En'âm sûresi kapak görseli
Sûre 6 · Mekkî

En'âm

Al-An'am · 165 ayet
الأنعام

Tevhid ve İbrahimî iman çizgisi

بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ

  1. 16:1/165·En'âm

    الحمد لله الذي خلق السماوات والأرض وجعل الظلمات والنور ۖ ثم الذين كفروا بربهم يعدلون

    Hamd, gökleri ve yeri yaratana, karanlıkları ve Nûr'u kılana, Allah'adır. Sonra, küfredenler Rablerine denkler koşuyorlar.

  2. 26:2/165·En'âm

    هو الذي خلقكم من طين ثم قضى أجلا ۖ وأجل مسمى عنده ۖ ثم أنتم تمترون

    O, sizi çamurdan yaratandır. Sonra bir süre hükmetti. Belirlenmiş bir süre de katındadır. Sonra siz şüpheye düşersiniz.

  3. 36:3/165·En'âm

    وهو الله في السماوات وفي الأرض ۖ يعلم سركم وجهركم ويعلم ما تكسبون

    O Allah'tır, göklerde de yerde de. Sırrınızı da açıktan söylediğinizi de bilir, kazandığınız şeyleri de bilir.

  4. 46:4/165·En'âm

    وما تأتيهم من آية من آيات ربهم إلا كانوا عنها معرضين

    Rablerinin âyetlerinden bir âyet gelmezdi ki ondan yüz çeviriyor olmasınlar.

  5. 56:5/165·En'âm

    فقد كذبوا بالحق لما جاءهم ۖ فسوف يأتيهم أنباء ما كانوا به يستهزئون

    Hakk onlara geldiği zaman onu yalanladılar. Alay edip durdukları şeyin haberleri yakında onlara gelecektir.

  6. 66:6/165·En'âm

    ألم يروا كم أهلكنا من قبلهم من قرن مكناهم في الأرض ما لم نمكن لكم وأرسلنا السماء عليهم مدرارا وجعلنا الأنهار تجري من تحتهم فأهلكناهم بذنوبهم وأنشأنا من بعدهم قرنا آخرين

    Görmediler mi, onlardan önce nice nesilleri helâk etmişizdir; onları yeryüzünde size vermediğimiz bir imkânla yerleşik kılmış, üzerlerine göğü bol bol yağdıran olarak göndermiş, ırmakları altlarından akar kılmıştık da onları günahları sebebiyle helâk etmiş, onlardan sonra başka bir nesil inşa etmişizdir.

  7. 76:7/165·En'âm

    ولو نزلنا عليك كتابا في قرطاس فلمسوه بأيديهم لقال الذين كفروا إن هذا إلا سحر مبين

    Eğer sana kâğıtta bir kitap indirseydik de ona elleriyle dokunsalardı, küfredenler: "Bu apaçık bir sihirden başka bir şey değildir," derlerdi.

  8. 86:8/165·En'âm

    وقالوا لولا أنزل عليه ملك ۖ ولو أنزلنا ملكا لقضي الأمر ثم لا ينظرون

    Dediler ki: "Ona bir melek indirilse olmaz mıydı?" Eğer bir melek indirseydik iş hükmedilirdi, sonra da onlara bakılmazdı.

  9. 96:9/165·En'âm

    ولو جعلناه ملكا لجعلناه رجلا وللبسنا عليهم ما يلبسون

    Eğer onu bir melek kılsaydık, onu bir erkek kılardık ve onlara karıştırdıkları şeyi karıştırırdık.

  10. 106:10/165·En'âm

    ولقد استهزئ برسل من قبلك فحاق بالذين سخروا منهم ما كانوا به يستهزئون

    Andolsun ki senden önceki elçilerle de alay edildi; onlarla alay edenleri, alay edegeldikleri şey kuşattı.

  11. 116:11/165·En'âm

    قل سيروا في الأرض ثم انظروا كيف كان عاقبة المكذبين

    De ki: "Yeryüzünde yürüyün, sonra bakın, yalanlayanların akıbeti nasıl oldu."

  12. 126:12/165·En'âm

    قل لمن ما في السماوات والأرض ۖ قل لله ۚ كتب على نفسه الرحمة ۚ ليجمعنكم إلى يوم القيامة لا ريب فيه ۚ الذين خسروا أنفسهم فهم لا يؤمنون

    De ki: "Göklerde ve yerde ne varsa kimindir?" De ki: "Allah'ındır." O, rahmeti kendi nefsine yazdı. Sizi, kendisinde şüphe olmayan kıyamet gününe toplayacak. Nefislerini hüsrana uğratanlar, onlar iman etmezler.

  13. 136:13/165·En'âm

    ۞ وله ما سكن في الليل والنهار ۚ وهو السميع العليم

    Gece ve gündüzde sükûn bulan şey O'nundur. O, Semî'dir, Alîm'dir.

  14. 146:14/165·En'âm

    قل أغير الله أتخذ وليا فاطر السماوات والأرض وهو يطعم ولا يطعم ۗ قل إني أمرت أن أكون أول من أسلم ۖ ولا تكونن من المشركين

    De ki: "Allah'tan başkasını mı Veliyy edineyim? O, göklerin ve yerin yoktan yaratanıdır; O yedirir, O'na yedirilmez." De ki: "Ben, teslim olanların Evvili olmakla emrolundum ve müşriklerden olma."

  15. 156:15/165·En'âm

    قل إني أخاف إن عصيت ربي عذاب يوم عظيم

    De ki: "Ben, eğer Rabbime isyan edersem büyük bir günün azabından korkarım."

  16. 166:16/165·En'âm

    من يصرف عنه يومئذ فقد رحمه ۚ وذلك الفوز المبين

    Kim o gün ondan uzaklaştırılırsa, Allah ona merhamet etmiştir. İşte apaçık kurtuluş budur.

  17. 176:17/165·En'âm

    وإن يمسسك الله بضر فلا كاشف له إلا هو ۖ وإن يمسسك بخير فهو على كل شيء قدير

    Eğer Allah sana bir sıkıntı dokundurursa, onu O'ndan başka gideren yoktur. Eğer sana bir hayır dokundurursa, O her şeye Kadîr'dir.

  18. 186:18/165·En'âm

    وهو القاهر فوق عباده ۚ وهو الحكيم الخبير

    O, kullarının üstünde kahredendir. O, Hakîm'dir, Habîr'dir.

  19. 196:19/165·En'âm

    قل أي شيء أكبر شهادة ۖ قل الله ۖ شهيد بيني وبينكم ۚ وأوحي إلي هذا القرآن لأنذركم به ومن بلغ ۚ أئنكم لتشهدون أن مع الله آلهة أخرى ۚ قل لا أشهد ۚ قل إنما هو إله واحد وإنني بريء مما تشركون

    De ki: "Şahitlikçe en büyük şey hangisidir?" De ki: "Allah. Benimle sizin aranızda şahittir. Bu Kur'ân bana, sizi ve kendisine ulaşan herkesi onunla uyarayım diye vahyolundu. Siz, Allah ile beraber başka ilâhlar olduğuna şahitlik mi ediyorsunuz?" De ki: "Ben şahitlik etmem." De ki: "O, sadece tek bir ilâhtır ve ben sizin şirk koştuğunuz şeylerden uzağım."

  20. 206:20/165·En'âm

    الذين آتيناهم الكتاب يعرفونه كما يعرفون أبناءهم ۘ الذين خسروا أنفسهم فهم لا يؤمنون

    Kendilerine kitap verdiklerimiz onu, oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Kendi nefslerini hüsrana uğratanlar, işte onlar iman etmezler.

  1. 216:21/165·En'âm

    ومن أظلم ممن افترى على الله كذبا أو كذب بآياته ۗ إنه لا يفلح الظالمون

    Allah'a yalan düzüp iftira edenden veya âyetlerini yalanlayandan daha zalim kim olabilir? Zalimler kurtuluşa ermez.

  2. 226:22/165·En'âm

    ويوم نحشرهم جميعا ثم نقول للذين أشركوا أين شركاؤكم الذين كنتم تزعمون

    Hepsini bir araya toplayacağımız gün, sonra şirk koşanlara deriz ki: "Nerede o iddia edip durduğunuz ortaklarınız?"

  3. 236:23/165·En'âm

    ثم لم تكن فتنتهم إلا أن قالوا والله ربنا ما كنا مشركين

    Sonra fitneleri ancak "Rabbimiz Allah'a andolsun ki biz müşriklerden olmadık" demekten ibaretti.

  4. 246:24/165·En'âm

    انظر كيف كذبوا على أنفسهم ۚ وضل عنهم ما كانوا يفترون

    Bak, nasıl kendi nefslerine yalan söylediler. İftira etmekte oldukları şey onlardan saptı.

  5. 256:25/165·En'âm

    ومنهم من يستمع إليك ۖ وجعلنا على قلوبهم أكنة أن يفقهوه وفي آذانهم وقرا ۚ وإن يروا كل آية لا يؤمنوا بها ۚ حتى إذا جاءوك يجادلونك يقول الذين كفروا إن هذا إلا أساطير الأولين

    Onlardan kimi de sana kulak verir; kalplerine onu kavramasınlar diye örtüler, kulaklarına da ağırlık kıldık. Her âyeti görseler de ona iman etmezler; öyle ki sana geldikleri zaman seninle tartışırlar; küfredenler derler ki: "Bu, evvelkilerin masallarından başkası değildir."

  6. 266:26/165·En'âm

    وهم ينهون عنه وينأون عنه ۖ وإن يهلكون إلا أنفسهم وما يشعرون

    Onlar ondan hem men ederler, hem de uzaklaşırlar. Onlar ancak kendi nefislerini helâk ederler de farkına varmazlar.

  7. 276:27/165·En'âm

    ولو ترى إذ وقفوا على النار فقالوا يا ليتنا نرد ولا نكذب بآيات ربنا ونكون من المؤمنين

    Onları ateşin üzerinde durdurduğu hani görsen! Derler ki: "Keşke döndürülsek! Rabbimizin âyetlerini yalanlamasak ve müminlerden olsak."

  8. 286:28/165·En'âm

    بل بدا لهم ما كانوا يخفون من قبل ۖ ولو ردوا لعادوا لما نهوا عنه وإنهم لكاذبون

    Aksine, daha önce gizlemekte oldukları şey onlara açığa çıktı. Döndürülselerdi, men edildikleri şeye dönerlerdi. Onlar yalancıdırlar.

  9. 296:29/165·En'âm

    وقالوا إن هي إلا حياتنا الدنيا وما نحن بمبعوثين

    Dediler ki: "Bu, dünya hayatımızdan başkası değil; biz diriltilecek olanlar da değiliz."

  10. 306:30/165·En'âm

    ولو ترى إذ وقفوا على ربهم ۚ قال أليس هذا بالحق ۚ قالوا بلى وربنا ۚ قال فذوقوا العذاب بما كنتم تكفرون

    Eğer Rableri huzurunda durduruldukları hani görsen! "Bu, Hakk değil mi?" dedi. "Evet, Rabbimize yemin olsun!" dediler. "Küfrettiğiniz şey sebebiyle tadın azabı." dedi.

  11. 316:31/165·En'âm

    قد خسر الذين كذبوا بلقاء الله ۖ حتى إذا جاءتهم الساعة بغتة قالوا يا حسرتنا على ما فرطنا فيها وهم يحملون أوزارهم على ظهورهم ۚ ألا ساء ما يزرون

    Allah'a kavuşmayı yalanlayanlar hüsrana uğradı. Saat onlara ansızın gelinceye kadar... Geldiğinde, "Onda kusur ettiğimize pişmanlık bize!" dediler. Onlar yüklerini sırtları üzerinde taşırlar. İyi bilin ki, yüklendikleri şey ne kötüdür!

  12. 326:32/165·En'âm

    وما الحياة الدنيا إلا لعب ولهو ۖ وللدار الآخرة خير للذين يتقون ۗ أفلا تعقلون

    Dünya hayatı ancak bir oyun ve eğlencedir. Âhiret yurdu ise sakınan kimseler için daha hayırlıdır. Hiç akletmez misiniz?

  13. 336:33/165·En'âm

    قد نعلم إنه ليحزنك الذي يقولون ۖ فإنهم لا يكذبونك ولكن الظالمين بآيات الله يجحدون

    Biliriz ki onların söylediği seni üzer. Onlar seni yalanlamıyorlar, fakat zalimler Allah'ın âyetlerini bile bile inkâr ediyorlar.

  14. 346:34/165·En'âm

    ولقد كذبت رسل من قبلك فصبروا على ما كذبوا وأوذوا حتى أتاهم نصرنا ۚ ولا مبدل لكلمات الله ۚ ولقد جاءك من نبإ المرسلين

    Andolsun ki senden önce de elçiler yalanlandı, yalanlandıkları şeye ve eziyet edildiklerine karşı sabrettiler; sonunda yardımımız onlara geldi. Allah'ın sözlerini değiştirebilecek yoktur. Andolsun ki gönderilen elçilerin haberlerinden sana geldi.

  15. 356:35/165·En'âm

    وإن كان كبر عليك إعراضهم فإن استطعت أن تبتغي نفقا في الأرض أو سلما في السماء فتأتيهم بآية ۚ ولو شاء الله لجمعهم على الهدى ۚ فلا تكونن من الجاهلين

    Onların yüz çevirmesi sana ağır geldiyse, eğer yerde bir tünel veya gökte bir merdiven aramaya güç yetirebilirsen, onlara bir âyet getirirsin. Allah dileseydi onları hidayet üzerine toplardı. Öyleyse cahillerden olma.

  16. 366:36/165·En'âm

    ۞ إنما يستجيب الذين يسمعون ۘ والموتى يبعثهم الله ثم إليه يرجعون

    Ancak işitenler icabet eder. Ölülere gelince, Allah onları diriltir, sonra O'na döndürülürler.

  17. 376:37/165·En'âm

    وقالوا لولا نزل عليه آية من ربه ۚ قل إن الله قادر على أن ينزل آية ولكن أكثرهم لا يعلمون

    Dediler ki: "Rabbinden üzerine bir âyet indirilmeli değil miydi?" De ki: "Allah bir âyet indirmeye Kâdir'dir." Fakat çoğu bilmezler.

  18. 386:38/165·En'âm

    وما من دابة في الأرض ولا طائر يطير بجناحيه إلا أمم أمثالكم ۚ ما فرطنا في الكتاب من شيء ۚ ثم إلى ربهم يحشرون

    Yerde hiçbir canlı yoktur, kanatlarıyla uçan hiçbir kuş da yoktur ki ancak sizin gibi birer ümmet olmaları bakımından. Kitapta biz hiçbir şeyi kusur etmedik; sonra Rablerine haşredilirler.

  19. 396:39/165·En'âm

    والذين كذبوا بآياتنا صم وبكم في الظلمات ۗ من يشإ الله يضلله ومن يشأ يجعله على صراط مستقيم

    Âyetlerimizi yalanlayanlar, karanlıklar içinde sağır ve dilsizdir. Allah kimi dilerse onu saptırır, kimi dilerse onu dosdoğru bir sırât üzerine kılar.

  20. 406:40/165·En'âm

    قل أرأيتكم إن أتاكم عذاب الله أو أتتكم الساعة أغير الله تدعون إن كنتم صادقين

    De ki: "Gördünüz mü, eğer size Allah'ın azabı gelse veya size saat gelse, Allah'tan başkasını mı çağırırsınız, eğer doğru sözlü iseniz?"

  1. 416:41/165·En'âm

    بل إياه تدعون فيكشف ما تدعون إليه إن شاء وتنسون ما تشركون

    Aksine, yalnız O'na çağırırsınız; O da eğer dilerse çağırdığınız şeyi açar ve siz şirk koştuğunuz şeyi unutursunuz.

  2. 426:42/165·En'âm

    ولقد أرسلنا إلى أمم من قبلك فأخذناهم بالبأساء والضراء لعلهم يتضرعون

    Senden önceki ümmetlere de gönderdik; belki yalvarıp yakarırlar diye onları yoksulluk ve darlıkla aldık.

  3. 436:43/165·En'âm

    فلولا إذ جاءهم بأسنا تضرعوا ولكن قست قلوبهم وزين لهم الشيطان ما كانوا يعملون

    Hani onlara şiddetimiz geldiğinde yalvarıp yakarsalar olmaz mıydı? Fakat kalpleri katılaştı ve şeytan yapmakta oldukları şeyi onlara süslü gösterdi.

  4. 446:44/165·En'âm

    فلما نسوا ما ذكروا به فتحنا عليهم أبواب كل شيء حتى إذا فرحوا بما أوتوا أخذناهم بغتة فإذا هم مبلسون

    Kendisiyle öğüt verilen şeyi unuttukları zaman, üzerlerine her şeyin kapılarını açtık; kendilerine verilenle sevininceye kadar, sonra onları ansızın aldık da onlar ümitsizliğe düşenler oldular.

  5. 456:45/165·En'âm

    فقطع دابر القوم الذين ظلموا ۚ والحمد لله رب العالمين

    Zulmeden kavmin kökü kesildi. Hamd, âlemlerin Rabbi Allah'adır.

  6. 466:46/165·En'âm

    قل أرأيتم إن أخذ الله سمعكم وأبصاركم وختم على قلوبكم من إله غير الله يأتيكم به ۗ انظر كيف نصرف الآيات ثم هم يصدفون

    De ki: "Gördünüz mü? Eğer Allah işitmenizi ve gözlerinizi alır, kalplerinizin üzerini mühürlerse, Allah'tan başka hangi ilâh onu size getirir?" Bak, âyetleri nasıl türlü türlü açıklıyoruz, sonra onlar yüz çeviriyorlar.

  7. 476:47/165·En'âm

    قل أرأيتكم إن أتاكم عذاب الله بغتة أو جهرة هل يهلك إلا القوم الظالمون

    De ki: "Gördünüz mü? Eğer Allah'ın azabı size ansızın veya açıkça gelse, zalim kavimden başkası mı helâk edilir?"

  8. 486:48/165·En'âm

    وما نرسل المرسلين إلا مبشرين ومنذرين ۖ فمن آمن وأصلح فلا خوف عليهم ولا هم يحزنون

    Elçi olarak gönderilenleri ancak müjdeleyici ve uyarıcı olarak göndeririz. Kim iman eder ve ıslah ederse, onlara korku yoktur, onlar üzülmezler de.

  9. 496:49/165·En'âm

    والذين كذبوا بآياتنا يمسهم العذاب بما كانوا يفسقون

    Âyetlerimizi yalanlayanlara, fâsıklık etmekte oldukları şey sebebiyle azap dokunur.

  10. 506:50/165·En'âm

    قل لا أقول لكم عندي خزائن الله ولا أعلم الغيب ولا أقول لكم إني ملك ۖ إن أتبع إلا ما يوحى إلي ۚ قل هل يستوي الأعمى والبصير ۚ أفلا تتفكرون

    De ki: "Size, Allah'ın hazineleri benim katımdadır demem; gaybı da bilmem; size, ben meleğim de demem. Ben ancak bana vahyolunana uyarım." De ki: "A'mâ ile Basîr eşit olur mu? Düşünmez misiniz?"

  11. 516:51/165·En'âm

    وأنذر به الذين يخافون أن يحشروا إلى ربهم ۙ ليس لهم من دونه ولي ولا شفيع لعلهم يتقون

    Rablerine haşrolunmaktan korkanları onunla uyar. Onlar için O'ndan başka ne bir veliyy, ne de bir şefaatçi yoktur. Umulur ki sakınırlar.

  12. 526:52/165·En'âm

    ولا تطرد الذين يدعون ربهم بالغداة والعشي يريدون وجهه ۖ ما عليك من حسابهم من شيء وما من حسابك عليهم من شيء فتطردهم فتكون من الظالمين

    Rablerini sabah akşam O'nun yüzünü dileyerek çağıranları kovma. Onların hesabından sana bir şey yok, senin hesabından da onlara bir şey yok; onları kovarsan zalimlerden olursun.

  13. 536:53/165·En'âm

    وكذلك فتنا بعضهم ببعض ليقولوا أهؤلاء من الله عليهم من بيننا ۗ أليس الله بأعلم بالشاكرين

    İşte böylece onların bazısını bazısıyla sınadık ki, "Allah, aramızdan bunların üzerine mi lütufta bulundu?" desinler. Allah, şükredenleri daha iyi bilen değil midir?

  14. 546:54/165·En'âm

    وإذا جاءك الذين يؤمنون بآياتنا فقل سلام عليكم ۖ كتب ربكم على نفسه الرحمة ۖ أنه من عمل منكم سوءا بجهالة ثم تاب من بعده وأصلح فأنه غفور رحيم

    Âyetlerimize iman edenler sana geldiği zaman de ki: "Selâm üzerinize." Rabbiniz rahmeti kendi nefsine yazdı; sizden kim cehaletle bir kötülük yapar, sonra onun ardından tevbe eder ve ıslah ederse, artık O Gafûr'dur, Rahîm'dir.

  15. 556:55/165·En'âm

    وكذلك نفصل الآيات ولتستبين سبيل المجرمين

    İşte böyle, âyetleri ayrıntılı açıklıyoruz; suçluların yolu apaçık ortaya çıksın diye.

  16. 566:56/165·En'âm

    قل إني نهيت أن أعبد الذين تدعون من دون الله ۚ قل لا أتبع أهواءكم ۙ قد ضللت إذا وما أنا من المهتدين

    De ki: "Allah'tan başka yakardıklarınıza kulluk etmekten men olundum." De ki: "Heveslerinize uymam; öyle olsa sapmış olurum ve hidayete erenlerden olmam."

  17. 576:57/165·En'âm

    قل إني على بينة من ربي وكذبتم به ۚ ما عندي ما تستعجلون به ۚ إن الحكم إلا لله ۖ يقص الحق ۖ وهو خير الفاصلين

    De ki: "Ben Rabbimden bir beyyine üzereyim, siz ise onu yalanladınız. Sizin acele gelmesini istediğiniz şey benim katımda değildir. Hüküm ancak Allah'ındır. O, Hakkı anlatır ve O, ayırt edenlerin en hayırlısıdır."

  18. 586:58/165·En'âm

    قل لو أن عندي ما تستعجلون به لقضي الأمر بيني وبينكم ۗ والله أعلم بالظالمين

    De ki: "Eğer acele istediğiniz şey benim katımda olsaydı, benimle sizin aranızdaki iş hükmedilip biterdi." Allah, zalimleri daha iyi bilir.

  19. 596:59/165·En'âm

    ۞ وعنده مفاتح الغيب لا يعلمها إلا هو ۚ ويعلم ما في البر والبحر ۚ وما تسقط من ورقة إلا يعلمها ولا حبة في ظلمات الأرض ولا رطب ولا يابس إلا في كتاب مبين

    Gaybın anahtarları O'nun katındadır; onları O'ndan başkası bilmez. Karada ve denizde olanı bilir. Bir yaprak düşmez ki O bilmesin. Yerin karanlıklarındaki bir tane, yaş ve kuru hiçbir şey yoktur ki apaçık bir kitapta olmasın.

  20. 606:60/165·En'âm

    وهو الذي يتوفاكم بالليل ويعلم ما جرحتم بالنهار ثم يبعثكم فيه ليقضى أجل مسمى ۖ ثم إليه مرجعكم ثم ينبئكم بما كنتم تعملون

    O, geceleyin sizi vefat ettirendir; gündüzün ne işlediğinizi bilir. Sonra belirlenmiş sürenin hükmedilmesi için sizi o gündüzün içinde gönderir. Sonra dönüşünüz O'nadır. Sonra yapmakta olduklarınızı size haber verir.

  1. 616:61/165·En'âm

    وهو القاهر فوق عباده ۖ ويرسل عليكم حفظة حتى إذا جاء أحدكم الموت توفته رسلنا وهم لا يفرطون

    O, kullarının üstünde kahredendir. Üzerinize koruyanlar gönderir. Nihayet birinize ölüm geldiği zaman elçilerimiz onu vefat ettirir; onlar kusur etmezler.

  2. 626:62/165·En'âm

    ثم ردوا إلى الله مولاهم الحق ۚ ألا له الحكم وهو أسرع الحاسبين

    Sonra Mevlâları olan Hakk Allah'a döndürülürler. İyi bilin ki hüküm O'nundur ve O, hesap görenlerin en hızlısıdır.

  3. 636:63/165·En'âm

    قل من ينجيكم من ظلمات البر والبحر تدعونه تضرعا وخفية لئن أنجانا من هذه لنكونن من الشاكرين

    De ki: "Karanın ve denizin karanlıklarından sizi kim kurtarır?" Yalvararak ve gizlice O'nu çağırırsınız: "Andolsun eğer bizi bundan kurtarırsa, şükredenlerden oluruz."

  4. 646:64/165·En'âm

    قل الله ينجيكم منها ومن كل كرب ثم أنتم تشركون

    De ki: "Sizi ondan ve her sıkıntıdan Allah kurtarır, sonra siz şirk koşarsınız."

  5. 656:65/165·En'âm

    قل هو القادر على أن يبعث عليكم عذابا من فوقكم أو من تحت أرجلكم أو يلبسكم شيعا ويذيق بعضكم بأس بعض ۗ انظر كيف نصرف الآيات لعلهم يفقهون

    De ki: "O Kâdir'dir, üzerinize üstünüzden veya ayaklarınızın altından bir azap göndermeye; yahut sizi gruplara karıştırıp kiminize kiminizin şiddetini tattırmaya." Bak, âyetleri nasıl türlü türlü açıklıyoruz, umulur ki kavrarlar.

  6. 666:66/165·En'âm

    وكذب به قومك وهو الحق ۚ قل لست عليكم بوكيل

    Kavmin onu yalanladı. O Hakk'tır. De ki: "Ben sizin üzerinize Vekîl değilim."

  7. 676:67/165·En'âm

    لكل نبإ مستقر ۚ وسوف تعلمون

    Her haberin bir karar yeri vardır; yakında bileceksiniz.

  8. 686:68/165·En'âm

    وإذا رأيت الذين يخوضون في آياتنا فأعرض عنهم حتى يخوضوا في حديث غيره ۚ وإما ينسينك الشيطان فلا تقعد بعد الذكرى مع القوم الظالمين

    Âyetlerimize dalıp gidenleri gördüğün zaman, onlar başka bir söze dalana kadar onlardan yüz çevir. Şeytan sana unutturursa, hatırlamadan sonra zalim kavimle oturma.

  9. 696:69/165·En'âm

    وما على الذين يتقون من حسابهم من شيء ولكن ذكرى لعلهم يتقون

    Sakınanların onların hesabından hiçbir şey üzerine değildir; fakat bir hatırlatmadır, umulur ki sakınırlar.

  10. 706:70/165·En'âm

    وذر الذين اتخذوا دينهم لعبا ولهوا وغرتهم الحياة الدنيا ۚ وذكر به أن تبسل نفس بما كسبت ليس لها من دون الله ولي ولا شفيع وإن تعدل كل عدل لا يؤخذ منها ۗ أولئك الذين أبسلوا بما كسبوا ۖ لهم شراب من حميم وعذاب أليم بما كانوا يكفرون

    Dinlerini oyun ve eğlence edinen, dünya hayatının aldattığı kimseleri bırak. Onunla hatırlat ki, bir nefis kazandığıyla helake teslim edilmesin. Onun için Allah'tan başka ne bir velî ne de bir şefaatçi vardır. Her türlü adli bedeli verse de ondan alınmaz. İşte onlar, kazandıklarıyla helake teslim edilenlerdir. Küfretmekte olduklarından ötürü onlara kaynar sudan bir içecek ve acıklı bir azap vardır.

  11. 716:71/165·En'âm

    قل أندعو من دون الله ما لا ينفعنا ولا يضرنا ونرد على أعقابنا بعد إذ هدانا الله كالذي استهوته الشياطين في الأرض حيران له أصحاب يدعونه إلى الهدى ائتنا ۗ قل إن هدى الله هو الهدى ۖ وأمرنا لنسلم لرب العالمين

    De ki: "Allah'tan başka, bize fayda vermeyen, zarar da vermeyen şeye mi çağıralım? Allah bize yol gösterdikten sonra ökçelerimiz üzerine geri mi döndürelim? Şeytanların yerde ayarttığı, şaşkın olan kişi gibi; arkadaşları onu hidayete çağırır: 'Bize gel.'" De ki: "Allah'ın hidayeti, hidayet odur. Biz, âlemlerin Rabbine teslim olmakla emrolunduk."

  12. 726:72/165·En'âm

    وأن أقيموا الصلاة واتقوه ۚ وهو الذي إليه تحشرون

    Salâtı ikame edin ve O'ndan sakının. O ki, huzurunda haşrolunacağınız varlıktır.

  13. 736:73/165·En'âm

    وهو الذي خلق السماوات والأرض بالحق ۖ ويوم يقول كن فيكون ۚ قوله الحق ۚ وله الملك يوم ينفخ في الصور ۚ عالم الغيب والشهادة ۚ وهو الحكيم الخبير

    Gökleri ve yeri Hak ile yaratmış olan O'dur. "Ol" dediği gün, hemen oluverir. O'nun sözü Hakk'tır. Sûr'a üflendiği gün mülk O'nundur. Gaybı da şahit olunanı da bilen O'dur. O, Hakîm'dir, Habîr'dir.

  14. 746:74/165·En'âm

    ۞ وإذ قال إبراهيم لأبيه آزر أتتخذ أصناما آلهة ۖ إني أراك وقومك في ضلال مبين

    Hani İbrâhîm babası Âzer'e demişti: "Putları ilâhlar mı ediniyorsun? Doğrusu ben seni ve kavmini apaçık bir sapkınlık içinde görüyorum."

  15. 756:75/165·En'âm

    وكذلك نري إبراهيم ملكوت السماوات والأرض وليكون من الموقنين

    İşte o şekilde İbrâhîm'e göklerin ve yerin melekûtunu gösteririz, yakîn sahiplerinden olsun diye.

  16. 766:76/165·En'âm

    فلما جن عليه الليل رأى كوكبا ۖ قال هذا ربي ۖ فلما أفل قال لا أحب الآفلين

    Gece üzerine bürüyünce bir yıldız gördü, "Bu benim Rabbimdir" dedi. Batınca da "Ben batanları sevmem" dedi.

  17. 776:77/165·En'âm

    فلما رأى القمر بازغا قال هذا ربي ۖ فلما أفل قال لئن لم يهدني ربي لأكونن من القوم الضالين

    Ayı doğarken görünce: "Bu benim Rabbim!" dedi. Batınca da: "Eğer Rabbim bana yol göstermezse, sapkın kavimden olurum." dedi.

  18. 786:78/165·En'âm

    فلما رأى الشمس بازغة قال هذا ربي هذا أكبر ۖ فلما أفلت قال يا قوم إني بريء مما تشركون

    Güneşi doğarken görünce dedi: "Bu benim Rabbimdir, bu daha büyük." Batınca da dedi: "Ey kavmim, ben sizin şirk koştuklarınızdan uzağım."

  19. 796:79/165·En'âm

    إني وجهت وجهي للذي فطر السماوات والأرض حنيفا ۖ وما أنا من المشركين

    Ben yüzümü gökleri ve yeri yoktan yaratana, hanif olarak yönelttim; ben müşriklerden değilim.

  20. 806:80/165·En'âm

    وحاجه قومه ۚ قال أتحاجوني في الله وقد هدان ۚ ولا أخاف ما تشركون به إلا أن يشاء ربي شيئا ۗ وسع ربي كل شيء علما ۗ أفلا تتذكرون

    Kavmi onunla tartıştı. Dedi ki: "Allah hakkında benimle tartışıyor musunuz? Oysa O bana yol gösterdi. Sizin O'na şirk koştuğunuz şeylerden korkmam; ancak Rabbimin bir şey dilemesi başka. Rabbim her şeyi bilgiyle kuşattı. Hâlâ düşünüp öğüt almaz mısınız?"

  1. 816:81/165·En'âm

    وكيف أخاف ما أشركتم ولا تخافون أنكم أشركتم بالله ما لم ينزل به عليكم سلطانا ۚ فأي الفريقين أحق بالأمن ۖ إن كنتم تعلمون

    Sizin şirk koştuğunuz şeyden nasıl korkarım? Siz ise Allah'a, üzerinize delil indirmediği şeyi şirk koşmanızdan korkmuyorsunuz. Eğer biliyorsanız, bu iki gruptan hangisi güvene daha layık?

  2. 826:82/165·En'âm

    الذين آمنوا ولم يلبسوا إيمانهم بظلم أولئك لهم الأمن وهم مهتدون

    İman edenler ve imanlarını bir zulümle karıştırmayanlar; işte güven onlarındır ve onlar hidayete erenlerdir.

  3. 836:83/165·En'âm

    وتلك حجتنا آتيناها إبراهيم على قومه ۚ نرفع درجات من نشاء ۗ إن ربك حكيم عليم

    İşte bu, delilimizdir. Onu İbrâhîm'e, kavmine karşı verdik. Dilediğimiz kimseleri derecelerle yükseltiriz. Rabbin Hakîm'dir, Alîm'dir.

  4. 846:84/165·En'âm

    ووهبنا له إسحاق ويعقوب ۚ كلا هدينا ۚ ونوحا هدينا من قبل ۖ ومن ذريته داوود وسليمان وأيوب ويوسف وموسى وهارون ۚ وكذلك نجزي المحسنين

    Ona İshâk'ı ve Ya'kûb'u bağışladık, her birine yol gösterdik. Daha önce Nûh'a da yol gösterdik. Onun soyundan Dâvûd'a, Süleymân'a, Eyyûb'a, Yûsuf'a, Mûsâ'ya ve Hârûn'a da. Muhsinlere işte böyle karşılık veririz.

  5. 856:85/165·En'âm

    وزكريا ويحيى وعيسى وإلياس ۖ كل من الصالحين

    Zekeriyâ'yı, Yahyâ'yı, Îsâ'yı ve İlyâs'ı da. Hepsi salihlerdendi.

  6. 866:86/165·En'âm

    وإسماعيل واليسع ويونس ولوطا ۚ وكلا فضلنا على العالمين

    İsmâîl'i, el-Yesa'ı, Yûnus'u ve Lût'u da... Her birini âlemlere üstün kıldık.

  7. 876:87/165·En'âm

    ومن آبائهم وذرياتهم وإخوانهم ۖ واجتبيناهم وهديناهم إلى صراط مستقيم

    Babalarından, soylarından ve kardeşlerinden bir kısmını da. Onları seçtik ve onları dosdoğru bir yola ilettik.

  8. 886:88/165·En'âm

    ذلك هدى الله يهدي به من يشاء من عباده ۚ ولو أشركوا لحبط عنهم ما كانوا يعملون

    İşte o, Allah'ın hidayetidir. Kullarından dilediği kimseye onunla yol gösterir. Eğer şirk koşsalardı, yapmakta oldukları şey kendilerinden boşa giderdi.

  9. 896:89/165·En'âm

    أولئك الذين آتيناهم الكتاب والحكم والنبوة ۚ فإن يكفر بها هؤلاء فقد وكلنا بها قوما ليسوا بها بكافرين

    İşte onlar, kendilerine kitap, hüküm ve peygamberlik verdiklerimizdir. Şu insanlar bunları küfredecek olurlarsa, biz bunlara karşı kâfir olmayacak bir topluluğu bunlarla görevlendirmişizdir.

  10. 906:90/165·En'âm

    أولئك الذين هدى الله ۖ فبهداهم اقتده ۗ قل لا أسألكم عليه أجرا ۖ إن هو إلا ذكرى للعالمين

    İşte onlar, Allah'ın yol gösterdiği kimselerdir. Öyleyse onların hidayetine uy. De ki: "Ben bunun üzerine sizden bir ecir istemem. O, âlemlere bir hatırlatmadan başka bir şey değildir."

  11. 916:91/165·En'âm

    وما قدروا الله حق قدره إذ قالوا ما أنزل الله على بشر من شيء ۗ قل من أنزل الكتاب الذي جاء به موسى نورا وهدى للناس ۖ تجعلونه قراطيس تبدونها وتخفون كثيرا ۖ وعلمتم ما لم تعلموا أنتم ولا آباؤكم ۖ قل الله ۖ ثم ذرهم في خوضهم يلعبون

    Allah'ı, kadrine yaraşır şekilde takdir edemediler. Hani "Allah bir beşere hiçbir şey indirmedi" dediler. De ki: "Mûsâ'nın insanlara Nûr ve hidayet olarak getirdiği Kitabı kim indirdi? Siz onu parça parça kâğıtlar yapıyor, bir kısmını açığa vuruyor, çoğunu gizliyorsunuz. Size ve atalarınıza bilmediğiniz şeyler öğretildi." De ki: "Allah." Sonra bırak onları, daldıkları boş söz içinde oynayadursunlar.

  12. 926:92/165·En'âm

    وهذا كتاب أنزلناه مبارك مصدق الذي بين يديه ولتنذر أم القرى ومن حولها ۚ والذين يؤمنون بالآخرة يؤمنون به ۖ وهم على صلاتهم يحافظون

    Bu, indirdiğimiz mübarek bir kitaptır; önündekini doğrulayıcıdır; beldelerin anası Mekke'yi ve çevresindekileri uyarman için. Âhiret'e iman edenler ona iman ederler. Onlar salâtlarını korurlar.

  13. 936:93/165·En'âm

    ومن أظلم ممن افترى على الله كذبا أو قال أوحي إلي ولم يوح إليه شيء ومن قال سأنزل مثل ما أنزل الله ۗ ولو ترى إذ الظالمون في غمرات الموت والملائكة باسطو أيديهم أخرجوا أنفسكم ۖ اليوم تجزون عذاب الهون بما كنتم تقولون على الله غير الحق وكنتم عن آياته تستكبرون

    Allah'a yalan iftira edenden veya kendisine bir şey vahyedilmediği halde 'bana vahyedildi' diyenden ve 'Allah'ın indirdiğinin benzerini indireceğim' diyenden daha zalim kim olabilir? Zalimler ölüm gafletlerindeyken, melekler ellerini uzatmış 'nefslerinizi çıkarın! Allah'a karşı Hakk dışında söylemekte olduklarınızdan ve O'nun âyetlerinden büyüklük taslamakta olduğunuzdan dolayı bugün alçaltıcı bir azapla karşılık göreceksiniz' derken onları bir görsen!

  14. 946:94/165·En'âm

    ولقد جئتمونا فرادى كما خلقناكم أول مرة وتركتم ما خولناكم وراء ظهوركم ۖ وما نرى معكم شفعاءكم الذين زعمتم أنهم فيكم شركاء ۚ لقد تقطع بينكم وضل عنكم ما كنتم تزعمون

    Andolsun ki, sizi ilk kez yarattığımız gibi tek tek bize geldiniz; size bahşettiklerimizi sırtlarınızın arkasında bıraktınız. Sizin ortağınız olduğunu iddia ettiğiniz şefaatçilerinizi de sizinle birlikte görmüyoruz. Andolsun ki, aranız kopmuş ve iddia ettiğiniz şey sizden sapmıştır.

  15. 956:95/165·En'âm

    ۞ إن الله فالق الحب والنوى ۖ يخرج الحي من الميت ومخرج الميت من الحي ۚ ذلكم الله ۖ فأنى تؤفكون

    Allah, taneyi ve çekirdeği yarandır. Diriyi ölüden çıkarır, ölüyü de diriden çıkarandır. İşte Allah budur. Nasıl da döndürülüyorsunuz?

  16. 966:96/165·En'âm

    فالق الإصباح وجعل الليل سكنا والشمس والقمر حسبانا ۚ ذلك تقدير العزيز العليم

    Sabahı yaran, geceyi sükûnet kılan O'dur. Güneşi ve ayı bir hesap ölçüsü yapandır. İşte bu, Azîz'in, Alîm'in takdiridir.

  17. 976:97/165·En'âm

    وهو الذي جعل لكم النجوم لتهتدوا بها في ظلمات البر والبحر ۗ قد فصلنا الآيات لقوم يعلمون

    O, O'dur ki karanın ve denizin karanlıklarında kendinize doğru yolu bulasınız diye sizin için yıldızları kıldı. Bilen bir kavim için âyetleri ayrıntılı açıkladık.

  18. 986:98/165·En'âm

    وهو الذي أنشأكم من نفس واحدة فمستقر ومستودع ۗ قد فصلنا الآيات لقوم يفقهون

    O, sizi tek bir nefisten inşa etti. Bir karar yeri, bir de emanet yeri vardır. Ayrıntılı olarak açıkladık âyetleri, kavrayan bir kavim için.

  19. 996:99/165·En'âm

    وهو الذي أنزل من السماء ماء فأخرجنا به نبات كل شيء فأخرجنا منه خضرا نخرج منه حبا متراكبا ومن النخل من طلعها قنوان دانية وجنات من أعناب والزيتون والرمان مشتبها وغير متشابه ۗ انظروا إلى ثمره إذا أثمر وينعه ۚ إن في ذلكم لآيات لقوم يؤمنون

    O, gökten su indirendir. Biz onunla her şeyin bitkisini çıkardık; o bitkiden bir yeşillik çıkarırız. O yeşillikten üst üste binmiş taneler çıkarırız. Hurma ağacının tomurcuğundan yakın salkımlar, üzümden cennetler, zeytin ve nar çıkarırız; bazısı benzeşen, bazısı birbirine benzemeyen. Meyve verdiği zaman meyvesine ve olgunlaşmasına bakın! İman eden bir kavim için işte bunda âyetler vardır.

  20. 1006:100/165·En'âm

    وجعلوا لله شركاء الجن وخلقهم ۖ وخرقوا له بنين وبنات بغير علم ۚ سبحانه وتعالى عما يصفون

    Allah'a cinleri şirk koştular; hâlbuki onları O yarattı. Bilgisizce O'na oğullar ve kızlar yakıştırıp uydurdular. O, onların nitelendirmelerinden münezzehtir, yücedir.

  1. 1016:101/165·En'âm

    بديع السماوات والأرض ۖ أنى يكون له ولد ولم تكن له صاحبة ۖ وخلق كل شيء ۖ وهو بكل شيء عليم

    Göklerin ve yerin Bedî'idir. O'nun çocuğu nasıl olur? O'nun bir arkadaşı da olmadı. Her şeyi yarattı. O, her şeyi Alîm'dir.

  2. 1026:102/165·En'âm

    ذلكم الله ربكم ۖ لا إله إلا هو ۖ خالق كل شيء فاعبدوه ۚ وهو على كل شيء وكيل

    İşte O Allah, Rabbinizdir. O'ndan başka ilâh yoktur. Her şeyin Hâlık'ıdır. Öyleyse O'na kulluk edin. O, her şey üzerine Vekîl'dir.

  3. 1036:103/165·En'âm

    لا تدركه الأبصار وهو يدرك الأبصار ۖ وهو اللطيف الخبير

    Gözler O'na erişip kuşatamaz; O ise gözleri kuşatır. O, Latîf'tir, Habîr'dir.

  4. 1046:104/165·En'âm

    قد جاءكم بصائر من ربكم ۖ فمن أبصر فلنفسه ۖ ومن عمي فعليها ۚ وما أنا عليكم بحفيظ

    Rabbinizden size basiretler geldi. Kim görürse kendi nefsinedir. Kim de kör olursa kendi aleyhinedir. Ben üzerinizde bir Hafîz değilim.

  5. 1056:105/165·En'âm

    وكذلك نصرف الآيات وليقولوا درست ولنبينه لقوم يعلمون

    Âyetleri işte böyle türlü türlü açıklarız; 'Ders okudun,' desinler diye ve bilen bir kavim için onu açıklayalım diye.

  6. 1066:106/165·En'âm

    اتبع ما أوحي إليك من ربك ۖ لا إله إلا هو ۖ وأعرض عن المشركين

    Rabbinden sana vahyedilene uy. O'ndan başka ilâh yoktur. Müşriklerden de yüz çevir.

  7. 1076:107/165·En'âm

    ولو شاء الله ما أشركوا ۗ وما جعلناك عليهم حفيظا ۖ وما أنت عليهم بوكيل

    Eğer Allah dileseydi, şirk koşmazlardı. Seni onların üzerine Hafîz kılmadık. Sen onların üzerine Vekîl de değilsin.

  8. 1086:108/165·En'âm

    ولا تسبوا الذين يدعون من دون الله فيسبوا الله عدوا بغير علم ۗ كذلك زينا لكل أمة عملهم ثم إلى ربهم مرجعهم فينبئهم بما كانوا يعملون

    Allah'tan başka yakarıp durduklarına sövmeyin; sonra onlar da bilgisizce, düşmanlıkla Allah'a söverler. İşte böylece her ümmete amellerini süslü gösterdik. Sonra dönüşleri Rab'lerinedir; O da yapmakta oldukları şeyi kendilerine haber verir.

  9. 1096:109/165·En'âm

    وأقسموا بالله جهد أيمانهم لئن جاءتهم آية ليؤمنن بها ۚ قل إنما الآيات عند الله ۖ وما يشعركم أنها إذا جاءت لا يؤمنون

    Allah'a yemin ettiler, yeminlerinin olanca gücüyle: Onlara bir ayet gelse ona iman edecekler. De ki: "Ayetler ancak Allah katındadır." Onlara o geldiğinde de iman etmeyeceklerini nereden bileceksiniz?

  10. 1106:110/165·En'âm

    ونقلب أفئدتهم وأبصارهم كما لم يؤمنوا به أول مرة ونذرهم في طغيانهم يعمهون

    Fuâdlarını ve gözlerini evirip çeviririz, nasıl ki ona Evvel kez iman etmedilerse; ve onları azgınlıklarında bırakırız, bocalayıp dururlar.

  11. 1116:111/165·En'âm

    ۞ ولو أننا نزلنا إليهم الملائكة وكلمهم الموتى وحشرنا عليهم كل شيء قبلا ما كانوا ليؤمنوا إلا أن يشاء الله ولكن أكثرهم يجهلون

    Onlara melekleri indirseydik, ölüler de onlarla konuşsaydı ve her şeyi karşılarına toplasaydık da Allah dilemedikçe iman edecek değillerdi. Fakat çoğu cahillik ediyorlar.

  12. 1126:112/165·En'âm

    وكذلك جعلنا لكل نبي عدوا شياطين الإنس والجن يوحي بعضهم إلى بعض زخرف القول غرورا ۚ ولو شاء ربك ما فعلوه ۖ فذرهم وما يفترون

    İşte o, her peygambere insan ve cin şeytanlarından düşman kıldık; onlardan bazısı bazısına aldanış olarak süslenmiş söz vahyeder. Rabbin dileseydi onu yapmazlardı. Onları da iftira ettikleri şeyi de bırak.

  13. 1136:113/165·En'âm

    ولتصغى إليه أفئدة الذين لا يؤمنون بالآخرة وليرضوه وليقترفوا ما هم مقترفون

    Âhirete iman etmeyenlerin fuâdları ona meyletsin, ondan razı olsunlar ve kazanageldikleri şeyi kazansınlar diye.

  14. 1146:114/165·En'âm

    أفغير الله أبتغي حكما وهو الذي أنزل إليكم الكتاب مفصلا ۚ والذين آتيناهم الكتاب يعلمون أنه منزل من ربك بالحق ۖ فلا تكونن من الممترين

    Allah'tan başka bir Hakem mi arayacağım? Oysa O, size kitabı ayrıntılı açıklanmış olarak indirendir. Kendilerine kitap verdiklerimiz, onun Rabbinden Hakk ile indirilmiş olduğunu bilirler. Sakın şüphe edenlerden olma.

  15. 1156:115/165·En'âm

    وتمت كلمت ربك صدقا وعدلا ۚ لا مبدل لكلماته ۚ وهو السميع العليم

    Rabbinin sözü doğruluk ve adaletle tamamlandı. O'nun sözlerini değiştirebilecek yoktur. O, Semî'dir, Alîm'dir.

  16. 1166:116/165·En'âm

    وإن تطع أكثر من في الأرض يضلوك عن سبيل الله ۚ إن يتبعون إلا الظن وإن هم إلا يخرصون

    Yerdekilerin çoğuna itaat edersen, seni Allah'ın yolundan saptırırlar. Onlar ancak zanna uyar ve onlar ancak atıp tutarlar.

  17. 1176:117/165·En'âm

    إن ربك هو أعلم من يضل عن سبيله ۖ وهو أعلم بالمهتدين

    Rabbin, yolundan sapanı daha iyi bilir; hidayete erenleri de daha iyi bilir.

  18. 1186:118/165·En'âm

    فكلوا مما ذكر اسم الله عليه إن كنتم بآياته مؤمنين

    Eğer O'nun âyetlerine müminlerseniz, üzerine Allah'ın ismi anılmış şeylerden yiyin.

  19. 1196:119/165·En'âm

    وما لكم ألا تأكلوا مما ذكر اسم الله عليه وقد فصل لكم ما حرم عليكم إلا ما اضطررتم إليه ۗ وإن كثيرا ليضلون بأهوائهم بغير علم ۗ إن ربك هو أعلم بالمعتدين

    Allah'ın ismi anılmış şeylerden yemenize ne engel var? O, size haram kıldığı şeyleri ayrıntılı olarak açıkladı; mecbur kaldığınız şeyler ise ancak bunun dışındadır. Çoğu, bilgisizce kendi hevesleriyle saptırıyor. Rabbin, haddi aşanları daha iyi bilendir.

  20. 1206:120/165·En'âm

    وذروا ظاهر الإثم وباطنه ۚ إن الذين يكسبون الإثم سيجزون بما كانوا يقترفون

    Günahın Zâhir'ini de Bâtın'ını da bırakın. Günah kazananlar, kazandıkları şeyle karşılık görecekler.

  1. 1216:121/165·En'âm

    ولا تأكلوا مما لم يذكر اسم الله عليه وإنه لفسق ۗ وإن الشياطين ليوحون إلى أوليائهم ليجادلوكم ۖ وإن أطعتموهم إنكم لمشركون

    Üzerine Allah'ın adı anılmayanlardan yemeyin. Doğrusu o bir fısktır. Şeytanlar, sizinle tartışmaları için velilerine vahyederler. Onlara itaat ederseniz, doğrusu siz de müşriklersiniz.

  2. 1226:122/165·En'âm

    أومن كان ميتا فأحييناه وجعلنا له نورا يمشي به في الناس كمن مثله في الظلمات ليس بخارج منها ۚ كذلك زين للكافرين ما كانوا يعملون

    Ölüyken dirilttiğimiz ve kendisine insanlar arasında yürüyeceği bir nûr kıldığımız kimse, karanlıklar içinde olup ondan çıkamayan kimse gibi midir? İşte böyle kâfirlere yapmakta oldukları şey süslü gösterildi.

  3. 1236:123/165·En'âm

    وكذلك جعلنا في كل قرية أكابر مجرميها ليمكروا فيها ۖ وما يمكرون إلا بأنفسهم وما يشعرون

    İşte o böylece her beldede suçluların daha büyüklerini orada mekr kursunlar diye kıldık; onlar ancak kendi nefslerine mekr kurarlar da farkına varmazlar.

  4. 1246:124/165·En'âm

    وإذا جاءتهم آية قالوا لن نؤمن حتى نؤتى مثل ما أوتي رسل الله ۘ الله أعلم حيث يجعل رسالته ۗ سيصيب الذين أجرموا صغار عند الله وعذاب شديد بما كانوا يمكرون

    Onlara bir âyet geldiğinde: "Allah'ın elçilerine verilenin benzeri bize verilmedikçe asla iman etmeyeceğiz" dediler. Allah risâletini nereye kılacağını daha iyi bilir. Suç işleyenlere, kurdukları mekrlerdan ötürü Allah katında bir aşağılanma ve şiddetli bir azap isabet edecektir.

  5. 1256:125/165·En'âm

    فمن يرد الله أن يهديه يشرح صدره للإسلام ۖ ومن يرد أن يضله يجعل صدره ضيقا حرجا كأنما يصعد في السماء ۚ كذلك يجعل الله الرجس على الذين لا يؤمنون

    Allah kime yol göstermeyi dilerse onun göğsünü İslâm'a açar. Kimi de saptırmayı dilerse onun göğsünü daraltır, sıkıntıya sokar; sanki göğe yükseliyormuş gibi olur. İşte Allah, iman etmeyenlerin üzerine ricsi böyle bırakır.

  6. 1266:126/165·En'âm

    وهذا صراط ربك مستقيما ۗ قد فصلنا الآيات لقوم يذكرون

    Bu, Rabbinin sırâtıdır, dosdoğru. Düşünüp öğüt alan bir kavim için âyetleri ayrıntılı olarak açıkladık.

  7. 1276:127/165·En'âm

    ۞ لهم دار السلام عند ربهم ۖ وهو وليهم بما كانوا يعملون

    Esenlik yurdu Rablerinin katındadır; yapmakta oldukları şeyden ötürü Veliyy'leridir O.

  8. 1286:128/165·En'âm

    ويوم يحشرهم جميعا يا معشر الجن قد استكثرتم من الإنس ۖ وقال أولياؤهم من الإنس ربنا استمتع بعضنا ببعض وبلغنا أجلنا الذي أجلت لنا ۚ قال النار مثواكم خالدين فيها إلا ما شاء الله ۗ إن ربك حكيم عليم

    Onları topluca haşredeceği gün: "Ey cin topluluğu! İnsanlardan çoğunu kendinize bağladınız" der. Onların insanlardan velîleri: "Rabbimiz, bazımız bazımızdan yararlandı ve bizim için belirlediğin ecelimize ulaştık" derler. Der ki: "Ateş sizin barınağınızdır, Allah'ın dilediği hariç orada ebedî kalanlarsınız." Doğrusu Rabbin Hakîm'dir, Alîm'dir.

  9. 1296:129/165·En'âm

    وكذلك نولي بعض الظالمين بعضا بما كانوا يكسبون

    İşte böyle, kazanmakta oldukları yüzünden zalimlerin bir kısmını bir kısmına dost yaparız.

  10. 1306:130/165·En'âm

    يا معشر الجن والإنس ألم يأتكم رسل منكم يقصون عليكم آياتي وينذرونكم لقاء يومكم هذا ۚ قالوا شهدنا على أنفسنا ۖ وغرتهم الحياة الدنيا وشهدوا على أنفسهم أنهم كانوا كافرين

    Cin ve insan topluluğu! Size içinizden âyetlerimi anlatan ve bu gününüze kavuşacağınızla sizi uyaran elçiler gelmedi mi? "Kendi nefslerimize şahitlik ettik." dediler. Dünya hayatı onları aldattı ve kendi nefslerine karşı kâfir olduklarına şahitlik ettiler.

  11. 1316:131/165·En'âm

    ذلك أن لم يكن ربك مهلك القرى بظلم وأهلها غافلون

    İşte bu, Rabbin beldeleri halkı gafillerken zulümle helâk edici değildi diyedir.

  12. 1326:132/165·En'âm

    ولكل درجات مما عملوا ۚ وما ربك بغافل عما يعملون

    Her birine yaptıkları şeylerden dereceler vardır. Rabbin onların yapmakta olduklarından gafil değildir.

  13. 1336:133/165·En'âm

    وربك الغني ذو الرحمة ۚ إن يشأ يذهبكم ويستخلف من بعدكم ما يشاء كما أنشأكم من ذرية قوم آخرين

    Senin Rabbin Ğaniyy'dir, rahmet sahibidir. Eğer dilerse sizi giderir ve sizi, bir başka kavmin soyundan inşa ettiği gibi, sizden sonra dilediği şeye halef kılar.

  14. 1346:134/165·En'âm

    إن ما توعدون لآت ۖ وما أنتم بمعجزين

    Vaat olunduğunuz şey mutlaka gelecektir; siz âciz bırakacak değilsiniz.

  15. 1356:135/165·En'âm

    قل يا قوم اعملوا على مكانتكم إني عامل ۖ فسوف تعلمون من تكون له عاقبة الدار ۗ إنه لا يفلح الظالمون

    De ki: "Ey kavmim! Konumunuza uygun olarak yapın, ben de yapmaktayım. Yakında bileceksiniz: Yurdun akıbeti kimin olacak?" Zalimler kurtuluşa ermez.

  16. 1366:136/165·En'âm

    وجعلوا لله مما ذرأ من الحرث والأنعام نصيبا فقالوا هذا لله بزعمهم وهذا لشركائنا ۖ فما كان لشركائهم فلا يصل إلى الله ۖ وما كان لله فهو يصل إلى شركائهم ۗ ساء ما يحكمون

    Allah'ın yaratıp yaydığı ekin ve davardan O'na bir pay kıldılar, kendi zanlarınca "Bu Allah'ındır" dediler, "Bu da ortaklarımızındır." Ortaklarınınki Allah'a ulaşmaz, Allah'ınki ise ortaklarına ulaşır. Ne kötü hükmediyorlar!

  17. 1376:137/165·En'âm

    وكذلك زين لكثير من المشركين قتل أولادهم شركاؤهم ليردوهم وليلبسوا عليهم دينهم ۖ ولو شاء الله ما فعلوه ۖ فذرهم وما يفترون

    İşte o müşriklerden birçoğuna ortakları, çocuklarını öldürmeyi süslü gösterdi; onları helâk etmek için ve dinlerini üzerlerine karıştırmak için. Eğer Allah dileseydi yapmazlardı. Onları ve iftira ettikleri şeyi bırak.

  18. 1386:138/165·En'âm

    وقالوا هذه أنعام وحرث حجر لا يطعمها إلا من نشاء بزعمهم وأنعام حرمت ظهورها وأنعام لا يذكرون اسم الله عليها افتراء عليه ۚ سيجزيهم بما كانوا يفترون

    Dediler ki: "Bu davarlar ve ekinler yasaktır; bizim dilediğimiz kimselerden başkası onları tadamaz." Kendi zanlarınca... Sırtları haram kılınmış davarlar ve üzerine Allah'ın ismini anmadıkları davarlar da var. O'na iftira olarak. Yapmakta oldukları iftiraları sebebiyle karşılığını yakında onlara verecek.

  19. 1396:139/165·En'âm

    وقالوا ما في بطون هذه الأنعام خالصة لذكورنا ومحرم على أزواجنا ۖ وإن يكن ميتة فهم فيه شركاء ۚ سيجزيهم وصفهم ۚ إنه حكيم عليم

    Dediler ki: "Bu davarların karınlarındaki şey, erkeklerimize hâlistir; eşlerimize ise haram kılınmıştır." Eğer leş olursa, onda ortaktırlar. Allah, onlara nitelendirmelerinin karşılığını verecek. O, Hakîm'dir, Alîm'dir.

  20. 1406:140/165·En'âm

    قد خسر الذين قتلوا أولادهم سفها بغير علم وحرموا ما رزقهم الله افتراء على الله ۚ قد ضلوا وما كانوا مهتدين

    Çocuklarını akılsızca, bilgisizce öldürenler ve Allah'ın kendilerine verdiği rızkı, Allah'a iftira atarak haram kılanlar hüsrana uğradılar. Sapmışlardır ve doğru yolu bulanlardan olmadılar.

  1. 1416:141/165·En'âm

    ۞ وهو الذي أنشأ جنات معروشات وغير معروشات والنخل والزرع مختلفا أكله والزيتون والرمان متشابها وغير متشابه ۚ كلوا من ثمره إذا أثمر وآتوا حقه يوم حصاده ۖ ولا تسرفوا ۚ إنه لا يحب المسرفين

    O'dur ki, çardaklı ve çardaksız bahçeler inşa etti; hurma ağacını, ürünü muhtelif olan ekinleri, birbirine benzeyen ve benzemeyen zeytini, narı yarattı. Meyve verdiği zaman meyvesinden yiyin, hasat günü onun hakkını verin, israf etmeyin. O israf edenleri sevmez.

  2. 1426:142/165·En'âm

    ومن الأنعام حمولة وفرشا ۚ كلوا مما رزقكم الله ولا تتبعوا خطوات الشيطان ۚ إنه لكم عدو مبين

    Davardan da yük taşıyanı ve döşek olanı var. Allah'ın size rızık verdiği şeylerden yiyin, şeytanın adımlarına uymayın. O size apaçık düşmandır.

  3. 1436:143/165·En'âm

    ثمانية أزواج ۖ من الضأن اثنين ومن المعز اثنين ۗ قل آلذكرين حرم أم الأنثيين أما اشتملت عليه أرحام الأنثيين ۖ نبئوني بعلم إن كنتم صادقين

    Sekiz eş; koyundan iki ve keçiden iki. De ki: "İki erkeği mi haram kıldı, yoksa iki dişiyi mi, yoksa iki dişinin rahimlerinin içerdiğini mi? Eğer doğru sözlü iseniz, bana bilgiyle haber verin."

  4. 1446:144/165·En'âm

    ومن الإبل اثنين ومن البقر اثنين ۗ قل آلذكرين حرم أم الأنثيين أما اشتملت عليه أرحام الأنثيين ۖ أم كنتم شهداء إذ وصاكم الله بهذا ۚ فمن أظلم ممن افترى على الله كذبا ليضل الناس بغير علم ۗ إن الله لا يهدي القوم الظالمين

    Deveden de iki, sığırdan da iki. De ki: "İki erkeği mi haram kıldı, yoksa iki dişiyi mi, yoksa iki dişinin rahimlerinin içerdiğini mi? Yoksa Allah size bunu tavsiye ettiğinde şahitler miydiniz?" Kim, insanları bilgisizce saptırmak için Allah'a karşı yalan uydurandan daha zalimdir? Allah, zalimler kavmine yol göstermez.

  5. 1456:145/165·En'âm

    قل لا أجد في ما أوحي إلي محرما على طاعم يطعمه إلا أن يكون ميتة أو دما مسفوحا أو لحم خنزير فإنه رجس أو فسقا أهل لغير الله به ۚ فمن اضطر غير باغ ولا عاد فإن ربك غفور رحيم

    De ki: "Bana vahyolunanda, yiyecek bir kimseye yediği şey üzerine haram kılınmış bulmuyorum; ancak leş veya akıtılmış kan veya domuz eti ki o bir ricstir ya da Allah'tan başkası adına kesilerek bir fısk olarak boğazlanmış olursa başka." Kim mecbur kalır da saldırgan ve haddi aşan olmazsa, Rabbin Gafûr'dur, Rahîm'dir.

  6. 1466:146/165·En'âm

    وعلى الذين هادوا حرمنا كل ذي ظفر ۖ ومن البقر والغنم حرمنا عليهم شحومهما إلا ما حملت ظهورهما أو الحوايا أو ما اختلط بعظم ۚ ذلك جزيناهم ببغيهم ۖ وإنا لصادقون

    Yahudi olanlara da her tırnak sahibini haram kıldık. İnekten ve koyundan da iç yağlarını onlara haram kıldık; ancak sırtlarının taşıdığı veya bağırsakların taşıdığı ya da kemiğe karışan şey hariç. İşte bunu azgınlıkları ile onlara karşılık verdik. Biz doğru sözlüyüz.

  7. 1476:147/165·En'âm

    فإن كذبوك فقل ربكم ذو رحمة واسعة ولا يرد بأسه عن القوم المجرمين

    Eğer seni yalanlarlarsa de ki: "Rabbiniz geniş rahmet sahibidir ve O'nun şiddeti suçlu kavimden döndürülmez."

  8. 1486:148/165·En'âm

    سيقول الذين أشركوا لو شاء الله ما أشركنا ولا آباؤنا ولا حرمنا من شيء ۚ كذلك كذب الذين من قبلهم حتى ذاقوا بأسنا ۗ قل هل عندكم من علم فتخرجوه لنا ۖ إن تتبعون إلا الظن وإن أنتم إلا تخرصون

    Ortak koşanlar diyecekler ki: "Allah dileseydi şirk koşmazdık, babalarımız da şirk koşmazdı ve hiçbir şeyi haram kılmazdık." İşte böyle, onlardan öncekiler de şiddetimizi tadana kadar yalanladılar. De ki: "Katınızda bir bilgi var mı? Onu bize çıkarın. Siz ancak zanna uyuyorsunuz ve siz ancak atıp tutuyorsunuz."

  9. 1496:149/165·En'âm

    قل فلله الحجة البالغة ۖ فلو شاء لهداكم أجمعين

    De ki: "En üstün delil Allah'ındır. Eğer dileseydi, hepinize yol gösterirdi."

  10. 1506:150/165·En'âm

    قل هلم شهداءكم الذين يشهدون أن الله حرم هذا ۖ فإن شهدوا فلا تشهد معهم ۚ ولا تتبع أهواء الذين كذبوا بآياتنا والذين لا يؤمنون بالآخرة وهم بربهم يعدلون

    De ki: "Haydi getirin, Allah'ın bunu haram kıldığına şahitlik eden şahitlerinizi." Eğer şahitlik ederlerse sen onlarla birlikte şahitlik etme. Âyetlerimizi yalanlayanların, Âhir'e iman etmeyenlerin ve Rablerine denk tutanların heveslerine uyma.

  11. 1516:151/165·En'âm

    ۞ قل تعالوا أتل ما حرم ربكم عليكم ۖ ألا تشركوا به شيئا ۖ وبالوالدين إحسانا ۖ ولا تقتلوا أولادكم من إملاق ۖ نحن نرزقكم وإياهم ۖ ولا تقربوا الفواحش ما ظهر منها وما بطن ۖ ولا تقتلوا النفس التي حرم الله إلا بالحق ۚ ذلكم وصاكم به لعلكم تعقلون

    De ki: "Gelin, Rabbinizin size neleri haram kıldığını okuyayım: O'na hiçbir şeyi şirk koşmayın; ana babaya ihsân edin; yoksulluk korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin, sizi de onları da rızıklandıran biziz; hayasızlıkların açığına da gizlisine de yaklaşmayın; Allah'ın haram kıldığı cana hak ile olmadıkça kıymayın. İşte bunlar, akledesiniz diye Allah'ın size tavsiye ettiği şeylerdir."

  12. 1526:152/165·En'âm

    ولا تقربوا مال اليتيم إلا بالتي هي أحسن حتى يبلغ أشده ۖ وأوفوا الكيل والميزان بالقسط ۖ لا نكلف نفسا إلا وسعها ۖ وإذا قلتم فاعدلوا ولو كان ذا قربى ۖ وبعهد الله أوفوا ۚ ذلكم وصاكم به لعلكم تذكرون

    Yetimin malına yaklaşmayın, rüşdüne erişinceye kadar en güzel olanı hariç. Ölçüyü ve tartıyı adaletle tam yerine getirin. Hiçbir nefse gücünün yettiğinden fazlasını yüklemeyiz. Söylediğiniz zaman, yakınınız da olsa adil olun. Allah'a verdiğiniz sözü tam yerine getirin. İşte düşünüp öğüt alasınız diye O size bunu tavsiye etti.

  13. 1536:153/165·En'âm

    وأن هذا صراطي مستقيما فاتبعوه ۖ ولا تتبعوا السبل فتفرق بكم عن سبيله ۚ ذلكم وصاكم به لعلكم تتقون

    Bu, dosdoğru sırâtımdır; ona uyun. Başka yollara uymayın ki, sizi O'nun yolundan ayırmasın. İşte bununla tavsiye etti size; umulur ki sakınırsınız.

  14. 1546:154/165·En'âm

    ثم آتينا موسى الكتاب تماما على الذي أحسن وتفصيلا لكل شيء وهدى ورحمة لعلهم بلقاء ربهم يؤمنون

    Sonra Mûsâ'ya kitabı verdik; ihsân edene karşılık olarak tamamlanmış, her şeyin ayrıntılı açıklaması, hidayet ve rahmet olarak. Umulur ki Rablerine kavuşmaya iman ederler.

  15. 1556:155/165·En'âm

    وهذا كتاب أنزلناه مبارك فاتبعوه واتقوا لعلكم ترحمون

    Bu, indirdiğimiz mübarek Kitap'tır. O'na uyun ve sakının ki rahmete eresiniz.

  16. 1566:156/165·En'âm

    أن تقولوا إنما أنزل الكتاب على طائفتين من قبلنا وإن كنا عن دراستهم لغافلين

    Kitap yalnızca bizden önceki iki topluluğa indirildi, biz ise onların okumalarından habersizdik demeyesiniz.

  17. 1576:157/165·En'âm

    أو تقولوا لو أنا أنزل علينا الكتاب لكنا أهدى منهم ۚ فقد جاءكم بينة من ربكم وهدى ورحمة ۚ فمن أظلم ممن كذب بآيات الله وصدف عنها ۗ سنجزي الذين يصدفون عن آياتنا سوء العذاب بما كانوا يصدفون

    Veya "Eğer üzerimize kitap indirilseydi onlardan daha doğru yolda olurduk." demeyesiniz diye. İşte Rabbinizden bir beyyine, hidayet ve rahmet geldi. Allah'ın âyetlerini yalanlayıp onlardan yüz çevirenden daha zalim kim olabilir? Âyetlerimizden yüz çevirenleri, yüz çevirmekte oldukları şey sebebiyle azabın kötüsüyle cezalandıracağız.

  18. 1586:158/165·En'âm

    هل ينظرون إلا أن تأتيهم الملائكة أو يأتي ربك أو يأتي بعض آيات ربك ۗ يوم يأتي بعض آيات ربك لا ينفع نفسا إيمانها لم تكن آمنت من قبل أو كسبت في إيمانها خيرا ۗ قل انتظروا إنا منتظرون

    Onlar, ancak meleklerin kendilerine gelmesini, ya da Rabbinin gelmesini, ya da Rabbinin âyetlerinden bazısının gelmesini mi bekliyorlar? Rabbinin âyetlerinden bazısının geldiği gün, daha önce iman etmemiş, ya da imanında bir hayır kazanmamış bir nefse imanı fayda vermez. De ki: "Bekleyin, biz de bekleyenleriz."

  19. 1596:159/165·En'âm

    إن الذين فرقوا دينهم وكانوا شيعا لست منهم في شيء ۚ إنما أمرهم إلى الله ثم ينبئهم بما كانوا يفعلون

    Dinlerini ayırıp grup grup olanlara gelince, sen onlardan bir şey değilsin. Onların işi Allah'adır. Sonra onlara yapmakta oldukları şeyi haber verir.

  20. 1606:160/165·En'âm

    من جاء بالحسنة فله عشر أمثالها ۖ ومن جاء بالسيئة فلا يجزى إلا مثلها وهم لا يظلمون

    Kim iyilik getirirse, ona onun on meseli vardır. Kim de kötülük getirirse, ancak onun benzeriyle karşılık görür ve onlar zulme uğramazlar.

  1. 1616:161/165·En'âm

    قل إنني هداني ربي إلى صراط مستقيم دينا قيما ملة إبراهيم حنيفا ۚ وما كان من المشركين

    De ki: "Rabbim beni dosdoğru sırâta, dimdik duran bir dine, hanîf olarak İbrâhîm'in milletine iletti." O, müşriklerden olmadı.

  2. 1626:162/165·En'âm

    قل إن صلاتي ونسكي ومحياي ومماتي لله رب العالمين

    De ki: "Benim salâtım, kurbanım, hayatım ve ölümüm, âlemlerin Rabbi Allah içindir."

  3. 1636:163/165·En'âm

    لا شريك له ۖ وبذلك أمرت وأنا أول المسلمين

    O'nun ortağı yoktur. İşte bununla emrolundum ve ben teslim olanların evveliyim.

  4. 1646:164/165·En'âm

    قل أغير الله أبغي ربا وهو رب كل شيء ۚ ولا تكسب كل نفس إلا عليها ۚ ولا تزر وازرة وزر أخرى ۚ ثم إلى ربكم مرجعكم فينبئكم بما كنتم فيه تختلفون

    De ki: "Allah'tan başkasını mı Rab arayayım? O her şeyin Rabbidir. Her nefsin kazandığı ancak kendi üzerinedir. Hiçbir yüklenen, başkasının yükünü yüklenmez. Sonra dönüşünüz Rabbinizedir. O, ayrılığa düştüğünüz şeyleri size haber verir."

  5. 1656:165/165·En'âm

    وهو الذي جعلكم خلائف الأرض ورفع بعضكم فوق بعض درجات ليبلوكم في ما آتاكم ۗ إن ربك سريع العقاب وإنه لغفور رحيم

    O'dur ki sizi yerin halifeleri kıldı ve verdiği şeyde sizi sınamak için bazınızı bazınızın üstünde derecelerle yükseltti. Rabbinin cezası hızlıdır ve O Gafûr'dur, Rahîm'dir.