Mâide sûresi kapak görseli
Sûre 5 · Medenî

Mâide

Al-Ma'idah · 120 ayet
المائدة

Sofra, helâl/haram, ahitler

بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ

  1. 15:1/120·Mâide

    يا أيها الذين آمنوا أوفوا بالعقود ۚ أحلت لكم بهيمة الأنعام إلا ما يتلى عليكم غير محلي الصيد وأنتم حرم ۗ إن الله يحكم ما يريد

    Ey iman edenler! Akitleri tam yerine getirin. Size okunacaklar hariç, davar hayvanı size helâl kılındı; ancak ihramlı iken avı helâl saymayın. Allah dilediği şeye hükmeder.

  2. 25:2/120·Mâide

    يا أيها الذين آمنوا لا تحلوا شعائر الله ولا الشهر الحرام ولا الهدي ولا القلائد ولا آمين البيت الحرام يبتغون فضلا من ربهم ورضوانا ۚ وإذا حللتم فاصطادوا ۚ ولا يجرمنكم شنآن قوم أن صدوكم عن المسجد الحرام أن تعتدوا ۘ وتعاونوا على البر والتقوى ۖ ولا تعاونوا على الإثم والعدوان ۚ واتقوا الله ۖ إن الله شديد العقاب

    Ey iman edenler! Allah'ın nişanelerini, haram ayı, kurbanlığı, gerdanlıkları ve Rablerinden lütuf ve rıza arayarak Haram Ev'e yönelenleri helâl kılmayın. İhramdan çıkınca avlanın. Sizi Mescid-i Haram'dan alıkoyan bir kavme duyduğunuz kin, haddi aşmanıza sürüklemesin. Birr ve takvâ üzerine yardımlaşın; günah ve düşmanlık üzerine yardımlaşmayın. Allah'tan sakının. Allah'ın cezası şiddetlidir.

  3. 35:3/120·Mâide

    حرمت عليكم الميتة والدم ولحم الخنزير وما أهل لغير الله به والمنخنقة والموقوذة والمتردية والنطيحة وما أكل السبع إلا ما ذكيتم وما ذبح على النصب وأن تستقسموا بالأزلام ۚ ذلكم فسق ۗ اليوم يئس الذين كفروا من دينكم فلا تخشوهم واخشون ۚ اليوم أكملت لكم دينكم وأتممت عليكم نعمتي ورضيت لكم الإسلام دينا ۚ فمن اضطر في مخمصة غير متجانف لإثم ۙ فإن الله غفور رحيم

    Leş, kan, domuz eti, Allah'tan başkası adına kesilen, boğulmuş, vurulup öldürülmüş, yüksekten düşmüş, boynuzlanmış ve yırtıcı hayvanın yediği size haram kılındı; canlıyken yetişip kestikleriniz müstesna. Dikili taşlar üzerine boğazlanan ve fal oklarıyla kısmet aramanız da haram kılındı. İşte bu fısktır. Bugün kâfirler sizin dininizden ümit kestiler. Onlardan korkmayın, Benden korkun. Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim, üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm'ı seçtim. Kim açlık içinde, günaha meyletmeksizin yemek zorunda kalırsa Allah Ğafûr'dur, Rahîm'dir.

  4. 45:4/120·Mâide

    يسألونك ماذا أحل لهم ۖ قل أحل لكم الطيبات ۙ وما علمتم من الجوارح مكلبين تعلمونهن مما علمكم الله ۖ فكلوا مما أمسكن عليكم واذكروا اسم الله عليه ۖ واتقوا الله ۚ إن الله سريع الحساب

    Sana kendilerine neyin helâl kılındığını sorarlar. De ki: "Size temiz şeyler helâl kılındı. Allah'ın size öğrettiğinden öğreterek yetiştirdiğiniz avcı hayvanların sizin için tuttuklarından da Allah'ın ismini üzerine anarak yiyin ve Allah'tan sakının. Doğrusu Allah hesabı pek çabuk görendir."

  5. 55:5/120·Mâide

    اليوم أحل لكم الطيبات ۖ وطعام الذين أوتوا الكتاب حل لكم وطعامكم حل لهم ۖ والمحصنات من المؤمنات والمحصنات من الذين أوتوا الكتاب من قبلكم إذا آتيتموهن أجورهن محصنين غير مسافحين ولا متخذي أخدان ۗ ومن يكفر بالإيمان فقد حبط عمله وهو في الآخرة من الخاسرين

    Bugün size temiz şeyler helâl kılındı. Kitap verilenlerin yemeği size helâldir, sizin yemeğiniz de onlara helâldir. Müminlerden iffetli kadınlar ve sizden önce kitap verilenlerden iffetli kadınlar; kendilerine ecirlerini verdiğiniz, iffetli olduğunuz, zina etmediğiniz ve gizli dost edinmediğiniz takdirde size helâldir. Kim îmânı küfrederse, ameli boşa gitmiştir. O, Âhir'de hüsrana uğrayanlardandır.

  6. 65:6/120·Mâide

    يا أيها الذين آمنوا إذا قمتم إلى الصلاة فاغسلوا وجوهكم وأيديكم إلى المرافق وامسحوا برءوسكم وأرجلكم إلى الكعبين ۚ وإن كنتم جنبا فاطهروا ۚ وإن كنتم مرضى أو على سفر أو جاء أحد منكم من الغائط أو لامستم النساء فلم تجدوا ماء فتيمموا صعيدا طيبا فامسحوا بوجوهكم وأيديكم منه ۚ ما يريد الله ليجعل عليكم من حرج ولكن يريد ليطهركم وليتم نعمته عليكم لعلكم تشكرون

    Ey iman edenler! Salâta kalktığınız zaman yüzlerinizi ve ellerinizi dirseklere kadar yıkayın; başlarınıza meshedin ve ayaklarınızı topuklara kadar. Cünüp iseniz iyice temizlenin. Hasta veya yolculukta iseniz, yahut sizden biri tuvaletten gelmişse ya da kadınlara dokunmuşsanız ve su bulamamışsanız, temiz bir toprağa yönelin; ondan yüzlerinize ve ellerinize meshedin. Allah size güçlük kılmak dilemez, fakat sizi arındırmak ve üzerinizdeki nimetini tamamlamak diler; umulur ki şükredersiniz.

  7. 75:7/120·Mâide

    واذكروا نعمة الله عليكم وميثاقه الذي واثقكم به إذ قلتم سمعنا وأطعنا ۖ واتقوا الله ۚ إن الله عليم بذات الصدور

    Allah'ın üzerinizdeki nimetini ve "işittik, itaat ettik" dediğiniz hani O'nun sizi kendisiyle bağladığı kesin sözünü anın. Allah'tan sakının. Allah göğüslerin özünü Alîm'dir.

  8. 85:8/120·Mâide

    يا أيها الذين آمنوا كونوا قوامين لله شهداء بالقسط ۖ ولا يجرمنكم شنآن قوم على ألا تعدلوا ۚ اعدلوا هو أقرب للتقوى ۖ واتقوا الله ۚ إن الله خبير بما تعملون

    Ey iman edenler! Allah için ayakta tutanlar, adaletle şahit olanlar olun. Bir kavme olan kininiz sizi adalet etmemeye sürüklemesin. Adalet edin; o, takvâya daha yakındır. Allah'tan sakının. Allah yaptıklarınızdan Habîr'dir.

  9. 95:9/120·Mâide

    وعد الله الذين آمنوا وعملوا الصالحات ۙ لهم مغفرة وأجر عظيم

    Allah, iman edip salih ameller işleyenlere vaat etti: Onlar için bağışlanma ve büyük bir ödül vardır.

  10. 105:10/120·Mâide

    والذين كفروا وكذبوا بآياتنا أولئك أصحاب الجحيم

    Küfredip âyetlerimizi yalanlayanlar, işte onlar cahîmin ashâbıdır.

  11. 115:11/120·Mâide

    يا أيها الذين آمنوا اذكروا نعمت الله عليكم إذ هم قوم أن يبسطوا إليكم أيديهم فكف أيديهم عنكم ۖ واتقوا الله ۚ وعلى الله فليتوكل المؤمنون

    Ey iman edenler! Allah'ın üzerinizdeki nimetini anın; hani bir kavim size ellerini yaymaya yeltendi, Allah da ellerini sizden alıkoydu. Allah'tan sakının. Müminler yalnız Allah'a tevekkül etsin.

  12. 125:12/120·Mâide

    ۞ ولقد أخذ الله ميثاق بني إسرائيل وبعثنا منهم اثني عشر نقيبا ۖ وقال الله إني معكم ۖ لئن أقمتم الصلاة وآتيتم الزكاة وآمنتم برسلي وعزرتموهم وأقرضتم الله قرضا حسنا لأكفرن عنكم سيئاتكم ولأدخلنكم جنات تجري من تحتها الأنهار ۚ فمن كفر بعد ذلك منكم فقد ضل سواء السبيل

    Andolsun ki Allah, İsrâîl oğullarından kesin söz almıştı. Onlardan on iki temsilci göndermiştik. Allah demişti ki: "Ben sizinle beraberim. Eğer salâtı dosdoğru kılar, zekâtı verir, elçilerime iman eder, onları saygıyla destekler ve Allah'a güzel bir borç verirseniz, kötülüklerinizi örter ve sizi altlarından ırmaklar akan cennetlere sokarım. Artık bundan sonra sizden kim küfrederse, dosdoğru yoldan sapmış olur."

  13. 135:13/120·Mâide

    فبما نقضهم ميثاقهم لعناهم وجعلنا قلوبهم قاسية ۖ يحرفون الكلم عن مواضعه ۙ ونسوا حظا مما ذكروا به ۚ ولا تزال تطلع على خائنة منهم إلا قليلا منهم ۖ فاعف عنهم واصفح ۚ إن الله يحب المحسنين

    Kesin sözlerini bozdukları için onları lanetledik ve kalplerini katı kıldık. Kelimeleri yerlerinden tahrif ediyorlar. Kendisine öğüt verilen şeylerden bir payı unuttular. İçlerinden azı hariç, onlardan bir hainliğe muttali olmaya devam edersin. Öyleyse onları affet ve hoş gör. Allah muhsinleri sever.

  14. 145:14/120·Mâide

    ومن الذين قالوا إنا نصارى أخذنا ميثاقهم فنسوا حظا مما ذكروا به فأغرينا بينهم العداوة والبغضاء إلى يوم القيامة ۚ وسوف ينبئهم الله بما كانوا يصنعون

    Kendilerine 'Biz Nasârâ'yız' diyenlerden de kesin sözlerini aldık da öğüt verildikleri şeyden bir payı unuttular. Bu yüzden aralarına kıyamet gününe kadar düşmanlık ve kin musallat ettik. Allah, yapmakta oldukları şeyi yakında onlara haber verecektir.

  15. 155:15/120·Mâide

    يا أهل الكتاب قد جاءكم رسولنا يبين لكم كثيرا مما كنتم تخفون من الكتاب ويعفو عن كثير ۚ قد جاءكم من الله نور وكتاب مبين

    Ey Kitap ehli! Elçimiz size geldi; kitaptan gizlediğiniz çok şeyi size açıklıyor, çoğundan da affediyor. Allah'tan size bir Nûr ve apaçık bir kitap geldi.

  16. 165:16/120·Mâide

    يهدي به الله من اتبع رضوانه سبل السلام ويخرجهم من الظلمات إلى النور بإذنه ويهديهم إلى صراط مستقيم

    Allah, rızasına uyanı onunla esenlik yollarına iletir ve onları izniyle karanlıklardan Nûr'a çıkarır, dosdoğru sırâta iletir.

  17. 175:17/120·Mâide

    لقد كفر الذين قالوا إن الله هو المسيح ابن مريم ۚ قل فمن يملك من الله شيئا إن أراد أن يهلك المسيح ابن مريم وأمه ومن في الأرض جميعا ۗ ولله ملك السماوات والأرض وما بينهما ۚ يخلق ما يشاء ۚ والله على كل شيء قدير

    Andolsun ki, "Allah, Meryem oğlu Mesîh'tir" diyenler küfretti. De ki: "Eğer Meryem oğlu Mesîh'i, annesini ve yerdeki herkesi helâk etmeyi dilerse, Allah'tan gelecek bir şeye kim sahip olabilir?" Göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin mülkü Allah'ındır. Dilediğini yaratır. Allah, her şeye Kadîr'dir.

  18. 185:18/120·Mâide

    وقالت اليهود والنصارى نحن أبناء الله وأحباؤه ۚ قل فلم يعذبكم بذنوبكم ۖ بل أنتم بشر ممن خلق ۚ يغفر لمن يشاء ويعذب من يشاء ۚ ولله ملك السماوات والأرض وما بينهما ۖ وإليه المصير

    Yehûd ve Nasârâ: "Biz Allah'ın oğulları ve sevgilileriyiz," dedi. De ki: "Öyleyse günahlarınızdan dolayı size neden azaplandırıyor? Aksine siz, O'nun yarattığı kimselerden beşersiniz." O, dilediği kimi bağışlar, dilediği kimi azaplandırır. Göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin mülkü Allah'ındır. Varış yeri O'nadır.

  19. 195:19/120·Mâide

    يا أهل الكتاب قد جاءكم رسولنا يبين لكم على فترة من الرسل أن تقولوا ما جاءنا من بشير ولا نذير ۖ فقد جاءكم بشير ونذير ۗ والله على كل شيء قدير

    Ey kitap ehli! Elçilerin ara döneminde, "Bize müjdeleyici de gelmedi, uyarıcı da" dersiniz diye elçimiz size geldi; size açıklıyor. Müjdeleyici ve uyarıcı size geldi. Allah her şeye Kadîr'dir.

  20. 205:20/120·Mâide

    وإذ قال موسى لقومه يا قوم اذكروا نعمة الله عليكم إذ جعل فيكم أنبياء وجعلكم ملوكا وآتاكم ما لم يؤت أحدا من العالمين

    Hani Musa kavmine demişti: "Ey kavmim! Allah'ın üzerinizdeki nimetini anın; hani içinize peygamberler kıldı, sizi krallar kıldı ve âlemlerden hiç kimseye vermediğini size verdi."

  1. 215:21/120·Mâide

    يا قوم ادخلوا الأرض المقدسة التي كتب الله لكم ولا ترتدوا على أدباركم فتنقلبوا خاسرين

    Kavmim, Allah'ın size yazdığı kutsal yere girin; arkanıza dönmeyin, yoksa hüsrana uğrayanlar olarak dönersiniz.

  2. 225:22/120·Mâide

    قالوا يا موسى إن فيها قوما جبارين وإنا لن ندخلها حتى يخرجوا منها فإن يخرجوا منها فإنا داخلون

    Dediler: "Mûsâ! Orada zorba bir kavim var. Onlar oradan çıkana kadar biz asla oraya girmeyiz. Eğer oradan çıkarlarsa, biz de girenleriz."

  3. 235:23/120·Mâide

    قال رجلان من الذين يخافون أنعم الله عليهما ادخلوا عليهم الباب فإذا دخلتموه فإنكم غالبون ۚ وعلى الله فتوكلوا إن كنتم مؤمنين

    Allah'tan korkan ve Allah'ın kendilerine nimet verdiği iki erkek dedi ki: "Onların üzerine kapıdan girin; oraya girdiğiniz zaman artık siz galipsiniz. Eğer mümin iseniz, yalnız Allah'a tevekkül edin."

  4. 245:24/120·Mâide

    قالوا يا موسى إنا لن ندخلها أبدا ما داموا فيها ۖ فاذهب أنت وربك فقاتلا إنا هاهنا قاعدون

    Dediler ki: "Ey Mûsâ! Onlar orada oldukça biz oraya asla girmeyiz. Git, Sen ve Rabbin, ikiniz savaşın. Biz burada oturanlarız."

  5. 255:25/120·Mâide

    قال رب إني لا أملك إلا نفسي وأخي ۖ فافرق بيننا وبين القوم الفاسقين

    Dedi ki: "Rabbim, ben nefsimden ve kardeşimden başkasına sahip değilim. Artık bizimle o fâsık kavmin arasını ayır."

  6. 265:26/120·Mâide

    قال فإنها محرمة عليهم ۛ أربعين سنة ۛ يتيهون في الأرض ۚ فلا تأس على القوم الفاسقين

    Dedi ki: "Orası onlara kırk yıl haram kılınmıştır; yerde şaşkın şaşkın dolaşacaklar. Artık fâsık kavme üzülme."

  7. 275:27/120·Mâide

    ۞ واتل عليهم نبأ ابني آدم بالحق إذ قربا قربانا فتقبل من أحدهما ولم يتقبل من الآخر قال لأقتلنك ۖ قال إنما يتقبل الله من المتقين

    Âdem'in iki oğlunun haberini Hakk ile onlara oku. Hani ikisi birer kurban yaklaştırmışlardı da birinden kabul edilmiş, başkasından kabul edilmemişti. "Seni öldüreceğim" dedi. "Allah sadece takva sahiplerinden kabul eder" dedi.

  8. 285:28/120·Mâide

    لئن بسطت إلي يدك لتقتلني ما أنا بباسط يدي إليك لأقتلك ۖ إني أخاف الله رب العالمين

    Andolsun eğer beni öldürmek için elini bana uzatsan da ben seni öldürmek için elimi sana uzatan değilim; ben âlemlerin Rabbi Allah'tan korkarım.

  9. 295:29/120·Mâide

    إني أريد أن تبوء بإثمي وإثمك فتكون من أصحاب النار ۚ وذلك جزاء الظالمين

    Ben dilerim ki, sen benim günahımı da kendi günahını da yüklenesin ve ateşin arkadaşlarından olasın. İşte o, zalimlerin karşılığıdır.

  10. 305:30/120·Mâide

    فطوعت له نفسه قتل أخيه فقتله فأصبح من الخاسرين

    Nefsi ona kardeşini öldürmeyi kolaylaştırdı; onu öldürdü de hüsrana uğrayanlardan oldu.

  11. 315:31/120·Mâide

    فبعث الله غرابا يبحث في الأرض ليريه كيف يواري سوءة أخيه ۚ قال يا ويلتا أعجزت أن أكون مثل هذا الغراب فأواري سوءة أخي ۖ فأصبح من النادمين

    Allah, kardeşinin avretini nasıl örteceğini göstermesi için yeri eşeleyen bir karga gönderdi. "Vay halime! Şu karga gibi olmaktan aciz kaldım da kardeşimin avretini örtemedim mi?" dedi ve pişmanlardan oldu.

  12. 325:32/120·Mâide

    من أجل ذلك كتبنا على بني إسرائيل أنه من قتل نفسا بغير نفس أو فساد في الأرض فكأنما قتل الناس جميعا ومن أحياها فكأنما أحيا الناس جميعا ۚ ولقد جاءتهم رسلنا بالبينات ثم إن كثيرا منهم بعد ذلك في الأرض لمسرفون

    İşte bu sebepten İsrâîl oğullarına yazdık: Kim bir nefsi, bir nefse karşılık veya yerde bozgunculuk olmaksızın öldürürse, sanki insanları hep öldürmüş gibidir. Kim de onu diriltirse, sanki insanları hep diriltmiş gibidir. Andolsun ki, elçilerimiz onlara beyyinelerle geldi. Sonra, onlardan çoğu, bunun ardından yerde haddi aşanlardır.

  13. 335:33/120·Mâide

    إنما جزاء الذين يحاربون الله ورسوله ويسعون في الأرض فسادا أن يقتلوا أو يصلبوا أو تقطع أيديهم وأرجلهم من خلاف أو ينفوا من الأرض ۚ ذلك لهم خزي في الدنيا ۖ ولهم في الآخرة عذاب عظيم

    Allah'a ve elçisine savaş açanların, yeryüzünde bozgunculuk için çaba gösterenlerin karşılığı, katledilmeleri, ya da asılmaları, ya da ellerinin ve ayaklarının çaprazdan parça parça kesilmesi, ya da yerden sürgün edilmeleridir. İşte o, onlar için dünyada bir rezilliktir. Onlar için Âhir'de de Azîm bir azap vardır.

  14. 345:34/120·Mâide

    إلا الذين تابوا من قبل أن تقدروا عليهم ۖ فاعلموا أن الله غفور رحيم

    Ancak tevbe edenler, onlara güç yetirmenizden önce; bilin ki Allah Gafûr'dur, Rahîm'dir.

  15. 355:35/120·Mâide

    يا أيها الذين آمنوا اتقوا الله وابتغوا إليه الوسيلة وجاهدوا في سبيله لعلكم تفلحون

    Ey iman edenler, Allah'tan sakının ve O'na vesile arayın, O'nun yolunda cihad edin ki kurtuluşa eresiniz.

  16. 365:36/120·Mâide

    إن الذين كفروا لو أن لهم ما في الأرض جميعا ومثله معه ليفتدوا به من عذاب يوم القيامة ما تقبل منهم ۖ ولهم عذاب أليم

    Küfredenler, yeryüzündeki her şey ve onunla beraber bir benzeri daha onların olsa da kıyamet gününün azabından fidye verip kurtulmak isteseler, onlardan kabul edilmez. Onlar için acıklı bir azap vardır.

  17. 375:37/120·Mâide

    يريدون أن يخرجوا من النار وما هم بخارجين منها ۖ ولهم عذاب مقيم

    Ateşten çıkmak dilerler de ondan çıkanlar değildirler; onlar için kalıcı bir azap vardır.

  18. 385:38/120·Mâide

    والسارق والسارقة فاقطعوا أيديهما جزاء بما كسبا نكالا من الله ۗ والله عزيز حكيم

    Hırsızlık eden erkek ve hırsızlık eden kadının, yaptıklarına karşılık Allah'tan ibret verici bir ceza olarak ellerini kesin. Allah Azîz'dir, Hakîm'dir.

  19. 395:39/120·Mâide

    فمن تاب من بعد ظلمه وأصلح فإن الله يتوب عليه ۗ إن الله غفور رحيم

    Kim zulmünden sonra tevbe eder ve ıslah olursa Allah onun tevbesini kabul eder. Allah Gafûr'dur, Rahîm'dir.

  20. 405:40/120·Mâide

    ألم تعلم أن الله له ملك السماوات والأرض يعذب من يشاء ويغفر لمن يشاء ۗ والله على كل شيء قدير

    Bilmedin mi ki göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır? Dilediğine azap eder, dilediğini bağışlar. Allah, her şeye Kadîr'dir.

  1. 415:41/120·Mâide

    ۞ يا أيها الرسول لا يحزنك الذين يسارعون في الكفر من الذين قالوا آمنا بأفواههم ولم تؤمن قلوبهم ۛ ومن الذين هادوا ۛ سماعون للكذب سماعون لقوم آخرين لم يأتوك ۖ يحرفون الكلم من بعد مواضعه ۖ يقولون إن أوتيتم هذا فخذوه وإن لم تؤتوه فاحذروا ۚ ومن يرد الله فتنته فلن تملك له من الله شيئا ۚ أولئك الذين لم يرد الله أن يطهر قلوبهم ۚ لهم في الدنيا خزي ۖ ولهم في الآخرة عذاب عظيم

    Ey Elçi, ağızlarıyla "İman ettik" deyip kalpleri iman etmemiş olanların ve Yahudi olanların küfürde yarışmaları seni üzmesin. Onlar yalana kulak verirler, sana gelmemiş başka bir kavme kulak verirler. Kelimeleri yerlerine konulduktan sonra tahrif ederler. "Size bu verilirse alın, verilmezse sakının" derler. Allah kimin fitnesini dilerse, onun için Allah'a karşı hiçbir şeye sahip olamazsın. İşte onlar, Allah'ın kalplerini arındırmayı dilemediği kimselerdir. Dünyada onlar için bir rezillik, Âhirette de onlar için Azîm bir azap vardır.

  2. 425:42/120·Mâide

    سماعون للكذب أكالون للسحت ۚ فإن جاءوك فاحكم بينهم أو أعرض عنهم ۖ وإن تعرض عنهم فلن يضروك شيئا ۖ وإن حكمت فاحكم بينهم بالقسط ۚ إن الله يحب المقسطين

    Onlar yalana kulak veren, haram kazanca obur yiyicidir. Eğer sana gelirlerse, aralarında hükmet veya onlardan yüz çevir. Eğer onlardan yüz çevirirsen, sana asla bir şeyle zarar veremezler. Eğer hükmedersen, aralarında adaletle hükmet. Allah adil davrananları sever.

  3. 435:43/120·Mâide

    وكيف يحكمونك وعندهم التوراة فيها حكم الله ثم يتولون من بعد ذلك ۚ وما أولئك بالمؤمنين

    Nasıl oluyor da, içinde Allah'ın hükmü bulunan Tevrât yanlarında iken seni hakem kılıyorlar? Sonra da bunun ardından yüz çeviriyorlar. İşte onlar mümin değillerdir.

  4. 445:44/120·Mâide

    إنا أنزلنا التوراة فيها هدى ونور ۚ يحكم بها النبيون الذين أسلموا للذين هادوا والربانيون والأحبار بما استحفظوا من كتاب الله وكانوا عليه شهداء ۚ فلا تخشوا الناس واخشون ولا تشتروا بآياتي ثمنا قليلا ۚ ومن لم يحكم بما أنزل الله فأولئك هم الكافرون

    Tevrât'ı biz indirdik; onda hidayet ve Nûr vardır. Teslim olmuş peygamberler, yahudi olanlara onunla hükmederlerdi. Rabbânîler ve hahamlar da Allah'ın kitabından korumakla görevlendirildikleri şeyle hükmederlerdi ve onun üzerine şahit oldular. İnsanlardan korkmayın, Benden korkun ve âyetlerimi az bir bedele satmayın. Kim Allah'ın indirdiği ile hükmetmezse, işte onlar kâfirlerdir.

  5. 455:45/120·Mâide

    وكتبنا عليهم فيها أن النفس بالنفس والعين بالعين والأنف بالأنف والأذن بالأذن والسن بالسن والجروح قصاص ۚ فمن تصدق به فهو كفارة له ۚ ومن لم يحكم بما أنزل الله فأولئك هم الظالمون

    Orada onların üzerine, nefse nefis, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş ve yaraların kısas olduğunu yazdık. Kim onu sadaka olarak verirse, o kendisi için kefârettir. Kim Allah'ın indirdiği ile hükmetmezse, işte onlar zâlimlerin ta kendileridir.

  6. 465:46/120·Mâide

    وقفينا على آثارهم بعيسى ابن مريم مصدقا لما بين يديه من التوراة ۖ وآتيناه الإنجيل فيه هدى ونور ومصدقا لما بين يديه من التوراة وهدى وموعظة للمتقين

    Onların izleri üzerine Meryem oğlu Îsâ'yı, önündeki Tevrât'ı doğrulayıcı olarak ardından gönderdik. Ona, içinde hidayet ve Nûr bulunan, önündeki Tevrât'ı doğrulayan, takva sahipleri için hidayet ve öğüt olan İncîl'i verdik.

  7. 475:47/120·Mâide

    وليحكم أهل الإنجيل بما أنزل الله فيه ۚ ومن لم يحكم بما أنزل الله فأولئك هم الفاسقون

    İncîl ehli de Allah'ın onda indirdiğiyle hükmetsin. Kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar fâsıkların ta kendileridir.

  8. 485:48/120·Mâide

    وأنزلنا إليك الكتاب بالحق مصدقا لما بين يديه من الكتاب ومهيمنا عليه ۖ فاحكم بينهم بما أنزل الله ۖ ولا تتبع أهواءهم عما جاءك من الحق ۚ لكل جعلنا منكم شرعة ومنهاجا ۚ ولو شاء الله لجعلكم أمة واحدة ولكن ليبلوكم في ما آتاكم ۖ فاستبقوا الخيرات ۚ إلى الله مرجعكم جميعا فينبئكم بما كنتم فيه تختلفون

    Kitabı sana Hakk ile indirdik; önündeki kitabı doğrulayıcı ve onun üzerine Müheymin olarak. Aralarında Allah'ın indirdiğiyle hükmet. Sana Hakk'tan gelenden saparak onların hevalarına uyma. Sizden her biriniz için bir şeriat ve bir minhâc kıldık. Allah dileseydi sizi tek bir ümmet kılardı; fakat size verdikleriyle sizi sınamak için böyle yaptı. Öyleyse hayırlarda yarışın. Dönüşünüz hep birlikte Allah'adır. Ayrılığa düştüğünüz şeyleri size O haber verecektir.

  9. 495:49/120·Mâide

    وأن احكم بينهم بما أنزل الله ولا تتبع أهواءهم واحذرهم أن يفتنوك عن بعض ما أنزل الله إليك ۖ فإن تولوا فاعلم أنما يريد الله أن يصيبهم ببعض ذنوبهم ۗ وإن كثيرا من الناس لفاسقون

    Aralarında Allah'ın indirdiğiyle hükmet, onların heveslerine uyma ve Allah'ın sana indirdiğinin bazısından seni sınamalarından sakın. Eğer yüz çevirirlerse bil ki Allah, günahlarının bazısıyla onlara isabet etmeyi diler. İnsanlardan çoğu da fâsıktır.

  10. 505:50/120·Mâide

    أفحكم الجاهلية يبغون ۚ ومن أحسن من الله حكما لقوم يوقنون

    Cahiliye hükmünü mü arıyorlar? Kesin olarak inanan bir kavim için hüküm veren olarak Allah'tan daha güzel kim vardır?

  11. 515:51/120·Mâide

    ۞ يا أيها الذين آمنوا لا تتخذوا اليهود والنصارى أولياء ۘ بعضهم أولياء بعض ۚ ومن يتولهم منكم فإنه منهم ۗ إن الله لا يهدي القوم الظالمين

    Ey iman edenler! Yahudileri ve Hıristiyanları veliler edinmeyin. Onların bir kısmı bir kısmının velisidir. Sizden kim onları veli edinirse, doğrusu o da onlardandır. Allah, zalim kavme yol göstermez.

  12. 525:52/120·Mâide

    فترى الذين في قلوبهم مرض يسارعون فيهم يقولون نخشى أن تصيبنا دائرة ۚ فعسى الله أن يأتي بالفتح أو أمر من عنده فيصبحوا على ما أسروا في أنفسهم نادمين

    Kalplerinde hastalık olanların, "Başımıza bir felaket gelmesinden korkuyoruz" diyerek onların arasına koşuştuklarını görürsün. Umulur ki Allah bir fetih yahut katından bir buyruk getirir de içlerinde gizledikleri şeye pişman olurlar.

  13. 535:53/120·Mâide

    ويقول الذين آمنوا أهؤلاء الذين أقسموا بالله جهد أيمانهم ۙ إنهم لمعكم ۚ حبطت أعمالهم فأصبحوا خاسرين

    İman edenler der ki: "Sizinle beraber olduklarına dair Allah'a olanca güçleriyle yemin edip duranlar bunlar mı?" Onların amelleri boşa gitti de hüsrana uğrayanlar haline geldiler.

  14. 545:54/120·Mâide

    يا أيها الذين آمنوا من يرتد منكم عن دينه فسوف يأتي الله بقوم يحبهم ويحبونه أذلة على المؤمنين أعزة على الكافرين يجاهدون في سبيل الله ولا يخافون لومة لائم ۚ ذلك فضل الله يؤتيه من يشاء ۚ والله واسع عليم

    Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse, Allah yakında öyle bir kavim getirir ki, onları sever, onlar da O'nu severler; müminlere karşı zelil, kâfirlere karşı azîzdirler; Allah yolunda cihad ederler ve hiçbir kınayanın kınamasından korkmazlar. İşte bu, Allah'ın lütfudur, onu dilediğine verir. Allah Vâsi'dir, Alîm'dir.

  15. 555:55/120·Mâide

    إنما وليكم الله ورسوله والذين آمنوا الذين يقيمون الصلاة ويؤتون الزكاة وهم راكعون

    Sizin veliniz ancak Allah'tır, O'nun elçisidir ve iman edenlerdir; onlar ki salâtı dosdoğru kılarlar, zekâtı verirler ve onlar rükû edenlerdir.

  16. 565:56/120·Mâide

    ومن يتول الله ورسوله والذين آمنوا فإن حزب الله هم الغالبون

    Kim Allah'ı, Elçisi'ni ve iman edenleri dost edinirse, Allah'ın taraftarları işte galip gelenlerdir.

  17. 575:57/120·Mâide

    يا أيها الذين آمنوا لا تتخذوا الذين اتخذوا دينكم هزوا ولعبا من الذين أوتوا الكتاب من قبلكم والكفار أولياء ۚ واتقوا الله إن كنتم مؤمنين

    Ey iman edenler! Sizden önce kitap verilenlerden dininizi alay ve oyun edinenleri ve kâfirleri veliler edinmeyin. Eğer mümin iseniz Allah'tan sakının.

  18. 585:58/120·Mâide

    وإذا ناديتم إلى الصلاة اتخذوها هزوا ولعبا ۚ ذلك بأنهم قوم لا يعقلون

    Salâta seslendiğiniz zaman onu alay ve oyun edindiler. İşte o, akletmeyen bir kavim oldukları içindir.

  19. 595:59/120·Mâide

    قل يا أهل الكتاب هل تنقمون منا إلا أن آمنا بالله وما أنزل إلينا وما أنزل من قبل وأن أكثركم فاسقون

    De ki: "Ey kitap ehli! Allah'a, bize indirilene ve daha önce indirilene inanmamızdan ve çoğunuzun yoldan çıkmış olmasından başka bir sebeple mi bizden hoşlanmıyorsunuz?"

  20. 605:60/120·Mâide

    قل هل أنبئكم بشر من ذلك مثوبة عند الله ۚ من لعنه الله وغضب عليه وجعل منهم القردة والخنازير وعبد الطاغوت ۚ أولئك شر مكانا وأضل عن سواء السبيل

    De ki: "Allah katında karşılık bakımından bundan daha kötü olanı size haber vereyim mi? Allah'ın lanetlediği, gazap ettiği, içlerinden maymunlar ve domuzlar kıldığı ve tağuta kulluk edenler. İşte onlar, yer bakımından daha kötü, düz yoldan daha sapkın olanlardır."

  1. 615:61/120·Mâide

    وإذا جاءوكم قالوا آمنا وقد دخلوا بالكفر وهم قد خرجوا به ۚ والله أعلم بما كانوا يكتمون

    Size geldikleri zaman "İman ettik" derler. Küfür ile girmiş, onunla çıkmış olurlar. Allah, gizlemekte oldukları şeyi daha iyi bilir.

  2. 625:62/120·Mâide

    وترى كثيرا منهم يسارعون في الإثم والعدوان وأكلهم السحت ۚ لبئس ما كانوا يعملون

    Onlardan çoğunun günahta, düşmanlıkta yarıştığını ve haram kazancı yediklerini görürsün. Yapmakta oldukları şey ne kötüdür!

  3. 635:63/120·Mâide

    لولا ينهاهم الربانيون والأحبار عن قولهم الإثم وأكلهم السحت ۚ لبئس ما كانوا يصنعون

    Rabbânîler ve hahamlar onları günah sözden ve haram kazanç yemekten men etselerdi ya! Yapmakta oldukları şey ne kötü.

  4. 645:64/120·Mâide

    وقالت اليهود يد الله مغلولة ۚ غلت أيديهم ولعنوا بما قالوا ۘ بل يداه مبسوطتان ينفق كيف يشاء ۚ وليزيدن كثيرا منهم ما أنزل إليك من ربك طغيانا وكفرا ۚ وألقينا بينهم العداوة والبغضاء إلى يوم القيامة ۚ كلما أوقدوا نارا للحرب أطفأها الله ۚ ويسعون في الأرض فسادا ۚ والله لا يحب المفسدين

    Yahudiler, 'Allah'ın eli bağlıdır,' dedi. Söylediklerinden ötürü elleri bağlansın, lanetlendiler. Aksine, O'nun iki eli açıktır; nasıl dilerse infak eder. Doğrusu Rabbinden sana indirilen, onlardan çoğuna azgınlığı ve küfrü artıracaktır. Aralarına kıyamet gününe dek düşmanlık ve kin attık. Savaş için ne zaman bir ateş tutuştursalar, Allah onu söndürür. Yerde bozgunculuk için koşarlar. Allah, bozguncuları sevmez.

  5. 655:65/120·Mâide

    ولو أن أهل الكتاب آمنوا واتقوا لكفرنا عنهم سيئاتهم ولأدخلناهم جنات النعيم

    Eğer kitap ehli iman etmiş ve sakınmış olsalardı, kötülüklerini onlardan örterdik ve onları naîm cennetlerine sokardık.

  6. 665:66/120·Mâide

    ولو أنهم أقاموا التوراة والإنجيل وما أنزل إليهم من ربهم لأكلوا من فوقهم ومن تحت أرجلهم ۚ منهم أمة مقتصدة ۖ وكثير منهم ساء ما يعملون

    Eğer onlar Tevrât'ı, İncil'i ve Rablerinden kendilerine indirileni dosdoğru ayakta tutsalardı, üstlerinden ve ayaklarının altından yerlerdi. İçlerinden orta yolu tutan bir ümmet vardır. Onlardan çoğunun yaptığı şey ise ne kötüdür.

  7. 675:67/120·Mâide

    ۞ يا أيها الرسول بلغ ما أنزل إليك من ربك ۖ وإن لم تفعل فما بلغت رسالته ۚ والله يعصمك من الناس ۗ إن الله لا يهدي القوم الكافرين

    Ey elçi, Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer yapmazsan O'nun risâletini tebliğ etmiş olmazsın. Allah seni insanlardan korur. Allah kâfirler kavmine yol göstermez.

  8. 685:68/120·Mâide

    قل يا أهل الكتاب لستم على شيء حتى تقيموا التوراة والإنجيل وما أنزل إليكم من ربكم ۗ وليزيدن كثيرا منهم ما أنزل إليك من ربك طغيانا وكفرا ۖ فلا تأس على القوم الكافرين

    De ki: "Ey Kitap ehli! Tevrât'ı, İncîl'i ve Rabbinizden size indirileni dosdoğru kılmadıkça hiçbir şey üzere değilsiniz." Ve Rabbinden sana indirilen, onlardan çoğuna azgınlık ve küfrü artıracak. O halde kâfirler kavmine üzülme!

  9. 695:69/120·Mâide

    إن الذين آمنوا والذين هادوا والصابئون والنصارى من آمن بالله واليوم الآخر وعمل صالحا فلا خوف عليهم ولا هم يحزنون

    İman edenler, yahudi olanlar, Sâbi'în ve Nasârâ'dan kim Allah'a, Âhir güne iman edip salih yaparsa onlara korku yoktur, onlar üzülmez de.

  10. 705:70/120·Mâide

    لقد أخذنا ميثاق بني إسرائيل وأرسلنا إليهم رسلا ۖ كلما جاءهم رسول بما لا تهوى أنفسهم فريقا كذبوا وفريقا يقتلون

    Andolsun ki İsrâîl oğullarından kesin söz almış ve onlara elçiler göndermiştik. Nefslerinin hoşlanmadığı bir şeyle kendilerine bir elçi geldiğinde bir grubu yalanladılar, bir grubu da öldürüyorlardı.

  11. 715:71/120·Mâide

    وحسبوا ألا تكون فتنة فعموا وصموا ثم تاب الله عليهم ثم عموا وصموا كثير منهم ۚ والله بصير بما يعملون

    Fitne olmayacağını sandılar da kör oldular, sağır oldular. Sonra Allah tevbe etmelerini kabul etti. Sonra yine kör oldular, sağır oldular. Onlardan çoğu böyledir. Allah, yaptıklarını Basîr'dir.

  12. 725:72/120·Mâide

    لقد كفر الذين قالوا إن الله هو المسيح ابن مريم ۖ وقال المسيح يا بني إسرائيل اعبدوا الله ربي وربكم ۖ إنه من يشرك بالله فقد حرم الله عليه الجنة ومأواه النار ۖ وما للظالمين من أنصار

    Doğrusu "Allah, Meryem oğlu Mesîh'tir" diyenler küfretti. Oysa Mesîh dedi ki: "Ey İsrâîloğulları, benim Rabbim ve sizin Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin. Kim Allah'a şirk koşarsa, Allah ona cenneti haram kılmıştır ve onun barınağı ateştir. Zalimler için hiçbir yardımcı yoktur."

  13. 735:73/120·Mâide

    لقد كفر الذين قالوا إن الله ثالث ثلاثة ۘ وما من إله إلا إله واحد ۚ وإن لم ينتهوا عما يقولون ليمسن الذين كفروا منهم عذاب أليم

    Doğrusu, "Allah üçün üçüncüsüdür" diyenler küfretti. Oysa tek bir ilâhtan başka ilâh yoktur. Söylediklerinden vazgeçmezlerse, onlardan küfredenlere acıklı bir azap mutlaka dokunacaktır.

  14. 745:74/120·Mâide

    أفلا يتوبون إلى الله ويستغفرونه ۚ والله غفور رحيم

    Hâlâ Allah'a tevbe edip O'ndan bağışlanma dilemezler mi? Allah Gafûr'dur, Rahîm'dir.

  15. 755:75/120·Mâide

    ما المسيح ابن مريم إلا رسول قد خلت من قبله الرسل وأمه صديقة ۖ كانا يأكلان الطعام ۗ انظر كيف نبين لهم الآيات ثم انظر أنى يؤفكون

    Meryem oğlu Mesîh, ancak bir elçidir. Ondan önce de elçiler gelip geçti. Annesi sıddîka idi. İkisi de yemek yerdi. Bak, âyetleri onlara nasıl açıklıyoruz; sonra bak, nasıl çevriliyorlar.

  16. 765:76/120·Mâide

    قل أتعبدون من دون الله ما لا يملك لكم ضرا ولا نفعا ۚ والله هو السميع العليم

    De ki: "Allah'tan başka, size ne zarar ne de yarar sahibi olmayan şeye mi kulluk edersiniz?" Allah ise Semî' ve Alîm'dir.

  17. 775:77/120·Mâide

    قل يا أهل الكتاب لا تغلوا في دينكم غير الحق ولا تتبعوا أهواء قوم قد ضلوا من قبل وأضلوا كثيرا وضلوا عن سواء السبيل

    De ki: "Ey kitap ehli, dininizde Hakk'tan başkası için aşırı gitmeyin. Daha önce sapmış, çoğunu saptırmış ve yolun eşitliğinden sapan bir kavmin heveslerine uymayın."

  18. 785:78/120·Mâide

    لعن الذين كفروا من بني إسرائيل على لسان داوود وعيسى ابن مريم ۚ ذلك بما عصوا وكانوا يعتدون

    İsrâîl oğullarından küfredenler, Dâvûd'un ve Meryem oğlu Îsâ'nın diliyle lanetlenmiştir. İşte bu, isyan etmeleri ve haddi aşar olmaları sebebiyledir.

  19. 795:79/120·Mâide

    كانوا لا يتناهون عن منكر فعلوه ۚ لبئس ما كانوا يفعلون

    İşledikleri kötülükten birbirlerini sakındırmazlardı. Ne kötü idi yapageldikleri.

  20. 805:80/120·Mâide

    ترى كثيرا منهم يتولون الذين كفروا ۚ لبئس ما قدمت لهم أنفسهم أن سخط الله عليهم وفي العذاب هم خالدون

    Onlardan çoğunun, küfredenleri dost edindiklerini görürsün. Nefislerinin kendileri için önden gönderdiği şey ne kötüdür: Allah onlara sehat etti. Azapta da ebedî kalandırlar.

  1. 815:81/120·Mâide

    ولو كانوا يؤمنون بالله والنبي وما أنزل إليه ما اتخذوهم أولياء ولكن كثيرا منهم فاسقون

    Eğer Allah'a, peygambere ve ona indirilene iman etmiş olsalardı, onları veliler edinmezlerdi. Fakat onlardan çoğu fâsıktır.

  2. 825:82/120·Mâide

    ۞ لتجدن أشد الناس عداوة للذين آمنوا اليهود والذين أشركوا ۖ ولتجدن أقربهم مودة للذين آمنوا الذين قالوا إنا نصارى ۚ ذلك بأن منهم قسيسين ورهبانا وأنهم لا يستكبرون

    İman edenlere insanların düşmanlıkça en şiddetlisini Yehûd ve şirk koşanlar olarak bulursun. İman edenlere sevgice en yakınını da 'Biz Nasârâ'yız' diyenler olarak bulursun. Bunun sebebi, onlardan papazlar ve rahipler bulunması ve onların büyüklük taslamamasıdır.

  3. 835:83/120·Mâide

    وإذا سمعوا ما أنزل إلى الرسول ترى أعينهم تفيض من الدمع مما عرفوا من الحق ۖ يقولون ربنا آمنا فاكتبنا مع الشاهدين

    Elçiye indirileni işittiklerinde, Hakk'tan tanıdıkları sebebiyle gözlerinin yaşla dolup taştığını görürsün; derler ki: "Rabbimiz, iman ettik; bizi de şahitlerle beraber yaz."

  4. 845:84/120·Mâide

    وما لنا لا نؤمن بالله وما جاءنا من الحق ونطمع أن يدخلنا ربنا مع القوم الصالحين

    Rabbimizin bizi salih kavimle birlikte katmasını umup dururken, Allah'a ve bize Hak'tan gelene niçin iman etmeyelim?

  5. 855:85/120·Mâide

    فأثابهم الله بما قالوا جنات تجري من تحتها الأنهار خالدين فيها ۚ وذلك جزاء المحسنين

    Allah onlara, dedikleri şey ile karşılığını verdi: Altından ırmaklar akan cennetler; orada ebedî kalanlardır. İşte o, muhsinlerin karşılığıdır.

  6. 865:86/120·Mâide

    والذين كفروا وكذبوا بآياتنا أولئك أصحاب الجحيم

    Küfredenler ve âyetlerimizi yalanlayanlar var ya, işte onlar cahîmin arkadaşlarıdır.

  7. 875:87/120·Mâide

    يا أيها الذين آمنوا لا تحرموا طيبات ما أحل الله لكم ولا تعتدوا ۚ إن الله لا يحب المعتدين

    Ey iman edenler! Allah'ın size helâl kıldığı temiz şeyleri haram kılmayın ve haddi aşmayın. Allah haddi aşanları sevmez.

  8. 885:88/120·Mâide

    وكلوا مما رزقكم الله حلالا طيبا ۚ واتقوا الله الذي أنتم به مؤمنون

    Allah'ın size rızık olarak verdiği şeylerden helal ve temiz olarak yiyin ve kendisine mümin olduğunuz Allah'tan sakının.

  9. 895:89/120·Mâide

    لا يؤاخذكم الله باللغو في أيمانكم ولكن يؤاخذكم بما عقدتم الأيمان ۖ فكفارته إطعام عشرة مساكين من أوسط ما تطعمون أهليكم أو كسوتهم أو تحرير رقبة ۖ فمن لم يجد فصيام ثلاثة أيام ۚ ذلك كفارة أيمانكم إذا حلفتم ۚ واحفظوا أيمانكم ۚ كذلك يبين الله لكم آياته لعلكم تشكرون

    Allah sizi yeminlerinizdeki boş sözden sorumlu tutmaz, fakat yeminleri bilerek bağladığınız şeyden sorumlu tutar. Onun kâfiri, ehlinize yedirdiğinizin ortasından on yoksulu doyurmak veya onları giydirmek ya da bir köle azat etmektir. Kim bulamazsa, üç gün oruçtur. İşte yemin ettiğiniz zaman yeminlerinizin kâfiri budur. Yeminlerinizi koruyun. Allah âyetlerini size işte böyle açıklar, umulur ki şükredersiniz.

  10. 905:90/120·Mâide

    يا أيها الذين آمنوا إنما الخمر والميسر والأنصاب والأزلام رجس من عمل الشيطان فاجتنبوه لعلكم تفلحون

    Ey iman edenler! Hamr, meysir, dikili taşlar ve fal okları, şeytanın amelinden bir ricstir; artık ondan kaçının ki kurtuluşa eresiniz.

  11. 915:91/120·Mâide

    إنما يريد الشيطان أن يوقع بينكم العداوة والبغضاء في الخمر والميسر ويصدكم عن ذكر الله وعن الصلاة ۖ فهل أنتم منتهون

    Şeytan, hamr ve meysirde aranızda düşmanlık ve kin düşürmek, sizi Allah'ın Zikrinden ve salâttan alıkoymak ister. Hâlâ vazgeçecek misiniz?

  12. 925:92/120·Mâide

    وأطيعوا الله وأطيعوا الرسول واحذروا ۚ فإن توليتم فاعلموا أنما على رسولنا البلاغ المبين

    Allah'a itaat edin, Elçi'ye itaat edin ve sakının. Eğer yüz çevirirseniz bilin ki Elçimiz'in üzerine düşen, apaçık ulaştırmaktır.

  13. 935:93/120·Mâide

    ليس على الذين آمنوا وعملوا الصالحات جناح فيما طعموا إذا ما اتقوا وآمنوا وعملوا الصالحات ثم اتقوا وآمنوا ثم اتقوا وأحسنوا ۗ والله يحب المحسنين

    İman edip salihâtı yapanlara, sakınıp iman ettikleri ve salihâtı yaptıkları, sonra sakınıp iman ettikleri, sonra sakınıp ihsân ettikleri sürece tattıkları şeylerde bir vebal yoktur. Allah muhsinleri sever.

  14. 945:94/120·Mâide

    يا أيها الذين آمنوا ليبلونكم الله بشيء من الصيد تناله أيديكم ورماحكم ليعلم الله من يخافه بالغيب ۚ فمن اعتدى بعد ذلك فله عذاب أليم

    Ey iman edenler! Allah sizi ellerinizin ve mızraklarınızın eriştiği avdan bir şeyle sınar ki, gaybda kendisinden haşyet edeni bilsin. Kim bundan sonra haddi aşarsa ona acıklı bir azap vardır.

  15. 955:95/120·Mâide

    يا أيها الذين آمنوا لا تقتلوا الصيد وأنتم حرم ۚ ومن قتله منكم متعمدا فجزاء مثل ما قتل من النعم يحكم به ذوا عدل منكم هديا بالغ الكعبة أو كفارة طعام مساكين أو عدل ذلك صياما ليذوق وبال أمره ۗ عفا الله عما سلف ۚ ومن عاد فينتقم الله منه ۗ والله عزيز ذو انتقام

    Ey iman edenler! İhramda iken av öldürmeyin. İçinizden kim onu kasten öldürürse, öldürdüğünün benzeri davardan bir karşılık vardır. İçinizden iki adalet sahibi ona hükmeder: Ka'be'ye ulaşan kurbanlık olarak veya yoksullara yemek kefaret olarak ya da işte onun dengi oruç olarak. Ta ki işinin vebalini tatsın. Allah geçmiş olanı affetti. Kim dönerse, Allah ondan intikam alır. Allah Azîz'dir, intikam sahibidir.

  16. 965:96/120·Mâide

    أحل لكم صيد البحر وطعامه متاعا لكم وللسيارة ۖ وحرم عليكم صيد البر ما دمتم حرما ۗ واتقوا الله الذي إليه تحشرون

    Deniz avı ve onu yemek, size ve kervana bir geçimlik olarak helâl kılındı. İhramlı olduğunuz sürece kara avı ise size haram kılındı. Huzuruna haşredileceğiniz Allah'tan sakının.

  17. 975:97/120·Mâide

    ۞ جعل الله الكعبة البيت الحرام قياما للناس والشهر الحرام والهدي والقلائد ۚ ذلك لتعلموا أن الله يعلم ما في السماوات وما في الأرض وأن الله بكل شيء عليم

    Allah, Ka'be'yi, o haram evi, insanlar için bir ayakta duruş kıldı; haram ayı, kurbanlığı ve gerdanlıklıları da. İşte bu, Allah'ın göklerde olanı da yerde olanı da bildiğini ve Allah'ın her şeyi Alîm olduğunu bilesiniz diyedir.

  18. 985:98/120·Mâide

    اعلموا أن الله شديد العقاب وأن الله غفور رحيم

    Bilin ki, Allah'ın cezası şiddetlidir ve Allah Gafûr'dur, Rahîm'dir.

  19. 995:99/120·Mâide

    ما على الرسول إلا البلاغ ۗ والله يعلم ما تبدون وما تكتمون

    Elçiye düşen, ancak ulaştırmaktır. Allah açığa vurduğunuzu da gizlediğinizi de bilir.

  20. 1005:100/120·Mâide

    قل لا يستوي الخبيث والطيب ولو أعجبك كثرة الخبيث ۚ فاتقوا الله يا أولي الألباب لعلكم تفلحون

    De ki: "Murdar ile temiz bir olmaz; murdar olanın çokluğu hoşuna gitse de." Öyleyse Allah'tan sakının, ey öz-akıl sahipleri; umulur ki kurtuluşa erersiniz.

  1. 1015:101/120·Mâide

    يا أيها الذين آمنوا لا تسألوا عن أشياء إن تبد لكم تسؤكم وإن تسألوا عنها حين ينزل القرآن تبد لكم عفا الله عنها ۗ والله غفور حليم

    Ey iman edenler! Size açıklandığında sizi üzecek şeyleri sormayın. Eğer Kur'ân indirilirken onları sorarsanız, size açıklanır. Allah onları affetmiştir. Allah Gafûr'dur, Halîm'dir.

  2. 1025:102/120·Mâide

    قد سألها قوم من قبلكم ثم أصبحوا بها كافرين

    Sizden önceki bir kavim onu sormuştu, sonra onunla kâfir oldular.

  3. 1035:103/120·Mâide

    ما جعل الله من بحيرة ولا سائبة ولا وصيلة ولا حام ۙ ولكن الذين كفروا يفترون على الله الكذب ۖ وأكثرهم لا يعقلون

    Allah bahîre, salıverilmiş, vasîle ve hâm diye bir şey kılmadı. Fakat küfredenler Allah'a karşı yalan uyduruyorlar. Çoğu da akletmez.

  4. 1045:104/120·Mâide

    وإذا قيل لهم تعالوا إلى ما أنزل الله وإلى الرسول قالوا حسبنا ما وجدنا عليه آباءنا ۚ أولو كان آباؤهم لا يعلمون شيئا ولا يهتدون

    Onlara, "Allah'ın indirdiğine ve elçiye gelin," denildiği zaman, "Atalarımızı üzerinde bulduğumuz şey bize yeter," derler. Ataları bir şey bilmiyor ve doğru yolu bulmuyor olsalar da mı?

  5. 1055:105/120·Mâide

    يا أيها الذين آمنوا عليكم أنفسكم ۖ لا يضركم من ضل إذا اهتديتم ۚ إلى الله مرجعكم جميعا فينبئكم بما كنتم تعملون

    Ey iman edenler! Siz nefslerinizden sorumlusunuz. Doğru yolu bulduğunuz zaman sapan kimse size zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah'adır. Yapmakta olduklarınızı O size haber verecektir.

  6. 1065:106/120·Mâide

    يا أيها الذين آمنوا شهادة بينكم إذا حضر أحدكم الموت حين الوصية اثنان ذوا عدل منكم أو آخران من غيركم إن أنتم ضربتم في الأرض فأصابتكم مصيبة الموت ۚ تحبسونهما من بعد الصلاة فيقسمان بالله إن ارتبتم لا نشتري به ثمنا ولو كان ذا قربى ۙ ولا نكتم شهادة الله إنا إذا لمن الآثمين

    Ey iman edenler! Sizden birine ölüm hâzır olduğunda vasiyet vaktinde, aranızdan iki adalet sahibi kişi şahitlik etsin. Yahut siz yerde vurup da size ölüm musibeti isabet ettiğinde, sizden başka iki kişi. Eğer şüpheye düştüyseniz, o ikisini salâttan sonra alıkoyarsınız da Allah ile yemin ederler: 'Eğer akrabamız da olsa, onunla bir bedel satın almayız. Allah'ın şahitliğini gizlemeyiz; o takdirde biz günahkârlardan oluruz.'

  7. 1075:107/120·Mâide

    فإن عثر على أنهما استحقا إثما فآخران يقومان مقامهما من الذين استحق عليهم الأوليان فيقسمان بالله لشهادتنا أحق من شهادتهما وما اعتدينا إنا إذا لمن الظالمين

    Eğer o ikisinin günahı hak ettiğine muttali olunursa, o takdirde hak ettiği üzerine daha layık olanlardan bir başka ikisi onların makamına kalkar, Allah'a yemin ederler: "Bizim şahitliğimiz o ikisinin şahitliğinden daha layıktır, haddi aşmadık, o takdirde biz zalimlerden oluruz."

  8. 1085:108/120·Mâide

    ذلك أدنى أن يأتوا بالشهادة على وجهها أو يخافوا أن ترد أيمان بعد أيمانهم ۗ واتقوا الله واسمعوا ۗ والله لا يهدي القوم الفاسقين

    İşte bu, şahitliği yüzü üzerine getirmelerine veya yeminlerinden sonra yeminlerin döndürülmesinden korkmalarına daha yakındır. Allah'tan sakının ve işitin. Allah, fâsık kavme yol göstermez.

  9. 1095:109/120·Mâide

    ۞ يوم يجمع الله الرسل فيقول ماذا أجبتم ۖ قالوا لا علم لنا ۖ إنك أنت علام الغيوب

    O gün Allah elçileri toplar da "Size ne cevap verildi?" der. "Bizim bilgimiz yok." derler. "Gaybları en iyi bilen Sensin, Sen."

  10. 1105:110/120·Mâide

    إذ قال الله يا عيسى ابن مريم اذكر نعمتي عليك وعلى والدتك إذ أيدتك بروح القدس تكلم الناس في المهد وكهلا ۖ وإذ علمتك الكتاب والحكمة والتوراة والإنجيل ۖ وإذ تخلق من الطين كهيئة الطير بإذني فتنفخ فيها فتكون طيرا بإذني ۖ وتبرئ الأكمه والأبرص بإذني ۖ وإذ تخرج الموتى بإذني ۖ وإذ كففت بني إسرائيل عنك إذ جئتهم بالبينات فقال الذين كفروا منهم إن هذا إلا سحر مبين

    Hani Allah demişti ki: "Ey Meryem oğlu Îsâ! Sana ve annene olan nimetimi an. Hani seni Rûhu'l-Kudüs ile desteklemiştim; beşikte ve yetişkin olarak insanlarla konuşuyordun. Hani sana Kitâb'ı, hikmeti, Tevrât'ı ve İncîl'i öğretmiştim. Hani iznimle çamurdan kuş şeklinde bir şey yaratıyordun, içine üflüyordun da iznimle kuş oluyordu. Anadan doğma körü ve alacalıyı iznimle iyileştiriyordun. Hani ölüleri iznimle çıkarıyordun. Hani sen İsrâîloğulları'na beyyinelerle geldiğinde, onlardan küfre sapanlar: 'Bu apaçık bir sihirden başka bir şey değildir' demişlerdi de, ben onları senden alıkoymuştum."

  11. 1115:111/120·Mâide

    وإذ أوحيت إلى الحواريين أن آمنوا بي وبرسولي قالوا آمنا واشهد بأننا مسلمون

    Hani havarilere: "Bana ve elçime iman edin" diye vahyetmiştim. "İman ettik, bizim teslim olanlar olduğumuza şahitlik et" dediler.

  12. 1125:112/120·Mâide

    إذ قال الحواريون يا عيسى ابن مريم هل يستطيع ربك أن ينزل علينا مائدة من السماء ۖ قال اتقوا الله إن كنتم مؤمنين

    Hani havariler: "Ey Meryem oğlu Îsâ! Rabbin bize gökten bir sofra indirmeye güç yetirir mi?" demişlerdi. Dedi: "Eğer müminlerseniz Allah'tan sakının!"

  13. 1135:113/120·Mâide

    قالوا نريد أن نأكل منها وتطمئن قلوبنا ونعلم أن قد صدقتنا ونكون عليها من الشاهدين

    Dediler ki: "Ondan yemeyi diler, kalplerimiz mutmain olsun, bize doğru söylediğini bilelim ve ona şahit olanlardan olalım isteriz."

  14. 1145:114/120·Mâide

    قال عيسى ابن مريم اللهم ربنا أنزل علينا مائدة من السماء تكون لنا عيدا لأولنا وآخرنا وآية منك ۖ وارزقنا وأنت خير الرازقين

    Meryem oğlu Îsâ dedi ki: "Allâhümme, Rabbimiz! Üzerimize gökten bir sofra indir; o bizim için, Evvelimiz ve Âhirimiz için bir bayram ve Senden bir âyet olur. Bizi rızıklandır; Sen rızık verenlerin en hayırlısısın."

  15. 1155:115/120·Mâide

    قال الله إني منزلها عليكم ۖ فمن يكفر بعد منكم فإني أعذبه عذابا لا أعذبه أحدا من العالمين

    Allah dedi ki: "Ben onu üzerinize indireceğim. Artık sizden kim bundan sonra küfrederse, ben ona âlemlerden hiç kimseye etmediğim bir azapla azap ederim."

  16. 1165:116/120·Mâide

    وإذ قال الله يا عيسى ابن مريم أأنت قلت للناس اتخذوني وأمي إلهين من دون الله ۖ قال سبحانك ما يكون لي أن أقول ما ليس لي بحق ۚ إن كنت قلته فقد علمته ۚ تعلم ما في نفسي ولا أعلم ما في نفسك ۚ إنك أنت علام الغيوب

    Hani Allah dedi ki: "Ey Meryem oğlu Îsâ! İnsanlara, 'Allah'tan başka beni ve annemi iki ilâh edinin' diye sen mi dedin?" Dedi ki: "Sen münezzehtir. Hakkım olmayan bir şeyi söylemek bana olmaz. Eğer onu demişsem, onu bilmişsindir. Sen benim nefsimde olanı bilirsin, ben Senin nefsinde olanı bilmem. Gaybı en iyi bilen Sensin."

  17. 1175:117/120·Mâide

    ما قلت لهم إلا ما أمرتني به أن اعبدوا الله ربي وربكم ۚ وكنت عليهم شهيدا ما دمت فيهم ۖ فلما توفيتني كنت أنت الرقيب عليهم ۚ وأنت على كل شيء شهيد

    Onlara ancak bana emrettiğin şeyi dedim: 'Rabbim ve Rabbiniz Allah'a kulluk edin.' İçlerinde bulunduğum sürece üzerlerine şahittim. Beni vefat ettirdiğinde üzerlerindeki Rakîb Sen oldun. Sen her şey üzerine Şehîd'sin.

  18. 1185:118/120·Mâide

    إن تعذبهم فإنهم عبادك ۖ وإن تغفر لهم فإنك أنت العزيز الحكيم

    Eğer onları azaplandırırsan, onlar Senin kullarındır; eğer onları bağışlarsan, Azîz ve Hakîm olan Sensin.

  19. 1195:119/120·Mâide

    قال الله هذا يوم ينفع الصادقين صدقهم ۚ لهم جنات تجري من تحتها الأنهار خالدين فيها أبدا ۚ رضي الله عنهم ورضوا عنه ۚ ذلك الفوز العظيم

    Allah dedi: "Bu, doğru sözlülere doğruluklarının fayda verdiği gündür." Onlara altından ırmaklar akan cennetler vardır, orada ebediyen ebedî kalanlardır. Allah onlardan razı oldu, onlar da O'ndan razı oldular. İşte o, Azîm kurtuluştur.

  20. 1205:120/120·Mâide

    لله ملك السماوات والأرض وما فيهن ۚ وهو على كل شيء قدير

    Göklerin, yerin ve onlarda olan her şeyin mülkü Allah'ındır. O, her şeye Kadîr'dir.