب على من كذب وتولى
Bize vahyolundu ki azap, yalanlayıp yüz çevirenin üzerinedir.
- 4920:49/135·Tâhâ
قال فمن ربكما يا موسى
O halde ikinizin de Rabbi kim, ey Mûsâ?
- 5020:50/135·Tâhâ
قال ربنا الذي أعطى كل شيء خلقه ثم هدى
Dedi ki: "Rabbimiz, her şeye yaratmasını veren, sonra da doğru yolu gösterendir."
- 5120:51/135·Tâhâ
قال فما بال القرون الأولى
Dedi: "Peki evvelki nesillerin durumu ne olacak?"
- 5220:52/135·Tâhâ
قال علمها عند ربي في كتاب ۖ لا يضل ربي ولا ينسى
Dedi ki: "Onun bilgisi Rabbimin katındadır, bir kitaptadır. Rabbim sapmaz ve unutmaz."
- 5320:53/135·Tâhâ
الذي جعل لكم الأرض مهدا وسلك لكم فيها سبلا وأنزل من السماء ماء فأخرجنا به أزواجا من نبات شتى
O ki, yeryüzünü size bir beşik kıldı, içinde sizin için yollar soktu ve gökten bir su indirdi. Böylece onunla çeşit çeşit bitkiden çiftler çıkardık.
- 5420:54/135·Tâhâ
كلوا وارعوا أنعامكم ۗ إن في ذلك لآيات لأولي النهى
Yiyin ve davarlarınızı otlatın. Akıl sahipleri için bunda âyetler vardır.
- 5520:55/135·Tâhâ
۞ منها خلقناكم وفيها نعيدكم ومنها نخرجكم تارة أخرى
Sizi ondan yarattık, ona döndüreceğiz ve sizi ondan bir kez daha çıkaracağız.
- 5620:56/135·Tâhâ
ولقد أريناه آياتنا كلها فكذب وأبى
Andolsun ki, ona âyetlerimizin hepsini gösterdik, fakat o yalanladı ve ebâ etti.
- 5720:57/135·Tâhâ
قال أجئتنا لتخرجنا من أرضنا بسحرك يا موسى
Dedi: "Yerimizden çıkarman için mi sihrinle bize geldin, ey Mûsâ?"
- 5820:58/135·Tâhâ
فلنأتينك بسحر مثله فاجعل بيننا وبينك موعدا لا نخلفه نحن ولا أنت مكانا سوى
Biz de sana onun benzeri bir sihirle geleceğiz. Bizimle senin arana bir buluşma vakti kıl. Ne biz, ne de sen ondan caymayalım. Düz bir yerde olsun.
- 5920:59/135·Tâhâ
قال موعدكم يوم الزينة وأن يحشر الناس ضحى
Dedi ki: "Buluşma vaktiniz süs günüdür; insanlar kuşluk vakti haşredilecek."
- 6020:60/135·Tâhâ
فتولى فرعون فجمع كيده ثم أتى
Fir'avn yüz çevirdi, keydlerini topladı, sonra geldi.
- 6120:61/135·Tâhâ
قال لهم موسى ويلكم لا تفتروا على الله كذبا فيسحتكم بعذاب ۖ وقد خاب من افترى
Mûsâ onlara dedi ki: "Vay halinize! Allah'a karşı yalan iftira atmayın. Yoksa sizi bir azapla kökten kazır. Doğrusu iftira atan hüsrana uğramıştır."
- 6220:62/135·Tâhâ
فتنازعوا أمرهم بينهم وأسروا النجوى
İşleri hakkında kendi aralarında çekiştiler ve gizli konuşmayı gizlediler.
- 6320:63/135·Tâhâ
قالوا إن هذان لساحران يريدان أن يخرجاكم من أرضكم بسحرهما ويذهبا بطريقتكم المثلى
Dediler ki: "Bu ikisi büyücüdür, sihirleriyle sizi yerinizden çıkarmak ve en üstün yolunuzu gidermek isterler."
- 6420:64/135·Tâhâ
فأجمعوا كيدكم ثم ائتوا صفا ۚ وقد أفلح اليوم من استعلى
Tuzaklarınızı kararlaştırın, sonra saf halinde gelin. Bugün üstün gelen kurtuluşa ermiştir.
- 6520:65/135·Tâhâ
قالوا يا موسى إما أن تلقي وإما أن نكون أول من ألقى
Dediler ki: "Ey Mûsâ! Ya sen at ya da ilk atan biz olalım."
- 6620:66/135·Tâhâ
قال بل ألقوا ۖ فإذا حبالهم وعصيهم يخيل إليه من سحرهم أنها تسعى
Dedi ki: "Aksine, atın." Birden ipleri ve asaları onların sihri ötürü gözüne öyle göründü ki koşuyorlardı.
- 6720:67/135·Tâhâ
فأوجس في نفسه خيفة موسى
Mûsâ içine bir korku düştü.
- 6820:68/135·Tâhâ
قلنا لا تخف إنك أنت الأعلى
Dedik ki: "Korkma; üstün olan sensin."
- 6920:69/135·Tâhâ
وألق ما في يمينك تلقف ما صنعوا ۖ إنما صنعوا كيد ساحر ۖ ولا يفلح الساحر حيث أتى
At sağ elindekini, onların yaptıklarını yutsun. Onların yaptığı, ancak bir büyücü keydidır. Büyücü ise nereden gelirse gelsin kurtuluşa ermez.
- 7020:70/135·Tâhâ
فألقي السحرة سجدا قالوا آمنا برب هارون وموسى
Büyücüler secde eden olarak atıldı, "Hârûn'un ve Mûsâ'nın Rabbine iman ettik." dediler.
- 7120:71/135·Tâhâ
قال آمنتم له قبل أن آذن لكم ۖ إنه لكبيركم الذي علمكم السحر ۖ فلأقطعن أيديكم وأرجلكم من خلاف ولأصلبنكم في جذوع النخل ولتعلمن أينا أشد عذابا وأبقى
Dedi ki: "Ben size izin vermeden önce ona iman mı ettiniz? O, size sihri öğreten büyüğünüzdür. And olsun, ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve sizi hurma ağacı gövdelerine asacağım. Hangimizin azabı daha şiddetli ve daha kalıcıymış, bileceksiniz."
- 7220:72/135·Tâhâ
قالوا لن نؤثرك على ما جاءنا من البينات والذي فطرنا ۖ فاقض ما أنت قاض ۖ إنما تقضي هذه الحياة الدنيا
Demek ki bize gelen beyyineler ve bizi yoktan yaratana karşı seni asla tercih etmeyeceğiz. Hükmedeceğin şeyi hükmet. Sen sadece bu dünya hayatına hükmedersin.
- 7320:73/135·Tâhâ
إنا آمنا بربنا ليغفر لنا خطايانا وما أكرهتنا عليه من السحر ۗ والله خير وأبقى
Rabbimize iman ettik; günahlarımızı ve sihirden bize zorla yaptırdığın şeyi bize bağışlasın diye. Allah, hayırlı ve daha kalıcı olandır.
- 7420:74/135·Tâhâ
إنه من يأت ربه مجرما فإن له جهنم لا يموت فيها ولا يحيى
Kim Rabbine suçlu olarak gelirse, ona Cehennem vardır; orada ne ölür, ne de yaşar.
- 7520:75/135·Tâhâ
ومن يأته مؤمنا قد عمل الصالحات فأولئك لهم الدرجات العلى
Kim O'na mümin olarak gelir, salihleri yapmışsa, işte onlar için en yüce dereceler vardır.
- 7620:76/135·Tâhâ
جنات عدن تجري من تحتها الأنهار خالدين فيها ۚ وذلك جزاء من تزكى
Adn cennetleri; altlarından ırmaklar akar; içinde ebedî kalanlardırlar. İşte bu, arınan kimsenin karşılığıdır.
- 7720:77/135·Tâhâ
ولقد أوحينا إلى موسى أن أسر بعبادي فاضرب لهم طريقا في البحر يبسا لا تخاف دركا ولا تخشى
Andolsun ki Mûsâ'ya şöyle vahyettik: "Kullarımı geceleyin yürüt, onlara denizde kuru bir yol vur; yetişilmekten korkma, endişe de etme."
- 7820:78/135·Tâhâ
فأتبعهم فرعون بجنوده فغشيهم من اليم ما غشيهم
Ardından Fir'avn ordusuyla onları takip etti de denizden onları kaplayan şey kapladı.
- 7920:79/135·Tâhâ
وأضل فرعون قومه وما هدى
Fir'avn kavmini saptırdı, doğru yola da iletmedi.
- 8020:80/135·Tâhâ
يا بني إسرائيل قد أنجيناكم من عدوكم وواعدناكم جانب الطور الأيمن ونزلنا عليكم المن والسلوى
Ey İsrâîl oğulları! Sizi düşmanınızdan kurtardık ve Tûr'un sağ tarafını size sözleştik, üzerinize de kudret helvasıyla bıldırcın indirdik.
- 8120:81/135·Tâhâ
كلوا من طيبات ما رزقناكم ولا تطغوا فيه فيحل عليكم غضبي ۖ ومن يحلل عليه غضبي فقد هوى
Size rızık olarak verdiğimiz temiz şeylerden yiyin; bunda azmayın, yoksa gazabım üzerinize iner. Gazabım kimin üzerine inerse, o düşmüştür.
- 8220:82/135·Tâhâ
وإني لغفار لمن تاب وآمن وعمل صالحا ثم اهتدى
Tevbe eden, iman eden, salih amel işleyen, sonra da hak yolda sebat eden kimse için ben Gaffâr'ım.
- 8320:83/135·Tâhâ
۞ وما أعجلك عن قومك يا موسى
Seni kavminden aceleyle ne ayırdı, ey Mûsâ?
- 8420:84/135·Tâhâ
قال هم أولاء على أثري وعجلت إليك رب لترضى
Dedi ki: "Onlar işte bunlar, izimin üzerindeler. Ben de Sana acele ettim Rabbim, razı olasın."
- 8520:85/135·Tâhâ
قال فإنا قد فتنا قومك من بعدك وأضلهم السامري
Dedi ki: "Andolsun, senden sonra kavmini sınadık ve Sâmirî onları saptırdı."
- 8620:86/135·Tâhâ
فرجع موسى إلى قومه غضبان أسفا ۚ قال يا قوم ألم يعدكم ربكم وعدا حسنا ۚ أفطال عليكم العهد أم أردتم أن يحل عليكم غضب من ربكم فأخلفتم موعدي
Mûsâ, kavmine kızgın ve üzgün olarak döndü. Dedi ki: "Ey kavmim! Rabbiniz size güzel bir vaat ile vaat etmedi mi? Yoksa ahit size uzadı mı, yahut Rabbinizden üzerinize bir gazabın helal olmasını dilediniz de buluşma vaktimden sözünüzden mü döndünüz?"
- 8720:87/135·Tâhâ
قالوا ما أخلفنا موعدك بملكنا ولكنا حملنا أوزارا من زينة القوم فقذفناها فكذلك ألقى السامري
İrademizle buluşma vaktinden dönmedik; fakat o kavmin süsünden yükler yüklendik, onları attık. İşte Sâmirî de böyle attı.
- 8820:88/135·Tâhâ
فأخرج لهم عجلا جسدا له خوار فقالوا هذا إلهكم وإله موسى فنسي
Onlara böğüren bir buzağı ceseti çıkardı. "Bu, sizin ilâhınız ve Mûsâ'nın ilâhıdır; ama o unuttu" dediler.
- 8920:89/135·Tâhâ
أفلا يرون ألا يرجع إليهم قولا ولا يملك لهم ضرا ولا نفعا
Görmüyorlar mı ki, onlara bir söz döndürmüyor, onlara ne bir zarara ne de bir yarara sahip oluyor?
- 9020:90/135·Tâhâ
ولقد قال لهم هارون من قبل يا قوم إنما فتنتم به ۖ وإن ربكم الرحمن فاتبعوني وأطيعوا أمري
Andolsun ki Hârûn, daha önce onlara: "Ey kavmim, siz bununla sadece sınandınız. Rabbiniz Rahmân'dır; bana uyun, işime itaat edin." demişti.
- 9120:91/135·Tâhâ
قالوا لن نبرح عليه عاكفين حتى يرجع إلينا موسى
Dediler: "Musa bize dönünceye kadar ona tapmaktan asla ayrılmayacağız."
- 9220:92/135·Tâhâ
قال يا هارون ما منعك إذ رأيتهم ضلوا
Dedi ki: "Yâ Hârûn, onların saptığını gördüğünde sana ne engel oldu?"
- 9320:93/135·Tâhâ
ألا تتبعن ۖ أفعصيت أمري
Bana uymaman mı; emrime isyan mı ettin?
- 9420:94/135·Tâhâ
قال يا ابن أم لا تأخذ بلحيتي ولا برأسي ۖ إني خشيت أن تقول فرقت بين بني إسرائيل ولم ترقب قولي
Dedi ki: "Ey anamın oğlu! Sakalımdan ve başımdan tutma. Ben, 'İsrâîl oğulları arasında ayırım yaptın ve sözümü gözetmedin' demenden korktum."
- 9520:95/135·Tâhâ
قال فما خطبك يا سامري
Dedi ki: "Nedir işin, ey Sâmirî?"
- 9620:96/135·Tâhâ
قال بصرت بما لم يبصروا به فقبضت قبضة من أثر الرسول فنبذتها وكذلك سولت لي نفسي
Dedi ki: "Onların görmediği bir şeyi gördüm. Elçinin izinden bir avuç aldım ve onu attım. Nefsim beni işte böyle süsleyip aldattı."
- 9720:97/135·Tâhâ
قال فاذهب فإن لك في الحياة أن تقول لا مساس ۖ وإن لك موعدا لن تخلفه ۖ وانظر إلى إلهك الذي ظلت عليه عاكفا ۖ لنحرقنه ثم لننسفنه في اليم نسفا
Dedi ki: "Git; hayatta sana 'Dokunma yok' demen var. Senin için asla sözünden dönülmeyecek bir buluşma vakti var. Başında kendini adayıp beklediğin ilâhına bak; onu yakıp sonra denizde savurdukça savuracağız."
- 9820:98/135·Tâhâ
إنما إلهكم الله الذي لا إله إلا هو ۚ وسع كل شيء علما
İlâhınız ancak Allah'tır, O'ndan başka ilâh yoktur. O, her şeyi bilgiyle kuşatmıştır.
- 9920:99/135·Tâhâ
كذلك نقص عليك من أنباء ما قد سبق ۚ وقد آتيناك من لدنا ذكرا
İşte o geçmiş haberlerden sana anlatırız. Sana katımızdan bir Zikr verdik.
- 10020:100/135·Tâhâ
من أعرض عنه فإنه يحمل يوم القيامة وزرا
Kim ondan yüz çevirirse, kıyamet günü bir yük taşır.
- 10120:101/135·Tâhâ
خالدين فيه ۖ وساء لهم يوم القيامة حملا
Orada ebedî kalırlar. Kıyamet günü onlara yük ne kötüdür.
- 10220:102/135·Tâhâ
يوم ينفخ في الصور ۚ ونحشر المجرمين يومئذ زرقا
Sûr'a üfleneceği gün; suçluları o gün gözleri gömgök bir halde haşrederiz.
- 10320:103/135·Tâhâ
يتخافتون بينهم إن لبثتم إلا عشرا
Aralarında fısıldaşırlar: "Siz ancak on gün kaldınız."
- 10420:104/135·Tâhâ
نحن أعلم بما يقولون إذ يقول أمثلهم طريقة إن لبثتم إلا يوما
Onların ne demekte olduğunu daha iyi biliriz. Hani görüşçe en isabetli olanları der ki: 'Bir gün dışında kalmadınız.'
- 10520:105/135·Tâhâ
ويسألونك عن الجبال فقل ينسفها ربي نسفا
Sana dağlardan soruyorlar. De ki: "Rabbim onları savurup dağıtır."
- 10620:106/135·Tâhâ
فيذرها قاعا صفصفا
Onu dümdüz bir düzlük halinde bırakır.
- 10720:107/135·Tâhâ
لا ترى فيها عوجا ولا أمتا
Orada ne bir eğrilik görürsün, ne bir tümsek.
- 10820:108/135·Tâhâ
يومئذ يتبعون الداعي لا عوج له ۖ وخشعت الأصوات للرحمن فلا تسمع إلا همسا
O gün, eğriliği olmaksızın davetçiye uyarlar. Sesler Rahmân için huşû duymuştur; artık ancak bir fısıltı işitirsin.
- 10920:109/135·Tâhâ
يومئذ لا تنفع الشفاعة إلا من أذن له الرحمن ورضي له قولا
O gün şefaat fayda vermez, ancak Rahmân'ın kendisine izin verdiği ve sözünden razı olduğu kimse müstesna.
- 11020:110/135·Tâhâ
يعلم ما بين أيديهم وما خلفهم ولا يحيطون به علما
Önlerindekini de arkalarındakini de bilir; O'nu bilgiyle kuşatamazlar.
- 11120:111/135·Tâhâ
۞ وعنت الوجوه للحي القيوم ۖ وقد خاب من حمل ظلما
Yüzler, Hayy ve Kayyûm'a sükûnetle yöneldi. Zulüm taşıyan ise hüsrana uğradı.
- 11220:112/135·Tâhâ
ومن يعمل من الصالحات وهو مؤمن فلا يخاف ظلما ولا هضما
Kim mümin olarak salih işler yaparsa, zulümden ve hakkının çiğnenmesinden korkmaz.
- 11320:113/135·Tâhâ
وكذلك أنزلناه قرآنا عربيا وصرفنا فيه من الوعيد لعلهم يتقون أو يحدث لهم ذكرا
İşte o şekilde onu Arapça bir Kur'ân olarak indirdik ve onda tehditten türlü türlü açıkladık; umulur ki sakınırlar veya onlara bir zikr meydana getirir.
- 11420:114/135·Tâhâ
فتعالى الله الملك الحق ۗ ولا تعجل بالقرآن من قبل أن يقضى إليك وحيه ۖ وقل رب زدني علما
Melik Hak olan Allah pek yücedir. Sana vahyi tamamlanmadan önce Kur'an'ı okumakta acele etme ve de ki: "Rabbim, ilmimi artır."
- 11520:115/135·Tâhâ
ولقد عهدنا إلى آدم من قبل فنسي ولم نجد له عزما
Andolsun ki, önceden Âdem'e ahd etmiştik de unuttu; onda bir azim bulmadık.
- 11620:116/135·Tâhâ
وإذ قلنا للملائكة اسجدوا لآدم فسجدوا إلا إبليس أبى
Hani meleklere "Âdem'e secde edin" demiştik de secde etmişlerdi; ancak İblîs ebâ etti.
- 11720:117/135·Tâhâ
فقلنا يا آدم إن هذا عدو لك ولزوجك فلا يخرجنكما من الجنة فتشقى
Biz de dedik ki: "Âdem, bu sana ve eşine düşmandır. Sakın ikinizi cennetten çıkarmasın, sonra bedbaht olursun."
- 11820:118/135·Tâhâ
إن لك ألا تجوع فيها ولا تعرى
Senin için orada ne acıkmak vardır, ne de çıplak kalmak.
- 11920:119/135·Tâhâ
وأنك لا تظمأ فيها ولا تضحى
Susamazsın orada, güneşte de yanmazsın.
- 12020:120/135·Tâhâ
فوسوس إليه الشيطان قال يا آدم هل أدلك على شجرة الخلد وملك لا يبلى
Şeytan ona vesvese verdi, dedi ki: "Âdem, sana sonsuzluk ağacına ve sınamak olmayan bir mülke yol göstereyim mi?"
- 12120:121/135·Tâhâ
فأكلا منها فبدت لهما سوآتهما وطفقا يخصفان عليهما من ورق الجنة ۚ وعصى آدم ربه فغوى
İkisi ondan yiyince ayıp yerleri kendilerine açığa çıktı ve cennet yaprağından üzerlerine yamamaya başladılar. Âdem Rabbine karşı geldi ve azdı.
- 12220:122/135·Tâhâ
ثم اجتباه ربه فتاب عليه وهدى
Sonra Rabbi onu seçti, tevbesini kabul etti ve ona yol gösterdi.
- 12320:123/135·Tâhâ
قال اهبطا منها جميعا ۖ بعضكم لبعض عدو ۖ فإما يأتينكم مني هدى فمن اتبع هداي فلا يضل ولا يشقى
Dedi ki: "İkiniz de ordan inin, hepiniz! Bazınız bazısına düşman olarak. Artık Benden size bir hidayet geldiğinde kim hidayetime uyarsa sapmaz ve bedbaht olmaz."
- 12420:124/135·Tâhâ
ومن أعرض عن ذكري فإن له معيشة ضنكا ونحشره يوم القيامة أعمى
Kim de Zikr'imden yüz çevirirse, onun için dar bir geçim vardır. Onu kıyamet günü kör olarak haşrederiz.
- 12520:125/135·Tâhâ
قال رب لم حشرتني أعمى وقد كنت بصيرا
Dedi: "Rabbim, beni niçin kör olarak haşrettin? Oysa ben gören biri idim."
- 12620:126/135·Tâhâ
قال كذلك أتتك آياتنا فنسيتها ۖ وكذلك اليوم تنسى
Dedi: "İşte öyle, âyetlerimiz sana geldi de unuttun onları; işte öyle unutulursun bugün de."
- 12720:127/135·Tâhâ
وكذلك نجزي من أسرف ولم يؤمن بآيات ربه ۚ ولعذاب الآخرة أشد وأبقى
Haddi aşıp Rabbinin âyetlerine iman etmeyen kimseye işte böyle karşılık veririz. Âhir'in azabı ise daha şiddetli ve daha kalıcıdır.
- 12820:128/135·Tâhâ
أفلم يهد لهم كم أهلكنا قبلهم من القرون يمشون في مساكنهم ۗ إن في ذلك لآيات لأولي النهى
Daha önce nice nesilleri helâk etmiş olmamız, onlara yol göstermedi mi? Oysa kendileri onların meskenlerinde yürüyorlar. İşte bunda, akıl sahipleri için âyetler vardır.
- 12920:129/135·Tâhâ
ولولا كلمة سبقت من ربك لكان لزاما وأجل مسمى
Rabbinden geçmiş bir söz ve belirlenmiş bir süre olmasaydı, helâk onların yakasını bırakmazdı.
- 13020:130/135·Tâhâ
فاصبر على ما يقولون وسبح بحمد ربك قبل طلوع الشمس وقبل غروبها ۖ ومن آناء الليل فسبح وأطراف النهار لعلك ترضى
Onların dediklerine sabret. Güneşin doğuşundan önce ve batışından önce Rabbini hamd ile tesbih et. Gece vakitlerinde ve gündüzün uçlarında da tesbih et ki razı olasın.
- 13120:131/135·Tâhâ
ولا تمدن عينيك إلى ما متعنا به أزواجا منهم زهرة الحياة الدنيا لنفتنهم فيه ۚ ورزق ربك خير وأبقى
Gözlerini, onlardan birtakım eşleri yararlandırdığımız şeye dikme; dünya hayatının süsüdür o, kendilerini onunla sınamak için. Rabbinin rızkı daha hayırlı ve daha kalıcıdır.
- 13220:132/135·Tâhâ
وأمر أهلك بالصلاة واصطبر عليها ۖ لا نسألك رزقا ۖ نحن نرزقك ۗ والعاقبة للتقوى
Ehline salâtı emret ve ona sabret. Biz senden rızık istemeyiz, sana rızık veren Biziz. Akıbet takvânındır.
- 13320:133/135·Tâhâ
وقالوا لولا يأتينا بآية من ربه ۚ أولم تأتهم بينة ما في الصحف الأولى
Dediler ki: "Rabbinden bize bir âyet getirse olmaz mıydı?" Onlara evvelki sahifelerdekine dair beyyine gelmedi mi?
- 13420:134/135·Tâhâ
ولو أنا أهلكناهم بعذاب من قبله لقالوا ربنا لولا أرسلت إلينا رسولا فنتبع آياتك من قبل أن نذل ونخزى
Eğer onları bundan önce bir azapla helâk etseydik, 'Rabbimiz, bize bir elçi gönderseydin de alçalıp rezil olmadan önce âyetlerine uysaydık' derlerdi.
- 13520:135/135·Tâhâ
قل كل متربص فتربصوا ۖ فستعلمون من أصحاب الصراط السوي ومن اهتدى
De ki: "Herkes beklemektedir; siz de bekleyin. Düzgün sırâtın arkadaşları kimmiş, kim doğru yolu bulmuş, yakında bileceksiniz."






































































































































