إنا كل شيء خلقناه بقدر
“Biz her şeyi bir ölçüyle yarattık.”
وَأَقِيمُوا الْوَزْنَ بِالْقِسْطِ
Kitâb'la indirilen ölçü. Kâinat ve zaman sayıları, Allâh'ın yemin ettiği değerli şeyler, mukaddes mekânlar, kitaplar, seçilmiş peygamberler ve insanın ölçüsü. Hepsi Kur'ân-ı Kerîm âyetlerinden bire bir.
بَيَانَاتُ التَّقْدِيرِ
Allâh'ın bizzat "her şeyi bir ölçü ile yarattım" dediği temel âyetler. Mîzân kavramının kalbinde bu beyanlar vardır.
إنا كل شيء خلقناه بقدر
“Biz her şeyi bir ölçüyle yarattık.”
الذي له ملك السماوات والأرض ولم يتخذ ولدا ولم يكن له شريك في الملك وخلق كل شيء فقدره تقديرا
“Göklerin ve yerin mülkü kendisinin olandır. Çocuk edinmedi, mülkte ortağı da olmadı. Her şeyi yarattı, onu tastamam bir takdirle takdir etti.”
وإن من شيء إلا عندنا خزائنه وما ننزله إلا بقدر معلوم
“Her şeyin hazineleri katımızdadır; onu ancak bilinen bir ölçüyle indiririz.”
وأنزلنا من السماء ماء بقدر فأسكناه في الأرض ۖ وإنا على ذهاب به لقادرون
“Gökten bir ölçüyle su indirdik de onu yerde yerleştirdik; onu gidermeye de kâdiriz.”
ويرزقه من حيث لا يحتسب ۚ ومن يتوكل على الله فهو حسبه ۚ إن الله بالغ أمره ۚ قد جعل الله لكل شيء قدرا
“Ona hiç hesaba katmadığı yerden rızık verir. Kim Allah'a tevekkül ederse, O ona yeter. Allah, işini başarandır. Allah her şeye bir ölçü kılmıştır.”
لقد أرسلنا رسلنا بالبينات وأنزلنا معهم الكتاب والميزان ليقوم الناس بالقسط ۖ وأنزلنا الحديد فيه بأس شديد ومنافع للناس وليعلم الله من ينصره ورسله بالغيب ۚ إن الله قوي عزيز
“Andolsun ki elçilerimizi beyyinelerle gönderdik, onlarla kitabı ve mîzânı da indirdik ki insanlar adaletle kalksın. Kendisinde şiddetli bir güç ve insanlar için yararlar bulunan demiri de indirdik. Allah, kimin kendisine ve elçilerine gaybda yardım ettiğini bilsin diye. Allah Kaviyy'dir, Azîz'dir.”
الله الذي أنزل الكتاب بالحق والميزان ۗ وما يدريك لعل الساعة قريب
“Allah, kitabı ve mîzânı Hakk ile indirendir. Ne bildirir ki sana, belki de saat yakındır.”
والسماء رفعها ووضع الميزان ألا تطغوا في الميزان وأقيموا الوزن بالقسط ولا تخسروا الميزان
“Gök, onu yükseltti ve mîzânı koydu. Mîzânda azmamanız için. Tartıyı adaletle dosdoğru kılın, mîzânı hüsrana uğratmayın.”
مَوَازِينُ الْكَوْنِ
Yedi sema, yedi yer, on iki ay, altı gün, melek kanatları, semânın iki günde tamamlanması.
هو الذي خلق لكم ما في الأرض جميعا ثم استوى إلى السماء فسواهن سبع سماوات ۚ وهو بكل شيء عليم
“O ki, yerde olan şeyleri hepsi sizin için yarattı, sonra göğe istiva etti, onları yedi gök şekillendirdi ve o her şey Alîm'dir.”
الذي خلق سبع سماوات طباقا ۖ ما ترى في خلق الرحمن من تفاوت ۖ فارجع البصر هل ترى من فطور
“O ki, yedi göğü tabaka tabaka yarattı. Rahmân'ın yaratmasında bir uyumsuzluk görmezsin. Haydi, gözünü çevir de tekrar bak; hiçbir çatlak görüyor musun?”
الله الذي خلق سبع سماوات ومن الأرض مثلهن يتنزل الأمر بينهن لتعلموا أن الله على كل شيء قدير وأن الله قد أحاط بكل شيء علما
“Allah, yedi göğü ve yerden de onların benzerini yaratandır. İş, onların arasında inmektedir; Allah'ın her şey üzerine Kadîr olduğunu ve Allah'ın her şeyi bilgiyle kuşattığını bilesiniz diye.”
وهو الذي خلق السماوات والأرض في ستة أيام وكان عرشه على الماء ليبلوكم أيكم أحسن عملا ۗ ولئن قلت إنكم مبعوثون من بعد الموت ليقولن الذين كفروا إن هذا إلا سحر مبين
“O, gökleri ve yeri altı günde yaratandır. Arşı su üzerinde idi, hanginiz daha güzel amel işliyor diye sizi sınamak için. Eğer sen, "Ölümden sonra diriltileceksiniz" desen, küfredenler, "Bu apaçık bir sihirden başkası değil" derler.”
۞ قل أئنكم لتكفرون بالذي خلق الأرض في يومين وتجعلون له أندادا ۚ ذلك رب العالمين وجعل فيها رواسي من فوقها وبارك فيها وقدر فيها أقواتها في أربعة أيام سواء للسائلين ثم استوى إلى السماء وهي دخان فقال لها وللأرض ائتيا طوعا أو كرها قالتا أتينا طائعين فقضاهن سبع سماوات في يومين وأوحى في كل سماء أمرها ۚ وزينا السماء الدنيا بمصابيح وحفظا ۚ ذلك تقدير العزيز العليم
“De ki: "Siz yeri iki günde yaratanı küfreder de O'na eşler mi kılarsınız? İşte O, âlemlerin Rabbidir." Orada, üstünden sabitler kıldı, orada bereketli kıldı ve orada azıklarını dört günde takdir etti; soranlar için eşit olarak. Sonra duman halindeki göğe yöneldi. Ona ve yere: 'İsteyerek ya da istemeyerek gelin' dedi. İkisi de: 'İsteyerek geldik' dediler. Böylece onları iki günde yedi gök olarak takdir edip her göğe kendi işini vahyetti. Dünya göğünü kandillerle süsledik ve koruduk. İşte bu, Azîz ve Alîm'in takdiridir.”
إن عدة الشهور عند الله اثنا عشر شهرا في كتاب الله يوم خلق السماوات والأرض منها أربعة حرم ۚ ذلك الدين القيم ۚ فلا تظلموا فيهن أنفسكم ۚ وقاتلوا المشركين كافة كما يقاتلونكم كافة ۚ واعلموا أن الله مع المتقين
“Allah katında ayların sayısı, gökleri ve yeri yarattığı gün Allah'ın kitabında on iki aydır. Onlardan dördü haram aylardır. İşte dosdoğru din budur. Artık o aylarda nefislerinize zulmetmeyin. Müşrikler sizinle topluca savaştıkları gibi siz de onlarla topluca savaşın. Bilin ki Allah, takva sahipleriyle beraberdir.”
عليها تسعة عشر
“Üzerinde on dokuz vardır.”
الحمد لله فاطر السماوات والأرض جاعل الملائكة رسلا أولي أجنحة مثنى وثلاث ورباع ۚ يزيد في الخلق ما يشاء ۚ إن الله على كل شيء قدير
“Hamd, gökleri ve yeri yoktan yaratan, melekleri ikişer, üçer, dörder kanat sahibi elçiler kılan Allah'adır. Yaratmada dilediği şeyi artırır. Allah her şeye Kadîr'dir.”
والملك على أرجائها ۚ ويحمل عرش ربك فوقهم يومئذ ثمانية
“Melekler onun kenarları üzerinedir; Rabbinin arşını o gün üstlerinde sekiz tanesi taşır.”
تسبح له السماوات السبع والأرض ومن فيهن ۚ وإن من شيء إلا يسبح بحمده ولكن لا تفقهون تسبيحهم ۗ إنه كان حليما غفورا
“Yedi gök, yer ve onların içinde olanlar O'nu tesbih eder. Hiçbir şey yoktur ki O'nu hamd ile tesbih etmesin, fakat siz onların tesbihini kavramazsınız. O, Halîm'dir, Gafûr'dur.”
لها سبعة أبواب لكل باب منهم جزء مقسوم
“Onun yedi kapısı vardır. Her kapı için onlardan ayrılmış bir parça bulunur.”
ومن كل شيء خلقنا زوجين لعلكم تذكرون
“Her şeyden iki eş yarattık; umulur ki düşünüp öğüt alırsınız.”
إذ يتلقى المتلقيان عن اليمين وعن الشمال قعيد
“Hani iki kaydedici melek, sağdan ve soldan oturarak almakta.”
خلقكم من نفس واحدة ثم جعل منها زوجها وأنزل لكم من الأنعام ثمانية أزواج ۚ يخلقكم في بطون أمهاتكم خلقا من بعد خلق في ظلمات ثلاث ۚ ذلكم الله ربكم له الملك ۖ لا إله إلا هو ۖ فأنى تصرفون
“Sizi bir tek nefisten yarattı, sonra ondan eşini var etti. Sizin için en'âmdan sekiz çift indirdi. Sizi annelerinizin karınlarında, üç karanlık içinde, bir yaratılıştan sonra bir yaratılışa geçirerek yaratmaktadır. İşte Rabbiniz Allah budur. Mülk O'nundur. O'ndan başka ilah yoktur. Öyleyse nasıl çevriliyorsunuz?”
ثمانية أزواج ۖ من الضأن اثنين ومن المعز اثنين ۗ قل آلذكرين حرم أم الأنثيين أما اشتملت عليه أرحام الأنثيين ۖ نبئوني بعلم إن كنتم صادقين
“Sekiz eş; koyundan iki ve keçiden iki. De ki: "İki erkeği mi haram kıldı, yoksa iki dişiyi mi, yoksa iki dişinin rahimlerinin içerdiğini mi? Eğer doğru sözlü iseniz, bana bilgiyle haber verin."”
قل من رب السماوات السبع ورب العرش العظيم
“De ki: "Yedi göğün Rabbi ve Azîm Arş'ın Rabbi kim?"”
مَوَازِينُ الزَّمَانِ
Kadir gecesi, bin senelik gün, elli bin yıl, melek yardımı, kıssalardaki yıl sayıları.
ليلة القدر خير من ألف شهر
“Kadr gecesi bin aydan hayırlıdır.”
تعرج الملائكة والروح إليه في يوم كان مقداره خمسين ألف سنة
“Melekler ve Rûh, ölçüsü elli bin yıl olan bir günde O'na yükselir.”
إذ تستغيثون ربكم فاستجاب لكم أني ممدكم بألف من الملائكة مردفين
“Hani Rabbinizden yardım istiyordunuz; O da, "Size, birbiri ardınca gelen bin melekle yardım edeceğim." diye icabet etti.”
ولبثوا في كهفهم ثلاث مائة سنين وازدادوا تسعا
“Mağaralarında üç yüz yıl kaldılar ve dokuz daha arttı.”
ولقد أرسلنا نوحا إلى قومه فلبث فيهم ألف سنة إلا خمسين عاما فأخذهم الطوفان وهم ظالمون
“Andolsun ki Nûh'u kavmine gönderdik; içlerinde elli yıl eksik bin sene kaldı. Sonunda tufan onları yakaladı, onlar zalimler olarak.”
۞ وواعدنا موسى ثلاثين ليلة وأتممناها بعشر فتم ميقات ربه أربعين ليلة ۚ وقال موسى لأخيه هارون اخلفني في قومي وأصلح ولا تتبع سبيل المفسدين
“Mûsâ'ya otuz gece sözleştik, onu bir onla tamamladık; böylece Rabbinin belirlenmiş vakti kırk geceye tamamlandı. Mûsâ, kardeşi Hârûn'a dedi ki: "Kavmimde yerime geç, ıslah et ve bozguncuların yoluna uyma."”
سخرها عليهم سبع ليال وثمانية أيام حسوما فترى القوم فيها صرعى كأنهم أعجاز نخل خاوية
“Onu üzerlerine yedi gece, sekiz gün kesintisiz boyun eğdirdi. Kavmi onda yere serilmiş görürsün; sanki onlar çökmüş hurma ağacı kütükleridir.”
ووصينا الإنسان بوالديه إحسانا ۖ حملته أمه كرها ووضعته كرها ۖ وحمله وفصاله ثلاثون شهرا ۚ حتى إذا بلغ أشده وبلغ أربعين سنة قال رب أوزعني أن أشكر نعمتك التي أنعمت علي وعلى والدي وأن أعمل صالحا ترضاه وأصلح لي في ذريتي ۖ إني تبت إليك وإني من المسلمين
“Biz insana, ana babasına ihsân ile davranmasını tavsiye ettik. Annesi onu zorlukla taşıdı ve zorlukla doğurdu. Onun taşınması ve sütten kesilmesi otuz aydır. Nihayet o, en güçlü çağına ulaşıp kırk yıla eriştiğinde şöyle dedi: 'Rabbim! Bana ve ana babama verdiğin nimetine şükretmemi, razı olacağın salih bir amel işlememi bana ilham et. Soyum içinde de benim için salahı gerçekleştir. Doğrusu ben sana tövbe ettim ve ben Müslümanlardanım.'”
إنا أنزلناه في ليلة مباركة ۚ إنا كنا منذرين
“Biz onu mübarek bir gecede indirdik. Biz uyarıcılarız.”
يدبر الأمر من السماء إلى الأرض ثم يعرج إليه في يوم كان مقداره ألف سنة مما تعدون
“İşi gökten yere çekip çevirir, sonra sizin saymakta olduğunuz miktarı bin yıl olan bir günde O'na yükselir.”
ويستعجلونك بالعذاب ولن يخلف الله وعده ۚ وإن يوما عند ربك كألف سنة مما تعدون
“Azap ile acele istiyorlar senden. Allah vaadinden asla dönmeyecektir. Rabbinin katında bir gün, sizin saydığınızdan bin yıl gibidir.”
إذ تقول للمؤمنين ألن يكفيكم أن يمدكم ربكم بثلاثة آلاف من الملائكة منزلين
“Hani sen müminlere diyorsun ki: "Rabbinizin sizi üç bin indirilmiş melekle desteklemesi size yetmez mi?"”
بلى ۚ إن تصبروا وتتقوا ويأتوكم من فورهم هذا يمددكم ربكم بخمسة آلاف من الملائكة مسومين
“Evet! Eğer sabreder ve sakınırsanız, onlar da hemen şu anda üzerinize gelseler bile, Rabbiniz size nişanlı beş bin melekle yardım eder.”
يا أيها النبي حرض المؤمنين على القتال ۚ إن يكن منكم عشرون صابرون يغلبوا مائتين ۚ وإن يكن منكم مائة يغلبوا ألفا من الذين كفروا بأنهم قوم لا يفقهون
“Ey peygamber! Müminleri savaşa teşvik et. Eğer sizden sabreden yirmi kişi olursa iki yüzü yenerler. Eğer sizden yüz kişi olursa küfredenlerden bini yenerler, çünkü onlar kavramayan bir kavimdir.”
الآن خفف الله عنكم وعلم أن فيكم ضعفا ۚ فإن يكن منكم مائة صابرة يغلبوا مائتين ۚ وإن يكن منكم ألف يغلبوا ألفين بإذن الله ۗ والله مع الصابرين
“Şimdi Allah yükünüzü hafifletti ve bildi ki sizde zayıflık var. Eğer sizden sabreden yüz kişi olursa iki yüzü yener. Eğer sizden bin kişi olursa Allah'ın izniyle iki bini yener. Allah sabredenlerle beraberdir.”
وإذ واعدنا موسى أربعين ليلة ثم اتخذتم العجل من بعده وأنتم ظالمون
“Hani Mûsâ ile kırk gece sözleşmiştik, sonra siz, ondan sonra buzağıyı edindiniz ve siz zalimlerdiniz.”
قال فإنها محرمة عليهم ۛ أربعين سنة ۛ يتيهون في الأرض ۚ فلا تأس على القوم الفاسقين
“Dedi ki: "Orası onlara kırk yıl haram kılınmıştır; yerde şaşkın şaşkın dolaşacaklar. Artık fâsık kavme üzülme."”
وليال عشر
“On geceye!”
في بضع سنين ۗ لله الأمر من قبل ومن بعد ۚ ويومئذ يفرح المؤمنون
“Birkaç yıl içinde; öncesinde de sonrasında da iş Allah'ındır; o gün müminler sevinecektir.”
ولسليمان الريح غدوها شهر ورواحها شهر ۖ وأسلنا له عين القطر ۖ ومن الجن من يعمل بين يديه بإذن ربه ۖ ومن يزغ منهم عن أمرنا نذقه من عذاب السعير
“Süleymân için rüzgâr: sabahı bir ay, akşam dönüşü bir ay. Ona erimiş bakır gözesini akıttık. Cinlerden kimi Rabbinin izniyle iki eli arasında iş yapar. Onlardan kim işimizden saparsa ona sa'îr azabından tattırırız.”
فكان قاب قوسين أو أدنى
“İki yay mesafesi kadar, hatta daha da yakın oldu.”
ألم تر أن الله يعلم ما في السماوات وما في الأرض ۖ ما يكون من نجوى ثلاثة إلا هو رابعهم ولا خمسة إلا هو سادسهم ولا أدنى من ذلك ولا أكثر إلا هو معهم أين ما كانوا ۖ ثم ينبئهم بما عملوا يوم القيامة ۚ إن الله بكل شيء عليم
“Görmedin mi ki Allah göklerde olanı da yerde olanı da bilir? Üç kişinin gizli konuşması olmaz ki O dördüncüleri olmasın; beş kişinin de olmaz ki O altıncıları olmasın. Bundan daha azı da, daha çoğu da nerede olsalar O onlarla beraber olmaksızın olmaz. Sonra kıyamet günü, yaptıklarını onlara haber verir. Doğrusu Allah her şeyin Alîm'idir.”
أو كالذي مر على قرية وهي خاوية على عروشها قال أنى يحيي هذه الله بعد موتها ۖ فأماته الله مائة عام ثم بعثه ۖ قال كم لبثت ۖ قال لبثت يوما أو بعض يوم ۖ قال بل لبثت مائة عام فانظر إلى طعامك وشرابك لم يتسنه ۖ وانظر إلى حمارك ولنجعلك آية للناس ۖ وانظر إلى العظام كيف ننشزها ثم نكسوها لحما ۚ فلما تبين له قال أعلم أن الله على كل شيء قدير
“Veya çatıları üzerine çökmüş bir beldeye uğrayan kişi gibi. 'Allah burayı ölümünden sonra nasıl diriltir?' dedi. Bunun üzerine Allah onu yüz yıl öldürdü, sonra diriltti. 'Ne kadar kaldın?' dedi. 'Bir gün veya bir günün bir kısmı kadar kaldım' dedi. 'Hayır, yüz yıl kaldın. Yemeğine ve içeceğine bak, bozulmamış. Eşeğine de bak. Seni insanlara bir âyet kılalım diye. Kemiklere bak, onları nasıl bir araya getiriyoruz, sonra onlara et giydiriyoruz.' Ona belli olunca, 'Allah'ın her şeye Kadîr olduğunu biliyorum' dedi.”
قال رب اجعل لي آية ۖ قال آيتك ألا تكلم الناس ثلاثة أيام إلا رمزا ۗ واذكر ربك كثيرا وسبح بالعشي والإبكار
“Dedi: Rabbim, bana bir âyet kıl. Dedi: senin âyet, üç gün insanlarla ancak işaretle konuşmamaktır. Rabbini çok an, akşam ve sabah tesbih et.”
قال رب اجعل لي آية ۚ قال آيتك ألا تكلم الناس ثلاث ليال سويا
“Dedi: "Rabbim, bana bir âyet kıl." Dedi: "Âyetin, sapasağlam olduğun halde üç gece insanlarla konuşamamandır."”
فعقروها فقال تمتعوا في داركم ثلاثة أيام ۖ ذلك وعد غير مكذوب
“Onu boğazladılar. Dedi: "Yurdunuzda üç gün yararlanın. İşte o, yalanlanmış olmayan bir vaattir."”
قال إني أريد أن أنكحك إحدى ابنتي هاتين على أن تأجرني ثماني حجج ۖ فإن أتممت عشرا فمن عندك ۖ وما أريد أن أشق عليك ۚ ستجدني إن شاء الله من الصالحين
“Dedi: "Ben bu iki kızımdan birini, sekiz yıl bana ücretle çalışman üzere sana nikâhlamak dilerim. Eğer onu tamamlarsan, o senden katındandır. Ben sana zorluk çıkarmak dilemem. Allah dilerse beni salihlerden bulacaksın."”
الْأَقْسَامُ الْقُرْآنِيَّةُ
Allâh'ın Kur'ân'da üzerine yemin ettiği şeyler. Asr, Şems, Tîn, Tûr, Burûc ve daha fazlası.
والعصر
“Asr'a yemin olsun!”
والتين والزيتون وطور سينين وهذا البلد الأمين
“Tîn'e ve zeytûna yemin olsun! Sînîn Tûr'u! Bu güvenilir beldeye.”
والشمس وضحاها والقمر إذا تلاها والنهار إذا جلاها والليل إذا يغشاها والسماء وما بناها والأرض وما طحاها ونفس وما سواها
“Güneş'e ve kuşluk vaktine! Onu izlediği zaman Ay'a, Gündüz onu açığa çıkardığında. Onu kapladığı zaman geceye! Göğe ve onu bina edene! Yere ve onu yayıp döşeyene. Nefse ve onu düzenleyene,.”
والنجم إذا هوى
“Yıldıza, battığı zaman!”
والطور وكتاب مسطور في رق منشور والبيت المعمور والسقف المرفوع والبحر المسجور
“Tûr'a yemin olsun! Satır satır yazılı kitaba. Yayılmış ince deri üzerine yazılmış kitaba. Mâmur eve! Yükseltilmiş tavana. Tutuşturulmuş denize!”
والفجر وليال عشر والشفع والوتر والليل إذا يسر
“Fecr'e! On geceye! Çifte ve teke! Yola koyulduğu zaman geceye.”
والضحى والليل إذا سجى
“Kuşluk vaktine yemin olsun! Sükûna erdiği zaman geceye!”
والسماء ذات البروج واليوم الموعود وشاهد ومشهود
“Burç sahibi göğe yemin olsun! Vaad edilen güne! Şahide ve şahit olunana.”
والذاريات ذروا فالحاملات وقرا فالجاريات يسرا فالمقسمات أمرا
“Savuranlara yemin olsun, savurmalarıyla. Derken ağır yük taşıyanlara, Derken kolaylıkla akıp gidenlere, Bir işi bölüştürenlere ki,”
والمرسلات عرفا فالعاصفات عصفا والناشرات نشرا فالفارقات فرقا فالملقيات ذكرا عذرا أو نذرا
“Birbiri ardınca gönderilenlere! Ardından şiddetle koparıp savuranlara, Yaydıkça yayanlara yemin olsun! Ayırdıkça ayıranlara! Zikri ulaştıranlara. Özür olarak veya uyarı olarak.”
والنازعات غرقا والناشطات نشطا والسابحات سبحا فالسابقات سبقا فالمدبرات أمرا
“Şiddetle söküp çıkaranlar! Yumuşakça çekip alanlara! Yüzüp gidenlere, bir yüzüşle. Öne geçip yarışanlara! İşi düzenleyenler de.”
والعاديات ضبحا فالموريات قدحا فالمغيرات صبحا فأثرن به نقعا فوسطن به جمعا
“Yemin olsun soluyarak koşanlara, Çakarak kıvılcım saçanlara. Sabahleyin baskın yapanlara. Onunla tozu kaldırıp savurdular. Derken onunla bir topluluğun ortasına dalanlara ki,”
لا أقسم بهذا البلد وأنت حل بهذا البلد ووالد وما ولد
“Hayır, yemin ederim bu beldeye. Sen bu beldede konaklamaktasın. Doğurana ve doğurduğuna da yemin olsun ki,”
والليل إذا يغشى والنهار إذا تجلى وما خلق الذكر والأنثى
“Kapladığı zaman geceye yemin olsun! Gündüze, tecelli ettiği zamana! Erkeği ve dişiyi yaratana and olsun,”
لا أقسم بيوم القيامة ولا أقسم بالنفس اللوامة
“Hayır, kıyamet gününe yemin ederim. Yok, yemin ederim o kınayıp duran nefse.”
۞ فلا أقسم بمواقع النجوم وإنه لقسم لو تعلمون عظيم
“Hayır, yıldızların konumlarına yemin ederim. Eğer bilirseniz, bu büyük bir yemindir.”
والقرآن الحكيم
“Hakîm Kur'ân'a yemin olsun!”
ص ۚ والقرآن ذي الذكر
“Sâd. Zikr sahibi Kur'ân'a yemin olsun.”
ق ۚ والقرآن المجيد
“Kâf. Şanlı Kur'ân'a yemin olsun.”
فلا أقسم بما تبصرون وما لا تبصرون إنه لقول رسول كريم
“Hayır, sandığınız gibi değil! Yemin ederim gördüklerinize, Görmediğiniz şeyleri de. O, kerîm bir elçinin sözüdür.”
فلا أقسم بالشفق والليل وما وسق والقمر إذا اتسق لتركبن طبقا عن طبق
“Hayır, sandığınız gibi değil! Yemin ederim o şafağa, Geceye ve topladığı şeye yemin olsun. Ay da, dolunay olduğu zaman. Siz tabakadan tabakaya bineceksiniz.”
كلا والقمر والليل إذ أدبر والصبح إذا أسفر
“Hayır! Andolsun Ay'a, Dönüp gittiği an geceye! Ağardığı zamanki sabaha!”
والصافات صفا فالزاجرات زجرا فالتاليات ذكرا
“Yemin olsun saf saf dizilenlere, O haykırarak sürüp götürenlere, Zikr'i okuyanlara!”
والسماء والطارق
“Göğe ve Târık'a!”
والكتاب المبين
“Apaçık kitaba yemin olsun.”
الْأَمْكِنَةُ الْمُقَدَّسَةُ
Kâbe, Mescid-i Harâm, Mescid-i Aksâ, Tûr-i Sînâ, Vâdiyy-i Mukaddes, Beled-i Emîn.
إن أول بيت وضع للناس للذي ببكة مباركا وهدى للعالمين
“İnsanlar için konulan ilk ev Bekke'deki mübarek ve âlemlere hidayet olandır.”
وإذ جعلنا البيت مثابة للناس وأمنا واتخذوا من مقام إبراهيم مصلى ۖ وعهدنا إلى إبراهيم وإسماعيل أن طهرا بيتي للطائفين والعاكفين والركع السجود
“Hani biz evi insanlar için toplanma yeri ve güvenli kılmıştık. İbrâhîm'in makamından namaz yeri edinin. İbrâhîm'e ve İsmâîl'e: 'Evimi tavaf edenler, kendini adayıp başında bekleyenler, rükû edenler ve secde edenler için arındırın' diye ahd etmiştik.”
۞ جعل الله الكعبة البيت الحرام قياما للناس والشهر الحرام والهدي والقلائد ۚ ذلك لتعلموا أن الله يعلم ما في السماوات وما في الأرض وأن الله بكل شيء عليم
“Allah, Ka'be'yi, o haram evi, insanlar için bir ayakta duruş kıldı; haram ayı, kurbanlığı ve gerdanlıklıları da. İşte bu, Allah'ın göklerde olanı da yerde olanı da bildiğini ve Allah'ın her şeyi Alîm olduğunu bilesiniz diyedir.”
سبحان الذي أسرى بعبده ليلا من المسجد الحرام إلى المسجد الأقصى الذي باركنا حوله لنريه من آياتنا ۚ إنه هو السميع البصير
“Kulunu geceleyin Mescid-i Haram'dan, etrafını bereketli kıldığımız Mescid-i Aksa'ya yürüten münezzehtir. O'na âyetlerimizden gösterelim diye. O, Semî'dir, Basîr'dir.”
وطور سينين
“Sînîn Tûr'u!”
وهذا البلد الأمين
“Bu güvenilir beldeye.”
إني أنا ربك فاخلع نعليك ۖ إنك بالواد المقدس طوى
“Ben Senin Rabbinim, ayakkabılarını çıkar. Sen kutsal vadide, Tuva'dasın.”
والطور
“Tûr'a yemin olsun!”
لا أقسم بهذا البلد
“Hayır, yemin ederim bu beldeye.”
فلما أتاها نودي من شاطئ الواد الأيمن في البقعة المباركة من الشجرة أن يا موسى إني أنا الله رب العالمين
“Oraya gelince, mübarek yerdeki vadinin sağ kıyısından, ağaçtan şöyle seslenildi: "Ey Mûsâ! Ben âlemlerin Rabbi Allah'ım."”
يا قوم ادخلوا الأرض المقدسة التي كتب الله لكم ولا ترتدوا على أدباركم فتنقلبوا خاسرين
“Kavmim, Allah'ın size yazdığı kutsal yere girin; arkanıza dönmeyin, yoksa hüsrana uğrayanlar olarak dönersiniz.”
ثم ليقضوا تفثهم وليوفوا نذورهم وليطوفوا بالبيت العتيق
“Sonra kirlerini gidersinler, adaklarını yerine getirsinler ve Kadîm Beyt'i tavaf etsinler.”
الْكُتُبُ وَالصُّحُفُ
Tevrât, İncîl, Zebûr, Kur'ân-ı Kerîm; İbrâhîm'in ve Mûsâ'nın suhûfü.
نزل عليك الكتاب بالحق مصدقا لما بين يديه وأنزل التوراة والإنجيل
“Kitabı sana Hakk ile, önünde bulunanı doğrulayıcı olarak indirdi. Tevrât'ı ve İncîl'i de indirdi.”
۞ إنا أوحينا إليك كما أوحينا إلى نوح والنبيين من بعده ۚ وأوحينا إلى إبراهيم وإسماعيل وإسحاق ويعقوب والأسباط وعيسى وأيوب ويونس وهارون وسليمان ۚ وآتينا داوود زبورا
“Biz sana vahyettik, Nûh'a ve ondan sonraki peygamberlere vahyettiğimiz gibi. İbrâhîm'e, İsmâîl'e, İshâk'a, Ya'kûb'a, torunlara, Îsâ'ya, Eyyûb'a, Yûnus'a, Hârûn'a ve Süleymân'a da vahyettik. Dâvûd'a da Zebûr'u verdik.”
إن هذا لفي الصحف الأولى صحف إبراهيم وموسى
“Şüphesiz bu, elbette ilk sahîfelerdedir. İbrâhîm'in ve Mûsâ'nın sahifeleri.”
ولقد آتيناك سبعا من المثاني والقرآن العظيم
“Andolsun ki sana tekrarlanandan yedi taneyi ve Azîm Kur'ân'ı verdik.”
إنه لقرآن كريم في كتاب مكنون لا يمسه إلا المطهرون تنزيل من رب العالمين
“O, Kerîm bir Kur'ân'dır. Saklı bir kitaptadır. Ona ancak tertemiz kılınanlar dokunur. Âlemlerin Rabbi'nden indiriliştir.”
إنا نحن نزلنا الذكر وإنا له لحافظون
“Zikr'i biz indirdik biz ve onu koruyacak olan da biziz.”
إنا أنزلنا التوراة فيها هدى ونور ۚ يحكم بها النبيون الذين أسلموا للذين هادوا والربانيون والأحبار بما استحفظوا من كتاب الله وكانوا عليه شهداء ۚ فلا تخشوا الناس واخشون ولا تشتروا بآياتي ثمنا قليلا ۚ ومن لم يحكم بما أنزل الله فأولئك هم الكافرون
“Tevrât'ı biz indirdik; onda hidayet ve Nûr vardır. Teslim olmuş peygamberler, yahudi olanlara onunla hükmederlerdi. Rabbânîler ve hahamlar da Allah'ın kitabından korumakla görevlendirildikleri şeyle hükmederlerdi ve onun üzerine şahit oldular. İnsanlardan korkmayın, Benden korkun ve âyetlerimi az bir bedele satmayın. Kim Allah'ın indirdiği ile hükmetmezse, işte onlar kâfirlerdir.”
وقفينا على آثارهم بعيسى ابن مريم مصدقا لما بين يديه من التوراة ۖ وآتيناه الإنجيل فيه هدى ونور ومصدقا لما بين يديه من التوراة وهدى وموعظة للمتقين
“Onların izleri üzerine Meryem oğlu Îsâ'yı, önündeki Tevrât'ı doğrulayıcı olarak ardından gönderdik. Ona, içinde hidayet ve Nûr bulunan, önündeki Tevrât'ı doğrulayan, takva sahipleri için hidayet ve öğüt olan İncîl'i verdik.”
أم لم ينبأ بما في صحف موسى وإبراهيم الذي وفى
“Yoksa Mûsâ'nın sahifelerindeki şey haber verilmedi mi ona? Sözünü tutan İbrâhîm'i de.”
الله نزل أحسن الحديث كتابا متشابها مثاني تقشعر منه جلود الذين يخشون ربهم ثم تلين جلودهم وقلوبهم إلى ذكر الله ۚ ذلك هدى الله يهدي به من يشاء ۚ ومن يضلل الله فما له من هاد
“Allah, sözün en güzelini indirdi; birbirine benzeyen, tekrarlanan bir kitap. Rablerine haşyet duyanların ondan derileri ürperir, sonra derileri ve kalpleri Allah'ın Zikri'ne yumuşar. İşte bu, Allah'ın hidayetidir; onu dilediğine iletir. Allah kimi saptırırsa, artık onun için bir yol gösterici yoktur.”
الْأَنْبِيَاءُ الْمُصْطَفَوْنَ
Ulûl-azm beş nebî, en çok zikredilen Mûsâ aleyhisselâm, halîlullâh İbrâhîm.
وإذ أخذنا من النبيين ميثاقهم ومنك ومن نوح وإبراهيم وموسى وعيسى ابن مريم ۖ وأخذنا منهم ميثاقا غليظا
“Hani peygamberlerden kesin sözlerini almıştık; senden, Nûh'tan, İbrâhîm'den, Mûsâ'dan ve Meryem oğlu Îsâ'dan. Onlardan pek katı bir kesin söz almıştık.”
ومن أحسن دينا ممن أسلم وجهه لله وهو محسن واتبع ملة إبراهيم حنيفا ۗ واتخذ الله إبراهيم خليلا
“Allah'a yüzünü teslim eden bir muhsin olarak ve hanif olarak İbrâhîm'in milletine uyan kimseden din bakımından daha güzel kim olabilir? Allah, İbrâhîm'i dost edindi.”
ما كان محمد أبا أحد من رجالكم ولكن رسول الله وخاتم النبيين ۗ وكان الله بكل شيء عليما
“Muhammed, erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir; fakat Allah'ın elçisi ve peygamberlerin sonudur. Allah her şeyi Alîm'dir.”
۞ إن الله اصطفى آدم ونوحا وآل إبراهيم وآل عمران على العالمين
“Allah, Âdem'i, Nûh'u, İbrâhîm'in hanedanını ve İmrân'ın hanedanını âlemler üzerine seçti.”
فاصبر كما صبر أولو العزم من الرسل ولا تستعجل لهم ۚ كأنهم يوم يرون ما يوعدون لم يلبثوا إلا ساعة من نهار ۚ بلاغ ۚ فهل يهلك إلا القوم الفاسقون
“Öyleyse sabret, azim sahibi elçilerin sabrettiği gibi. Onlar için acele isteme. Onlar, vaat olundukları şeyi gördükleri gün, sanki gündüzün bir saatinden başka kalmamış gibi olurlar. Bu bir tebliğdir. Fâsık kavimden başkası mı helâk edilir?”
وربك أعلم بمن في السماوات والأرض ۗ ولقد فضلنا بعض النبيين على بعض ۖ وآتينا داوود زبورا
“Rabbin, göklerde ve yerde kim varsa daha iyi bilir. Bazı peygamberleri bazısına üstün kıldık. Dâvûd'a da Zebûr'u verdik.”
۞ تلك الرسل فضلنا بعضهم على بعض ۘ منهم من كلم الله ۖ ورفع بعضهم درجات ۚ وآتينا عيسى ابن مريم البينات وأيدناه بروح القدس ۗ ولو شاء الله ما اقتتل الذين من بعدهم من بعد ما جاءتهم البينات ولكن اختلفوا فمنهم من آمن ومنهم من كفر ۚ ولو شاء الله ما اقتتلوا ولكن الله يفعل ما يريد
“İşte o elçiler; bazısını bazısına üstün kıldık. Onlardan kimiyle Allah konuştu; bazısını da derecelerle yükseltti. Meryem oğlu Îsâ'ya da beyyineler verdik ve onu Rûhu'l-Kudüs ile destekledik. Eğer Allah dileseydi, onların ardından gelenler, kendilerine beyyineler geldikten sonra birbiriyle çarpışmazdı. Fakat ayrılığa düştüler; onlardan kimi iman etti, kimi küfretti. Eğer Allah dileseydi, birbiriyle çarpışmazlardı. Fakat Allah dilediğini yapar.”
ورفعناه مكانا عليا
“Onu yüce bir yere yükselttik.”
واذكر عبادنا إبراهيم وإسحاق ويعقوب أولي الأيدي والأبصار
“Kullarımız İbrahim'i, İshak'ı ve Yakub'u da an; onlar güç ve basiret sahibi idiler.”
وإسماعيل وإدريس وذا الكفل ۖ كل من الصابرين
“İsmâîl'i, İdris'i ve Zülkifl'i de hatırla; hepsi de sabredenlerdendi.”
أَعْدَادُ الْقَصَصِ
Kur'ân kıssalarındaki sembolik sayılar: 12 pınar, 11 yıldız, 7 inek, 99 koyun, cenin aşamaları, peygamberlere gelen mucize ölçüleri.
إذ قال يوسف لأبيه يا أبت إني رأيت أحد عشر كوكبا والشمس والقمر رأيتهم لي ساجدين
“Hani Yûsuf babasına, "Babacığım, ben rüyada on bir yıldız, güneşi ve ayı gördüm; onları bana secde eder halde gördüm." demişti.”
وقال الملك إني أرى سبع بقرات سمان يأكلهن سبع عجاف وسبع سنبلات خضر وأخر يابسات ۖ يا أيها الملأ أفتوني في رؤياي إن كنتم للرؤيا تعبرون
“Melik dedi ki: "Ben rüyamda yedi semiz inek görüyorum, onları yedi cılız inek yiyor. Ve yedi yeşil başak ile yedi kuru başak. Ey ileri gelenler! Rüya tabir ediyorsanız, rüyam hakkında bana fetva verin."”
۞ وإذ استسقى موسى لقومه فقلنا اضرب بعصاك الحجر ۖ فانفجرت منه اثنتا عشرة عينا ۖ قد علم كل أناس مشربهم ۖ كلوا واشربوا من رزق الله ولا تعثوا في الأرض مفسدين
“Hani Mûsâ, kavmi için su istemişti de demiştik ki: "Asanı taşa vur." Ondan on iki göz fışkırdı. Her insan topluluğu içeceği yeri bildi. Allah'ın rızkından yiyin, için ve yerde bozguncular olarak karışıklık çıkarmayın.”
وقطعناهم اثنتي عشرة أسباطا أمما ۚ وأوحينا إلى موسى إذ استسقاه قومه أن اضرب بعصاك الحجر ۖ فانبجست منه اثنتا عشرة عينا ۖ قد علم كل أناس مشربهم ۚ وظللنا عليهم الغمام وأنزلنا عليهم المن والسلوى ۖ كلوا من طيبات ما رزقناكم ۚ وما ظلمونا ولكن كانوا أنفسهم يظلمون
“Onları on iki torun, ümmetler olarak parça parça kestik. Mûsâ'ya, kavmi su istediğinde: 'Asanla taşa vur' diye vahyettik. Ondan on iki göz fışkırdı. Her insan içeceği yeri bildi. Üzerlerine bulutu gölgelendirdik ve üzerlerine minnet ve bıldırcın indirdik. Size rızık verdiğimiz temiz şeylerden yiyin. Bize zulmetmediler, fakat nefslerine zulmeder oldular.”
وأرسلناه إلى مائة ألف أو يزيدون
“Onu yüz bin, hatta daha fazla bir topluluğa gönderdik.”
ولقد خلقنا الإنسان من سلالة من طين ثم جعلناه نطفة في قرار مكين ثم خلقنا النطفة علقة فخلقنا العلقة مضغة فخلقنا المضغة عظاما فكسونا العظام لحما ثم أنشأناه خلقا آخر ۚ فتبارك الله أحسن الخالقين
“Andolsun ki insanı çamurdan bir özden yarattık. Sonra onu sağlam konumlu bir karargâhta nutfe kıldık. Sonra nutfeyi alaka olarak yarattık, alakayı bir çiğnem et olarak yarattık, o çiğnem eti azîm kemikler olarak yarattık, o azîm kemiklere de et giydirdik. Sonra onu başka bir yaratılışla inşa ettik. Yücedir Allah, Hâlıkların en güzeli.”
سيقولون ثلاثة رابعهم كلبهم ويقولون خمسة سادسهم كلبهم رجما بالغيب ۖ ويقولون سبعة وثامنهم كلبهم ۚ قل ربي أعلم بعدتهم ما يعلمهم إلا قليل ۗ فلا تمار فيهم إلا مراء ظاهرا ولا تستفت فيهم منهم أحدا
“Üç kişiydiler, dördüncüleri köpekleridir, diyecekler. "Beş kişiydiler, altıncıları köpekleridir," diyecekler; gayba taş ataraktan. "Yedi kişiydiler, sekizincileri köpekleridir," diyecekler. De ki: "Sayılarını en iyi Rabbim bilir; onları ancak az kimse bilir." O hâlde onlarda tartışmaya girme, açıktan olan bir tartışma dışında; onlara dair içlerinden birinden istiftâda bulunma.”
قال تزرعون سبع سنين دأبا فما حصدتم فذروه في سنبله إلا قليلا مما تأكلون
“Dedi ki: "Yedi yıl âdet üzere eker, biçersiniz. Biçtiğiniz şeyi başağında bırakın, ancak yiyeceğiniz az şey hariç."”
ثم يأتي من بعد ذلك سبع شداد يأكلن ما قدمتم لهن إلا قليلا مما تحصنون
“Sonra bunun ardından yedi çetin yıl gelecek, sakladığınız azı dışında onlar için önceden biriktirdiklerinizi yiyip bitirecek.”
واختار موسى قومه سبعين رجلا لميقاتنا ۖ فلما أخذتهم الرجفة قال رب لو شئت أهلكتهم من قبل وإياي ۖ أتهلكنا بما فعل السفهاء منا ۖ إن هي إلا فتنتك تضل بها من تشاء وتهدي من تشاء ۖ أنت ولينا فاغفر لنا وارحمنا ۖ وأنت خير الغافرين
“Mûsâ, belirlenmiş vaktimiz için kavminden yetmiş erkek seçti. Sarsıntı onları alınca dedi ki: "Rabbim! Eğer dileseydin onları ve beni daha önce helâk ederdin. İçimizdeki beyinsizlerin yaptığı şey yüzünden bizi helâk mı edeceksin? O, Senin fitnenden başkası değildir; onunla dilediğini saptırır, dilediğine yol gösterirsin. Sen bizim Veliyy'imizsin; bizi bağışla, bize merhamet et. Sen bağışlayanların en hayırlısısın."”
۞ ولقد أخذ الله ميثاق بني إسرائيل وبعثنا منهم اثني عشر نقيبا ۖ وقال الله إني معكم ۖ لئن أقمتم الصلاة وآتيتم الزكاة وآمنتم برسلي وعزرتموهم وأقرضتم الله قرضا حسنا لأكفرن عنكم سيئاتكم ولأدخلنكم جنات تجري من تحتها الأنهار ۚ فمن كفر بعد ذلك منكم فقد ضل سواء السبيل
“Andolsun ki Allah, İsrâîl oğullarından kesin söz almıştı. Onlardan on iki temsilci göndermiştik. Allah demişti ki: "Ben sizinle beraberim. Eğer salâtı dosdoğru kılar, zekâtı verir, elçilerime iman eder, onları saygıyla destekler ve Allah'a güzel bir borç verirseniz, kötülüklerinizi örter ve sizi altlarından ırmaklar akan cennetlere sokarım. Artık bundan sonra sizden kim küfrederse, dosdoğru yoldan sapmış olur."”
إذ أرسلنا إليهم اثنين فكذبوهما فعززنا بثالث فقالوا إنا إليكم مرسلون
“Hani onlara iki kişi göndermiştik de, ikisini de yalanlamışlardı. Biz de üçüncü biriyle destekledik. Onlar da: "Biz size gönderilenleriz." dediler.”
إن هذا أخي له تسع وتسعون نعجة ولي نعجة واحدة فقال أكفلنيها وعزني في الخطاب
“Bu kardeşim; onun doksan dokuz koyunu var. Benim ise bir tek koyunum var. Buna rağmen "Onu da bana devret" dedi ve hitap hususunda bana galip geldi.”
يا أيها الناس إن كنتم في ريب من البعث فإنا خلقناكم من تراب ثم من نطفة ثم من علقة ثم من مضغة مخلقة وغير مخلقة لنبين لكم ۚ ونقر في الأرحام ما نشاء إلى أجل مسمى ثم نخرجكم طفلا ثم لتبلغوا أشدكم ۖ ومنكم من يتوفى ومنكم من يرد إلى أرذل العمر لكيلا يعلم من بعد علم شيئا ۚ وترى الأرض هامدة فإذا أنزلنا عليها الماء اهتزت وربت وأنبتت من كل زوج بهيج
“Ey insanlar! Eğer dirilişten bir şüphedeyseniz, işte biz sizi topraktan, sonra nutfeden, sonra alakadan, sonra biçimlendirilmiş ve biçimlendirilmemiş çiğnemden, size açıklamak için yarattık. Dilediğimizi rahimlerde belirlenmiş bir süreye kadar tutarız. Sonra sizi bir çocuk olarak çıkarırız. Sonra olgunluk çağınıza ulaşasınız. Sizden kim vefat ettirilir, sizden kim, bilgiden sonra bir şey bilmemek için ömrün en düşkün çağına döndürülür. Yeri kupkuru görürsün. Ona su indirdiğimiz zaman titrer, artar ve her göz alıcı eşten bitirir.”
فلما فصل طالوت بالجنود قال إن الله مبتليكم بنهر فمن شرب منه فليس مني ومن لم يطعمه فإنه مني إلا من اغترف غرفة بيده ۚ فشربوا منه إلا قليلا منهم ۚ فلما جاوزه هو والذين آمنوا معه قالوا لا طاقة لنا اليوم بجالوت وجنوده ۚ قال الذين يظنون أنهم ملاقو الله كم من فئة قليلة غلبت فئة كثيرة بإذن الله ۗ والله مع الصابرين
“Tâlût ordu ile ayrıldığı zaman dedi: "Allah sizi bir ırmakla imtihan edendir. Kim ondan içerse benden değil, kim de onu tatmazsa benden; ancak eliyle bir avuç avuçlayan hariç." Onlar da ondan içtiler, az kimseler dışında. Onu, o ve onunla birlikte iman edenler geçtiğinde dediler: "Bugün Câlût'a ve ordusuna karşı takatimiz yok." Allah'a kavuşacaklarını zannedenler ise dedi: "Nice az topluluk, Allah'ın izniyle çok topluluğa galip gelmiştir." Allah sabredenlerle beraberdir.”
مَوَاقِيتُ الْعِبَادَةِ
Oruç, hac, abdest, ihramda av; Kur'ân'ın ibâdetlere bağladığı sayısal ölçüler.
أياما معدودات ۚ فمن كان منكم مريضا أو على سفر فعدة من أيام أخر ۚ وعلى الذين يطيقونه فدية طعام مسكين ۖ فمن تطوع خيرا فهو خير له ۚ وأن تصوموا خير لكم ۖ إن كنتم تعلمون
“Sayılı günlerdir. Sizden kim hasta veya yolculuk üzerinde olursa, başka günlerden bir sayıdır. Ve ona zorlukla dayananlar üzerine bir yoksul yemeği fidyedir. Kim gönüllü olarak hayır yaparsa, o onun için hayırlıdır. Ve oruç tutmanız sizin için hayırlıdır, eğer bilirseniz.”
شهر رمضان الذي أنزل فيه القرآن هدى للناس وبينات من الهدى والفرقان ۚ فمن شهد منكم الشهر فليصمه ۖ ومن كان مريضا أو على سفر فعدة من أيام أخر ۗ يريد الله بكم اليسر ولا يريد بكم العسر ولتكملوا العدة ولتكبروا الله على ما هداكم ولعلكم تشكرون
“Ramazân ayı, ki onda Kur'ân indirildi; insanlara hidayet olarak, hidayetten beyyineler ve furkân olarak. Sizden kim o aya şahit olursa oruç tutsun. Kim hasta olur veya yolculuk üzerinde bulunursa, başka günlerden bir sayı tutsun. Allah size kolaylık diler, size zorluk dilemez. Sayıyı tamamlamanız, size hidayet ettiği üzere Allah'ı yüceltmeniz içindir. Umulur ki şükredersiniz.”
يا أيها الذين آمنوا إذا قمتم إلى الصلاة فاغسلوا وجوهكم وأيديكم إلى المرافق وامسحوا برءوسكم وأرجلكم إلى الكعبين ۚ وإن كنتم جنبا فاطهروا ۚ وإن كنتم مرضى أو على سفر أو جاء أحد منكم من الغائط أو لامستم النساء فلم تجدوا ماء فتيمموا صعيدا طيبا فامسحوا بوجوهكم وأيديكم منه ۚ ما يريد الله ليجعل عليكم من حرج ولكن يريد ليطهركم وليتم نعمته عليكم لعلكم تشكرون
“Ey iman edenler! Salâta kalktığınız zaman yüzlerinizi ve ellerinizi dirseklere kadar yıkayın; başlarınıza meshedin ve ayaklarınızı topuklara kadar. Cünüp iseniz iyice temizlenin. Hasta veya yolculukta iseniz, yahut sizden biri tuvaletten gelmişse ya da kadınlara dokunmuşsanız ve su bulamamışsanız, temiz bir toprağa yönelin; ondan yüzlerinize ve ellerinize meshedin. Allah size güçlük kılmak dilemez, fakat sizi arındırmak ve üzerinizdeki nimetini tamamlamak diler; umulur ki şükredersiniz.”
۞ إن الصفا والمروة من شعائر الله ۖ فمن حج البيت أو اعتمر فلا جناح عليه أن يطوف بهما ۚ ومن تطوع خيرا فإن الله شاكر عليم
“Safâ ve Merve Allah'ın nişanelerindendir. Kim Beyt'i hac veya umre ile ziyaret ederse, onları tavaf etmesinde kendisine bir sakınca yoktur. Kim gönülden bir hayır işlerse, Allah Şâkir'dir, Alîm'dir.”
وأتموا الحج والعمرة لله ۚ فإن أحصرتم فما استيسر من الهدي ۖ ولا تحلقوا رءوسكم حتى يبلغ الهدي محله ۚ فمن كان منكم مريضا أو به أذى من رأسه ففدية من صيام أو صدقة أو نسك ۚ فإذا أمنتم فمن تمتع بالعمرة إلى الحج فما استيسر من الهدي ۚ فمن لم يجد فصيام ثلاثة أيام في الحج وسبعة إذا رجعتم ۗ تلك عشرة كاملة ۗ ذلك لمن لم يكن أهله حاضري المسجد الحرام ۚ واتقوا الله واعلموا أن الله شديد العقاب
“Haccı da umreyi de Allah için tamamlayın. Eğer alıkonulursanız, kurbanlıktan kolayınıza geleni. Başlarınızı kurbanlık varış yerine ulaşana değin tıraş etmeyin. Sizden kim hasta olursa veya başından ona bir eziyet varsa; oruçtan, sadakadan ya da kurban/ibadetten bir fidye. Güvende olduğunuzda, umre ile hacdan yararlanan kimse, kurbanlıktan kolayınıza geleni. Kim bulamazsa, hacda üç gün, döndüğünüzde de yedi oruç. İşte o, on tamdır. İşte o, ehli Mescid-i Harâm'da hazır bulunmayan kimse içindir. Allah'tan sakının ve bilin ki Allah'ın cezası şiddetlidir.”
يا أيها الذين آمنوا إذا نودي للصلاة من يوم الجمعة فاسعوا إلى ذكر الله وذروا البيع ۚ ذلكم خير لكم إن كنتم تعلمون
“Ey iman edenler! Cum'a günü salât için seslenildiği zaman Allah'ın zikrine çaba gösterin ve alışverişi bırakın. Eğer bilirseniz işte bu sizin için hayırdır.”
إن عدة الشهور عند الله اثنا عشر شهرا في كتاب الله يوم خلق السماوات والأرض منها أربعة حرم ۚ ذلك الدين القيم ۚ فلا تظلموا فيهن أنفسكم ۚ وقاتلوا المشركين كافة كما يقاتلونكم كافة ۚ واعلموا أن الله مع المتقين
“Allah katında ayların sayısı, gökleri ve yeri yarattığı gün Allah'ın kitabında on iki aydır. Onlardan dördü haram aylardır. İşte dosdoğru din budur. Artık o aylarda nefislerinize zulmetmeyin. Müşrikler sizinle topluca savaştıkları gibi siz de onlarla topluca savaşın. Bilin ki Allah, takva sahipleriyle beraberdir.”
الحج أشهر معلومات ۚ فمن فرض فيهن الحج فلا رفث ولا فسوق ولا جدال في الحج ۗ وما تفعلوا من خير يعلمه الله ۗ وتزودوا فإن خير الزاد التقوى ۚ واتقون يا أولي الألباب
“Hac, bilinen aylar. Kim onlarda hac farz kıldı, hacda cinsel yakınlaşma yok, fısk yok, tartışma yok. Hayırdan ne yaparsınız, Allah onu bilir. Azık edinin; azığın hayrı takvâ. Benden sakının, öz-akıl sahipleri.”
يا أيها الذين آمنوا ليستأذنكم الذين ملكت أيمانكم والذين لم يبلغوا الحلم منكم ثلاث مرات ۚ من قبل صلاة الفجر وحين تضعون ثيابكم من الظهيرة ومن بعد صلاة العشاء ۚ ثلاث عورات لكم ۚ ليس عليكم ولا عليهم جناح بعدهن ۚ طوافون عليكم بعضكم على بعض ۚ كذلك يبين الله لكم الآيات ۗ والله عليم حكيم
“Ey iman edenler! Sağ ellerinizin sahip olduğu kimseler ve sizden henüz ihtilâm çağına ermemiş olanlar üç vakitte sizden izin istesinler: Sabah salâtından önce, öğle sıcağında elbiselerinizi çıkardığınız vakit ve yatsı salâtından sonra. Bunlar sizin için üç avret vaktidir. Bunlardan sonra ne size ne de onlara bir vebal yoktur. Birbirinizin yanında dolaşıp durursunuz. İşte Allah âyetleri size böyle beyan eder. Allah Alîm'dir, Hakîm'dir.”
فسيحوا في الأرض أربعة أشهر واعلموا أنكم غير معجزي الله ۙ وأن الله مخزي الكافرين
“Yeryüzünde dört ay dolaşın. Bilin ki siz Allah'ı âciz bırakacak değilsiniz. Allah kâfirleri rezil edendir.”
۞ واذكروا الله في أيام معدودات ۚ فمن تعجل في يومين فلا إثم عليه ومن تأخر فلا إثم عليه ۚ لمن اتقى ۗ واتقوا الله واعلموا أنكم إليه تحشرون
“Sayılı günlerde Allah'ı anın. Kim iki günde acele ederse ona günah yoktur, kim geri kalırsa ona da günah yoktur. Bu, sakınan içindir. Allah'tan sakının ve bilin ki siz O'na haşrolunacaksınız.”
يا أيها الذين آمنوا لا تقتلوا الصيد وأنتم حرم ۚ ومن قتله منكم متعمدا فجزاء مثل ما قتل من النعم يحكم به ذوا عدل منكم هديا بالغ الكعبة أو كفارة طعام مساكين أو عدل ذلك صياما ليذوق وبال أمره ۗ عفا الله عما سلف ۚ ومن عاد فينتقم الله منه ۗ والله عزيز ذو انتقام
“Ey iman edenler! İhramda iken av öldürmeyin. İçinizden kim onu kasten öldürürse, öldürdüğünün benzeri davardan bir karşılık vardır. İçinizden iki adalet sahibi ona hükmeder: Ka'be'ye ulaşan kurbanlık olarak veya yoksullara yemek kefaret olarak ya da işte onun dengi oruç olarak. Ta ki işinin vebalini tatsın. Allah geçmiş olanı affetti. Kim dönerse, Allah ondan intikam alır. Allah Azîz'dir, intikam sahibidir.”
حُدُودُ الْأَدَبِ
Eve girme izni, bakış sınırı, ziynet, alay ve lakap yasağı, ğıybet ve su-i zann.
يا أيها الذين آمنوا لا تدخلوا بيوتا غير بيوتكم حتى تستأنسوا وتسلموا على أهلها ۚ ذلكم خير لكم لعلكم تذكرون
“Ey iman edenler! Kendi evlerinizden başka evlere, izin isteyip ev halkına selam vermedikçe girmeyin. Bu sizin için daha hayırlıdır; umulur ki düşünüp öğüt alırsınız.”
قل للمؤمنين يغضوا من أبصارهم ويحفظوا فروجهم ۚ ذلك أزكى لهم ۗ إن الله خبير بما يصنعون
“Müminlere de ki: Gözlerini kıssınlar ve ırzlarını korusunlar. İşte o, onlar için daha temizdir. Allah, yapmakta oldukları şeyden Habîr'dir.”
وقل للمؤمنات يغضضن من أبصارهن ويحفظن فروجهن ولا يبدين زينتهن إلا ما ظهر منها ۖ وليضربن بخمرهن على جيوبهن ۖ ولا يبدين زينتهن إلا لبعولتهن أو آبائهن أو آباء بعولتهن أو أبنائهن أو أبناء بعولتهن أو إخوانهن أو بني إخوانهن أو بني أخواتهن أو نسائهن أو ما ملكت أيمانهن أو التابعين غير أولي الإربة من الرجال أو الطفل الذين لم يظهروا على عورات النساء ۖ ولا يضربن بأرجلهن ليعلم ما يخفين من زينتهن ۚ وتوبوا إلى الله جميعا أيه المؤمنون لعلكم تفلحون
“Mümin kadınlara da söyle: Bakışlarını kıssınlar, ırzlarını korusunlar, süslerini, kendiliğinden görünen kısmı dışında, açığa vurmasınlar. Başörtülerini yakaları üzerine vursunlar. Süslerini ancak kocalarına, yahut babalarına, yahut kocalarının babalarına, yahut oğullarına, yahut kocalarının oğullarına, yahut kardeşlerine, yahut kardeşlerinin oğullarına, yahut kız kardeşlerinin oğullarına, yahut kendi kadınlarına, yahut sağ ellerinin sahip olduklarına, yahut erkeklerden şehvet duymayan tâbilere, yahut kadınların avretlerine henüz vâkıf olmamış çocuklara açığa vursunlar. Gizledikleri süslerinin bilinmesi için ayaklarını da yere vurmasınlar. Ey müminler! Hep birlikte Allah'a tövbe edin, umulur ki kurtuluşa erersiniz.”
يا أيها الذين آمنوا لا يسخر قوم من قوم عسى أن يكونوا خيرا منهم ولا نساء من نساء عسى أن يكن خيرا منهن ۖ ولا تلمزوا أنفسكم ولا تنابزوا بالألقاب ۖ بئس الاسم الفسوق بعد الإيمان ۚ ومن لم يتب فأولئك هم الظالمون
“Ey iman edenler! Bir kavim, bir kavimle alay etmesin; umulur ki onlar kendilerinden daha hayırlıdır. Kadınlar da kadınlarla alay etmesin; umulur ki onlar kendilerinden daha hayırlıdır. Kendi nefslerinizi ayıplamayın ve birbirinize lakaplarla atışmayın. Îmândan sonra fısk ismi ne kötüdür! Kim tövbe etmezse, işte onlar zalimlerin ta kendileridir.”
يا أيها الذين آمنوا اجتنبوا كثيرا من الظن إن بعض الظن إثم ۖ ولا تجسسوا ولا يغتب بعضكم بعضا ۚ أيحب أحدكم أن يأكل لحم أخيه ميتا فكرهتموه ۚ واتقوا الله ۚ إن الله تواب رحيم
“Ey iman edenler! Zannın birçoğundan kaçının. Bazı zan günahtır. Birbirinizin gizliliğini araştırmayın, birbirinizin gıybetini etmeyin. Sizden biri, ölü kardeşinin etini yemeyi sever mi? İşte bundan tiksindiniz. Allah'tan sakının. Allah Tevvâb'dır, Rahîm'dir.”
مِيزَانُ الْأُسْرَةِ
Mîras paylaşımı, nikâh, talâk, iddet süreleri, süt emzirme; Kur'ân'ın aileye koyduğu sayısal ölçüler.
يوصيكم الله في أولادكم ۖ للذكر مثل حظ الأنثيين ۚ فإن كن نساء فوق اثنتين فلهن ثلثا ما ترك ۖ وإن كانت واحدة فلها النصف ۚ ولأبويه لكل واحد منهما السدس مما ترك إن كان له ولد ۚ فإن لم يكن له ولد وورثه أبواه فلأمه الثلث ۚ فإن كان له إخوة فلأمه السدس ۚ من بعد وصية يوصي بها أو دين ۗ آباؤكم وأبناؤكم لا تدرون أيهم أقرب لكم نفعا ۚ فريضة من الله ۗ إن الله كان عليما حكيما
“Allah çocuklarınız hakkında size vasiyet eder: Erkeğe, iki dişinin payının benzeri vardır. Eğer kadınlar ikinin üstünde ise, bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Eğer tek bir kadın ise, yarısı onundur. Eğer onun çocuğu varsa, bıraktığından anne babasının her birine altıda bir vardır. Eğer onun çocuğu yoksa ve mirasını anne babası aldıysa, annesine üçte bir vardır. Eğer onun kardeşleri varsa, annesine altıda bir vardır. Bunlar, vasiyet ettiği vasiyetten veya borçtan sonradır. Babalarınız ve oğullarınız, hangisinin size yarar bakımından daha yakın olduğunu bilmezsiniz. Bunlar Allah'tan bir farzdır. Doğrusu Allah Alîm'dir, Hakîm'dir.”
۞ ولكم نصف ما ترك أزواجكم إن لم يكن لهن ولد ۚ فإن كان لهن ولد فلكم الربع مما تركن ۚ من بعد وصية يوصين بها أو دين ۚ ولهن الربع مما تركتم إن لم يكن لكم ولد ۚ فإن كان لكم ولد فلهن الثمن مما تركتم ۚ من بعد وصية توصون بها أو دين ۗ وإن كان رجل يورث كلالة أو امرأة وله أخ أو أخت فلكل واحد منهما السدس ۚ فإن كانوا أكثر من ذلك فهم شركاء في الثلث ۚ من بعد وصية يوصى بها أو دين غير مضار ۚ وصية من الله ۗ والله عليم حليم
“Eşlerinizin bıraktığının yarısı sizindir, eğer onların çocuğu yoksa. Eğer onların çocuğu varsa, yapacakları vasiyetten ve borçtan sonra bıraktıklarının dörtte biri sizindir. Sizin çocuğunuz yoksa, bıraktığınızın dörtte biri onlarındır. Eğer çocuğunuz varsa, yapacağınız vasiyetten ve borçtan sonra bıraktığınızın sekizde biri onlarındır. Eğer miras bırakan erkek veya kadın kelâle ise ve onun bir erkek kardeşi veya bir kız kardeşi varsa, her birine altıda bir düşer. Bundan daha fazla iseler, zarar verici olmaksızın yapılmış vasiyetten ve borçtan sonra üçte bire ortaktırlar. Bu, Allah'tan bir vasiyettir. Allah Alîm'dir, Halîm'dir.”
وإن خفتم ألا تقسطوا في اليتامى فانكحوا ما طاب لكم من النساء مثنى وثلاث ورباع ۖ فإن خفتم ألا تعدلوا فواحدة أو ما ملكت أيمانكم ۚ ذلك أدنى ألا تعولوا
“Eğer yetimlerde adaletli davranmamaktan çekinirseniz, kadınlardan size hoş olanlardan ikişer, üçer, dörder nikâhlayın. Eğer adil olmamaktan çekinirseniz, o zaman bir tektir veya yeminlerinizin sahip olduğu şeydir. İşte o, haksızlık etmemenize daha yakındır.”
حرمت عليكم أمهاتكم وبناتكم وأخواتكم وعماتكم وخالاتكم وبنات الأخ وبنات الأخت وأمهاتكم اللاتي أرضعنكم وأخواتكم من الرضاعة وأمهات نسائكم وربائبكم اللاتي في حجوركم من نسائكم اللاتي دخلتم بهن فإن لم تكونوا دخلتم بهن فلا جناح عليكم وحلائل أبنائكم الذين من أصلابكم وأن تجمعوا بين الأختين إلا ما قد سلف ۗ إن الله كان غفورا رحيما
“Size haram kılındı: Anneleriniz, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeşin kızları, kız kardeşin kızları, sizi emziren anneleriniz, süt kız kardeşleriniz, kadınlarınızın anneleri, kendileriyle girdiğiniz kadınlarınızdan olup odalarınızda bulunan üvey kızlarınız; eğer onlarla girmemişseniz size bir vebal yoktur; kendi sulbünüzden gelen oğullarınızın eşleri ve iki kız kardeşi bir araya toplamanız da haram kılındı; ancak geçmişte olan geçmiştir. Allah, Gafûr'dur, Rahîm'dir.”
والمطلقات يتربصن بأنفسهن ثلاثة قروء ۚ ولا يحل لهن أن يكتمن ما خلق الله في أرحامهن إن كن يؤمن بالله واليوم الآخر ۚ وبعولتهن أحق بردهن في ذلك إن أرادوا إصلاحا ۚ ولهن مثل الذي عليهن بالمعروف ۚ وللرجال عليهن درجة ۗ والله عزيز حكيم
“Boşanmış kadınlar, nefsleriyle üç ay hali beklerler. Eğer Allah'a ve Âhir gün'e iman ediyorlarsa, Allah'ın rahimlerinde yarattığını gizlemeleri onlara helal olmaz. Kocaları, eğer ıslah dilerlerse, bu durumda onları geri çevirmede daha layıktır. Ma'rûf üzere, kendilerinin üzerine olanın benzeri onlarındır da. Erkeklerin onlar üzerinde bir derecesi vardır. Allah Azîz'dir, Hakîm'dir.”
الطلاق مرتان ۖ فإمساك بمعروف أو تسريح بإحسان ۗ ولا يحل لكم أن تأخذوا مما آتيتموهن شيئا إلا أن يخافا ألا يقيما حدود الله ۖ فإن خفتم ألا يقيما حدود الله فلا جناح عليهما فيما افتدت به ۗ تلك حدود الله فلا تعتدوها ۚ ومن يتعد حدود الله فأولئك هم الظالمون
“Boşama iki kezdir. Sonra ya ma'rûf ile tutma ya da ihsân ile salıverme vardır. Onlara verdiğinizden bir şey almanız size helal olmaz; ancak ikisinin Allah'ın sınırlarını ikame edememekten korkmaları hali müstesna. Eğer onların Allah'ın sınırlarını ikame edememelerinden korkarsanız, o zaman kadının fidye verip kurtulduğu şeyde ikisine de vebal yoktur. İşte bunlar Allah'ın sınırlarıdır, onları aşmayın. Kim Allah'ın sınırlarını aşarsa, işte onlar zalimlerin ta kendileridir.”
فإن طلقها فلا تحل له من بعد حتى تنكح زوجا غيره ۗ فإن طلقها فلا جناح عليهما أن يتراجعا إن ظنا أن يقيما حدود الله ۗ وتلك حدود الله يبينها لقوم يعلمون
“Eğer onu boşarsa, artık ondan sonra başka bir eş nikâhlayana kadar ona helal olmaz. Eğer onu boşarsa, Allah'ın sınırlarını dosdoğru kılacaklarını zannederlerse birbirine dönmelerinde üzerlerine vebal yoktur. Ve işte o Allah'ın sınırlarıdır, bilen bir kavme onları açıklar.”
۞ والوالدات يرضعن أولادهن حولين كاملين ۖ لمن أراد أن يتم الرضاعة ۚ وعلى المولود له رزقهن وكسوتهن بالمعروف ۚ لا تكلف نفس إلا وسعها ۚ لا تضار والدة بولدها ولا مولود له بولده ۚ وعلى الوارث مثل ذلك ۗ فإن أرادا فصالا عن تراض منهما وتشاور فلا جناح عليهما ۗ وإن أردتم أن تسترضعوا أولادكم فلا جناح عليكم إذا سلمتم ما آتيتم بالمعروف ۗ واتقوا الله واعلموا أن الله بما تعملون بصير
“Anneler, çocuklarını tam iki yıl emzirirler; süt emmeyi tamamlamayı dileyen kimse için. Annelerin rızıkları ve giyecekleri ma'rûf üzere, kendisi için çocuk doğurulan babanın üzerinedir. Hiçbir nefs, gücünden başkasıyla yükümlü tutulmaz. Ne anne çocuğu sebebiyle zarara sokulsun, ne de kendisi için çocuk doğurulan baba çocuğu sebebiyle. Vâris üzerine de onun benzeri vardır. Eğer ikisi, aralarından karşılıklı rıza ve danışma ile sütten kesmeyi dilerlerse, ikisi üzerine vebal yoktur. Eğer çocuklarınıza süt anne tutmayı dilerseniz, verdiğiniz şeyi ma'rûf üzere teslim ettiğiniz zaman size vebal yoktur. Allah'tan sakının ve bilin ki Allah, yaptığınız şeyi Basîr'dir.”
والذين يتوفون منكم ويذرون أزواجا يتربصن بأنفسهن أربعة أشهر وعشرا ۖ فإذا بلغن أجلهن فلا جناح عليكم فيما فعلن في أنفسهن بالمعروف ۗ والله بما تعملون خبير
“Sizden vefat ettirilip eşler bırakanların eşleri, nefisleriyle dört ay ve on beklerler. Sürelerine ulaştıkları zaman, ma'rûf ile nefislerinde yaptıkları şeyde üzerinize vebal yoktur. Allah, yaptıklarınızdan Habîr'dir.”
ووصينا الإنسان بوالديه إحسانا ۖ حملته أمه كرها ووضعته كرها ۖ وحمله وفصاله ثلاثون شهرا ۚ حتى إذا بلغ أشده وبلغ أربعين سنة قال رب أوزعني أن أشكر نعمتك التي أنعمت علي وعلى والدي وأن أعمل صالحا ترضاه وأصلح لي في ذريتي ۖ إني تبت إليك وإني من المسلمين
“Biz insana, ana babasına ihsân ile davranmasını tavsiye ettik. Annesi onu zorlukla taşıdı ve zorlukla doğurdu. Onun taşınması ve sütten kesilmesi otuz aydır. Nihayet o, en güçlü çağına ulaşıp kırk yıla eriştiğinde şöyle dedi: 'Rabbim! Bana ve ana babama verdiğin nimetine şükretmemi, razı olacağın salih bir amel işlememi bana ilham et. Soyum içinde de benim için salahı gerçekleştir. Doğrusu ben sana tövbe ettim ve ben Müslümanlardanım.'”
يوصيكم الله في أولادكم ۖ للذكر مثل حظ الأنثيين ۚ فإن كن نساء فوق اثنتين فلهن ثلثا ما ترك ۖ وإن كانت واحدة فلها النصف ۚ ولأبويه لكل واحد منهما السدس مما ترك إن كان له ولد ۚ فإن لم يكن له ولد وورثه أبواه فلأمه الثلث ۚ فإن كان له إخوة فلأمه السدس ۚ من بعد وصية يوصي بها أو دين ۗ آباؤكم وأبناؤكم لا تدرون أيهم أقرب لكم نفعا ۚ فريضة من الله ۗ إن الله كان عليما حكيما
“Allah çocuklarınız hakkında size vasiyet eder: Erkeğe, iki dişinin payının benzeri vardır. Eğer kadınlar ikinin üstünde ise, bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Eğer tek bir kadın ise, yarısı onundur. Eğer onun çocuğu varsa, bıraktığından anne babasının her birine altıda bir vardır. Eğer onun çocuğu yoksa ve mirasını anne babası aldıysa, annesine üçte bir vardır. Eğer onun kardeşleri varsa, annesine altıda bir vardır. Bunlar, vasiyet ettiği vasiyetten veya borçtan sonradır. Babalarınız ve oğullarınız, hangisinin size yarar bakımından daha yakın olduğunu bilmezsiniz. Bunlar Allah'tan bir farzdır. Doğrusu Allah Alîm'dir, Hakîm'dir.”
يوصيكم الله في أولادكم ۖ للذكر مثل حظ الأنثيين ۚ فإن كن نساء فوق اثنتين فلهن ثلثا ما ترك ۖ وإن كانت واحدة فلها النصف ۚ ولأبويه لكل واحد منهما السدس مما ترك إن كان له ولد ۚ فإن لم يكن له ولد وورثه أبواه فلأمه الثلث ۚ فإن كان له إخوة فلأمه السدس ۚ من بعد وصية يوصي بها أو دين ۗ آباؤكم وأبناؤكم لا تدرون أيهم أقرب لكم نفعا ۚ فريضة من الله ۗ إن الله كان عليما حكيما
“Allah çocuklarınız hakkında size vasiyet eder: Erkeğe, iki dişinin payının benzeri vardır. Eğer kadınlar ikinin üstünde ise, bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Eğer tek bir kadın ise, yarısı onundur. Eğer onun çocuğu varsa, bıraktığından anne babasının her birine altıda bir vardır. Eğer onun çocuğu yoksa ve mirasını anne babası aldıysa, annesine üçte bir vardır. Eğer onun kardeşleri varsa, annesine altıda bir vardır. Bunlar, vasiyet ettiği vasiyetten veya borçtan sonradır. Babalarınız ve oğullarınız, hangisinin size yarar bakımından daha yakın olduğunu bilmezsiniz. Bunlar Allah'tan bir farzdır. Doğrusu Allah Alîm'dir, Hakîm'dir.”
يوصيكم الله في أولادكم ۖ للذكر مثل حظ الأنثيين ۚ فإن كن نساء فوق اثنتين فلهن ثلثا ما ترك ۖ وإن كانت واحدة فلها النصف ۚ ولأبويه لكل واحد منهما السدس مما ترك إن كان له ولد ۚ فإن لم يكن له ولد وورثه أبواه فلأمه الثلث ۚ فإن كان له إخوة فلأمه السدس ۚ من بعد وصية يوصي بها أو دين ۗ آباؤكم وأبناؤكم لا تدرون أيهم أقرب لكم نفعا ۚ فريضة من الله ۗ إن الله كان عليما حكيما
“Allah çocuklarınız hakkında size vasiyet eder: Erkeğe, iki dişinin payının benzeri vardır. Eğer kadınlar ikinin üstünde ise, bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Eğer tek bir kadın ise, yarısı onundur. Eğer onun çocuğu varsa, bıraktığından anne babasının her birine altıda bir vardır. Eğer onun çocuğu yoksa ve mirasını anne babası aldıysa, annesine üçte bir vardır. Eğer onun kardeşleri varsa, annesine altıda bir vardır. Bunlar, vasiyet ettiği vasiyetten veya borçtan sonradır. Babalarınız ve oğullarınız, hangisinin size yarar bakımından daha yakın olduğunu bilmezsiniz. Bunlar Allah'tan bir farzdır. Doğrusu Allah Alîm'dir, Hakîm'dir.”
۞ ولكم نصف ما ترك أزواجكم إن لم يكن لهن ولد ۚ فإن كان لهن ولد فلكم الربع مما تركن ۚ من بعد وصية يوصين بها أو دين ۚ ولهن الربع مما تركتم إن لم يكن لكم ولد ۚ فإن كان لكم ولد فلهن الثمن مما تركتم ۚ من بعد وصية توصون بها أو دين ۗ وإن كان رجل يورث كلالة أو امرأة وله أخ أو أخت فلكل واحد منهما السدس ۚ فإن كانوا أكثر من ذلك فهم شركاء في الثلث ۚ من بعد وصية يوصى بها أو دين غير مضار ۚ وصية من الله ۗ والله عليم حليم
“Eşlerinizin bıraktığının yarısı sizindir, eğer onların çocuğu yoksa. Eğer onların çocuğu varsa, yapacakları vasiyetten ve borçtan sonra bıraktıklarının dörtte biri sizindir. Sizin çocuğunuz yoksa, bıraktığınızın dörtte biri onlarındır. Eğer çocuğunuz varsa, yapacağınız vasiyetten ve borçtan sonra bıraktığınızın sekizde biri onlarındır. Eğer miras bırakan erkek veya kadın kelâle ise ve onun bir erkek kardeşi veya bir kız kardeşi varsa, her birine altıda bir düşer. Bundan daha fazla iseler, zarar verici olmaksızın yapılmış vasiyetten ve borçtan sonra üçte bire ortaktırlar. Bu, Allah'tan bir vasiyettir. Allah Alîm'dir, Halîm'dir.”
يستفتونك قل الله يفتيكم في الكلالة ۚ إن امرؤ هلك ليس له ولد وله أخت فلها نصف ما ترك ۚ وهو يرثها إن لم يكن لها ولد ۚ فإن كانتا اثنتين فلهما الثلثان مما ترك ۚ وإن كانوا إخوة رجالا ونساء فللذكر مثل حظ الأنثيين ۗ يبين الله لكم أن تضلوا ۗ والله بكل شيء عليم
“Senden fetva istiyorlar. De ki: "Allah size kelâle hakkında fetva verir. Eğer bir kişi helâk olur, çocuğu olmaz da bir kız kardeşi olursa, bıraktığının yarısı onundur. O, onun çocuğu olmazsa ona mirasçı olur. Eğer iki kız kardeş olurlarsa, bıraktığından üçte ikisi onlarındır. Eğer erkekler ve kadınlar olarak kardeşler olurlarsa, erkeğe, iki dişinin payı kadar vardır." Allah size sapmayasınız diye açıklar. Allah her şeyi Alîm'dir.”
وابتلوا اليتامى حتى إذا بلغوا النكاح فإن آنستم منهم رشدا فادفعوا إليهم أموالهم ۖ ولا تأكلوها إسرافا وبدارا أن يكبروا ۚ ومن كان غنيا فليستعفف ۖ ومن كان فقيرا فليأكل بالمعروف ۚ فإذا دفعتم إليهم أموالهم فأشهدوا عليهم ۚ وكفى بالله حسيبا
“Yetimleri, nikâh çağına ulaşıncaya kadar imtihan edin. Eğer onlarda bir rüşd sezerseniz, mallarını kendilerine teslim edin. Büyüyecekler diye onları israfla ve aceleyle yemeyin. Kim zengin ise iffetli olmaya çalışsın; kim fakir ise maruf ile yesin. Mallarını kendilerine teslim ettiğiniz zaman, üzerlerine şahit tutun. Hasîb olarak Allah yeter.”
ويسألونك عن المحيض ۖ قل هو أذى فاعتزلوا النساء في المحيض ۖ ولا تقربوهن حتى يطهرن ۖ فإذا تطهرن فأتوهن من حيث أمركم الله ۚ إن الله يحب التوابين ويحب المتطهرين
“Sana âdet halinden sorarlar. De ki: O bir eziyettir. Âdet halinde kadınlardan uzak durun ve temizleninceye kadar onlara yaklaşmayın. İyice temizlendiklerinde, Allah'ın size emrettiği yerden onlara varın. Allah çok tövbe edenleri sever ve çok temizlenenleri sever.”
واللائي يئسن من المحيض من نسائكم إن ارتبتم فعدتهن ثلاثة أشهر واللائي لم يحضن ۚ وأولات الأحمال أجلهن أن يضعن حملهن ۚ ومن يتق الله يجعل له من أمره يسرا
“Kadınlarınızdan âdet halinden ümidini kesenler, eğer şüpheye düşerseniz onların sayısı üç aydır. Henüz âdet görmeyenler de böyledir. Yük sahiplerinin süresi ise yüklerini koymalarıdır. Kim Allah'tan sakınırsa, Allah onun işinden bir kolaylık kılar.”
ووصينا الإنسان بوالديه حملته أمه وهنا على وهن وفصاله في عامين أن اشكر لي ولوالديك إلي المصير
“Biz insana, ebeveynine tavsiye ettik. Annesi onu zayıflık üzerine zayıflıkla taşıdı. Sütten kesilmesi de iki yıl içindedir. Bana ve ebeveynine şükret; varış yeridir Bana.”
ومن لم يستطع منكم طولا أن ينكح المحصنات المؤمنات فمن ما ملكت أيمانكم من فتياتكم المؤمنات ۚ والله أعلم بإيمانكم ۚ بعضكم من بعض ۚ فانكحوهن بإذن أهلهن وآتوهن أجورهن بالمعروف محصنات غير مسافحات ولا متخذات أخدان ۚ فإذا أحصن فإن أتين بفاحشة فعليهن نصف ما على المحصنات من العذاب ۚ ذلك لمن خشي العنت منكم ۚ وأن تصبروا خير لكم ۗ والله غفور رحيم
“Sizden kim mümin muhsan kadınları nikâhlamaya güç yetiremezse, ellerinizin sahip olduğu mümin genç kızlarınızdan nikâhlasın. Allah imanınızı en iyi bilendir. Birbirinizdensiniz. Onları sahiplerinin izniyle nikâhlayın ve ücretlerini de ma'rûf üzere verin: iffetli kadınlar olarak, zinakar olmadan ve gizli dostlar edinmeden. Evlendikten sonra fâhişe işlerlerse, üzerlerine iffetli kadınlara olan azabın yarısı vardır. Bu, sizden günaha düşmekten korkanlar içindir. Sabretmeniz sizin için daha hayırlıdır. Allah Gafûr'dur, Rahîm'dir.”
للذين يؤلون من نسائهم تربص أربعة أشهر ۖ فإن فاءوا فإن الله غفور رحيم
“Kadınlarından îlâda bulunan kimseler için dört ay bekleme süresi vardır. Eğer geri dönerlerse, Allah Gafûr'dur, Rahîm'dir.”
يا أيها الذين آمنوا إذا نكحتم المؤمنات ثم طلقتموهن من قبل أن تمسوهن فما لكم عليهن من عدة تعتدونها ۖ فمتعوهن وسرحوهن سراحا جميلا
“Ey iman edenler! Mümin kadınları nikâhlayıp sonra onlara dokunmadan boşadığınız zaman, sizin için onların üzerine sayacağınız bir iddet yoktur. Onları yararlandırın ve onları güzel bir salıvermeyle salıverin.”
الْمِيزَانُ الْمَالِيُّ
Zekât sınıfları, sadakanın katları, ölçü-tartı doğruluğu, içki-kumar tartısı.
۞ إنما الصدقات للفقراء والمساكين والعاملين عليها والمؤلفة قلوبهم وفي الرقاب والغارمين وفي سبيل الله وابن السبيل ۖ فريضة من الله ۗ والله عليم حكيم
“Sadakalar; ancak yoksullara, düşkünlere, zekât toplama memurlarına, kalpleri ısındırılacaklara, kölelere, borçlulara, Allah yolunda olanlara ve yolda kalmış yolculara aittir. Allah'tan bir farz olarak. Allah Alîm'dir, Hakîm'dir.”
مثل الذين ينفقون أموالهم في سبيل الله كمثل حبة أنبتت سبع سنابل في كل سنبلة مائة حبة ۗ والله يضاعف لمن يشاء ۗ والله واسع عليم
“Allah yolunda mallarını infak edenlerin misali, yedi başak bitiren bir tanenin misali gibidir; her başakta yüz tane vardır. Allah dilediğine kat kat artırır. Allah Vâsi'dir, Alîm'dir.”
من جاء بالحسنة فله عشر أمثالها ۖ ومن جاء بالسيئة فلا يجزى إلا مثلها وهم لا يظلمون
“Kim iyilik getirirse, ona onun on meseli vardır. Kim de kötülük getirirse, ancak onun benzeriyle karşılık görür ve onlar zulme uğramazlar.”
ويل للمطففين
“Vay haline ölçü ve tartıda hile yapanların!”
وإن كان ذو عسرة فنظرة إلى ميسرة ۚ وأن تصدقوا خير لكم ۖ إن كنتم تعلمون
“Eğer zorluk sahibi ise kolaylığa kadar mühlet vardır. Sadaka vermeniz ise sizin için hayırlıdır, eğer bilirseniz.”
ولا تقربوا مال اليتيم إلا بالتي هي أحسن حتى يبلغ أشده ۖ وأوفوا الكيل والميزان بالقسط ۖ لا نكلف نفسا إلا وسعها ۖ وإذا قلتم فاعدلوا ولو كان ذا قربى ۖ وبعهد الله أوفوا ۚ ذلكم وصاكم به لعلكم تذكرون
“Yetimin malına yaklaşmayın, rüşdüne erişinceye kadar en güzel olanı hariç. Ölçüyü ve tartıyı adaletle tam yerine getirin. Hiçbir nefse gücünün yettiğinden fazlasını yüklemeyiz. Söylediğiniz zaman, yakınınız da olsa adil olun. Allah'a verdiğiniz sözü tam yerine getirin. İşte düşünüp öğüt alasınız diye O size bunu tavsiye etti.”
وأوفوا الكيل إذا كلتم وزنوا بالقسطاس المستقيم ۚ ذلك خير وأحسن تأويلا
“Ölçtüğünüz zaman ölçeği tam yerine getirin ve dosdoğru terazi ile tartın. İşte o hayırlıdır ve tevil bakımından daha güzeldir.”
ومثل الذين ينفقون أموالهم ابتغاء مرضات الله وتثبيتا من أنفسهم كمثل جنة بربوة أصابها وابل فآتت أكلها ضعفين فإن لم يصبها وابل فطل ۗ والله بما تعملون بصير
“Allah'ın rızasını arayarak ve öz benliklerini kökleştirmek için mallarını infak edenlerin meseli, bir tepe üzerindeki bahçenin meseli gibidir; ona sağanak yağmur isabet etti de ürününü iki kat verdi. Ona sağanak yağmur isabet etmese de bir çisenti yetişir. Allah, yaptıklarınızı Basîr'dir.”
يا نساء النبي من يأت منكن بفاحشة مبينة يضاعف لها العذاب ضعفين ۚ وكان ذلك على الله يسيرا
“Peygamber'in kadınları! Sizden kim apaçık bir hayasızlıkla gelirse, ona azap kat kat artırılır. Bu, Allah üzerine kolaydır.”
۞ ومن يقنت منكن لله ورسوله وتعمل صالحا نؤتها أجرها مرتين وأعتدنا لها رزقا كريما
“İçinizden kim Allah'a ve elçisine gönülden itaat eder, salih yaparsa ona ecrini iki kez veririz. Ona kerîm bir rızık da hazırladık.”
أولئك يؤتون أجرهم مرتين بما صبروا ويدرءون بالحسنة السيئة ومما رزقناهم ينفقون
“İşte onlar, sabrettikleri için ecirleri iki kez verilenlerdir. Onlar kötülüğü iyilikle savarlar ve kendilerine rızık verdiğimiz şeylerden infak ederler.”
۞ يسألونك عن الخمر والميسر ۖ قل فيهما إثم كبير ومنافع للناس وإثمهما أكبر من نفعهما ۗ ويسألونك ماذا ينفقون قل العفو ۗ كذلك يبين الله لكم الآيات لعلكم تتفكرون
“Sana hamrdan ve meysirden sorarlar. De ki: Onlarda büyük bir günah ve insanlar için yararlar vardır. Günahları yararlarından daha büyüktür. Sana ne infak edeceklerini sorarlar. De ki: Af. İşte böyle Allah size âyetleri açıklar; umulur ki düşünürsünüz.”
الشَّهَادَةُ وَالدَّيْنُ
Borç senedinde, vasiyette, iftirâda ve liânda gerekli şahit sayıları.
يا أيها الذين آمنوا إذا تداينتم بدين إلى أجل مسمى فاكتبوه ۚ وليكتب بينكم كاتب بالعدل ۚ ولا يأب كاتب أن يكتب كما علمه الله ۚ فليكتب وليملل الذي عليه الحق وليتق الله ربه ولا يبخس منه شيئا ۚ فإن كان الذي عليه الحق سفيها أو ضعيفا أو لا يستطيع أن يمل هو فليملل وليه بالعدل ۚ واستشهدوا شهيدين من رجالكم ۖ فإن لم يكونا رجلين فرجل وامرأتان ممن ترضون من الشهداء أن تضل إحداهما فتذكر إحداهما الأخرى ۚ ولا يأب الشهداء إذا ما دعوا ۚ ولا تسأموا أن تكتبوه صغيرا أو كبيرا إلى أجله ۚ ذلكم أقسط عند الله وأقوم للشهادة وأدنى ألا ترتابوا ۖ إلا أن تكون تجارة حاضرة تديرونها بينكم فليس عليكم جناح ألا تكتبوها ۗ وأشهدوا إذا تبايعتم ۚ ولا يضار كاتب ولا شهيد ۚ وإن تفعلوا فإنه فسوق بكم ۗ واتقوا الله ۖ ويعلمكم الله ۗ والله بكل شيء عليم
“Ey iman edenler! Belirlenmiş bir süreye kadar bir borç ile borçlandığınız zaman onu yazın. Aranızda bir kâtip adaletle yazsın. Kâtip, Allah'ın ona öğrettiği gibi yazmaktan diretip kaçınmasın. Yazsın. Üzerinde hak olan kişi de yazdırsın; Rabbi olan Allah'tan sakınsın ve ondan hiçbir şeyi eksiltmesin. Eğer üzerinde hak olan kişi sefih veya zayıf ya da kendisi yazdırmaya güç yetiremezse, velisi adaletle yazdırsın. Erkeklerinizden iki şahidi de şahit tutun. Eğer iki erkek olmazsa, şahitlerden razı olduğunuz bir erkek ve iki kadın olsun; ki biri saparsa öbürü ona hatırlatsın. Şahitler çağırıldıkları zaman diretip kaçınmasınlar. Onu, küçük veya büyük olsun, süresine kadar yazmaktan usanmayın. Bu, Allah katında daha adil, şahitlik için daha doğru ve şüpheye düşmemenize daha yakındır. Ancak aranızda döndürüp durduğunuz hazır bir ticaret olursa, onu yazmamanızda size vebal yoktur. Alışveriş yaptığınız zaman da şahit tutun. Ne kâtibe ne de şahide zarar verilsin. Eğer bunu yaparsanız, o sizde bir fısktır. Allah'tan sakının. Allah size öğretir. Allah, her şeyi Alîm'dir.”
والذين يرمون المحصنات ثم لم يأتوا بأربعة شهداء فاجلدوهم ثمانين جلدة ولا تقبلوا لهم شهادة أبدا ۚ وأولئك هم الفاسقون
“İffetli kadınlara iftira atıp sonra dört şahit getirmeyenlere seksen değnek vurun; onların şahitliğini ebediyen kabul etmeyin. İşte onlar fâsıkların ta kendileridir.”
يا أيها الذين آمنوا شهادة بينكم إذا حضر أحدكم الموت حين الوصية اثنان ذوا عدل منكم أو آخران من غيركم إن أنتم ضربتم في الأرض فأصابتكم مصيبة الموت ۚ تحبسونهما من بعد الصلاة فيقسمان بالله إن ارتبتم لا نشتري به ثمنا ولو كان ذا قربى ۙ ولا نكتم شهادة الله إنا إذا لمن الآثمين
“Ey iman edenler! Sizden birine ölüm hâzır olduğunda vasiyet vaktinde, aranızdan iki adalet sahibi kişi şahitlik etsin. Yahut siz yerde vurup da size ölüm musibeti isabet ettiğinde, sizden başka iki kişi. Eğer şüpheye düştüyseniz, o ikisini salâttan sonra alıkoyarsınız da Allah ile yemin ederler: 'Eğer akrabamız da olsa, onunla bir bedel satın almayız. Allah'ın şahitliğini gizlemeyiz; o takdirde biz günahkârlardan oluruz.'”
والذين يرمون أزواجهم ولم يكن لهم شهداء إلا أنفسهم فشهادة أحدهم أربع شهادات بالله ۙ إنه لمن الصادقين
“Eşlerine atan ve onlar için kendi nefslerinden başka şahit olmayanlar; onlardan birinin şahitliği, Allah ile dört şahitliktir; o doğru sözlülerdendir.”
ويدرأ عنها العذاب أن تشهد أربع شهادات بالله ۙ إنه لمن الكاذبين
“Azabı ondan savar ki dört kez Allah ile şahitlik ede, onun yalancılardan olduğuna.”
فإذا بلغن أجلهن فأمسكوهن بمعروف أو فارقوهن بمعروف وأشهدوا ذوي عدل منكم وأقيموا الشهادة لله ۚ ذلكم يوعظ به من كان يؤمن بالله واليوم الآخر ۚ ومن يتق الله يجعل له مخرجا
“Sürelerine ulaştıkları zaman, onları ma'rûf ile tutun ya da ma'rûf ile onlardan ayrılın; içinizden iki adalet sahibi şahit tutun ve şahitliği Allah için dosdoğru kılın. İşte bu, Allah'a ve Âhir güne iman eden kimseye verilen öğüttür. Kim Allah'tan sakınırsa, ona bir çıkış yolu kılar.”
فإن عثر على أنهما استحقا إثما فآخران يقومان مقامهما من الذين استحق عليهم الأوليان فيقسمان بالله لشهادتنا أحق من شهادتهما وما اعتدينا إنا إذا لمن الظالمين
“Eğer o ikisinin günahı hak ettiğine muttali olunursa, o takdirde hak ettiği üzerine daha layık olanlardan bir başka ikisi onların makamına kalkar, Allah'a yemin ederler: "Bizim şahitliğimiz o ikisinin şahitliğinden daha layıktır, haddi aşmadık, o takdirde biz zalimlerden oluruz."”
واللاتي يأتين الفاحشة من نسائكم فاستشهدوا عليهن أربعة منكم ۖ فإن شهدوا فأمسكوهن في البيوت حتى يتوفاهن الموت أو يجعل الله لهن سبيلا
“Kadınlarınızdan hayasızlık yapanlara, onların üzerine içinizden dört şahit tutun; eğer şahitlik ederlerse, ölüm onları vefat ettirinceye ya da Allah onlar için bir yol kılıncaya kadar onları evlerde tutun.”
الْحُدُودُ
Hırsızlık, zinâ, iftirâ, kısâs, yol kesme; Kur'ân'ın koyduğu sayısal hadler.
والسارق والسارقة فاقطعوا أيديهما جزاء بما كسبا نكالا من الله ۗ والله عزيز حكيم
“Hırsızlık eden erkek ve hırsızlık eden kadının, yaptıklarına karşılık Allah'tan ibret verici bir ceza olarak ellerini kesin. Allah Azîz'dir, Hakîm'dir.”
الزانية والزاني فاجلدوا كل واحد منهما مائة جلدة ۖ ولا تأخذكم بهما رأفة في دين الله إن كنتم تؤمنون بالله واليوم الآخر ۖ وليشهد عذابهما طائفة من المؤمنين
“Zina eden kadın ve zina eden erkek, her birine yüz değnek vurun. Allah'a ve âhiret gününe iman ediyorsanız, Allah'ın dini konusunda onlara karşı sizi bir şefkat tutmasın. Onların azabına müminlerden bir topluluk da şahitlik etsin.”
والذين يرمون المحصنات ثم لم يأتوا بأربعة شهداء فاجلدوهم ثمانين جلدة ولا تقبلوا لهم شهادة أبدا ۚ وأولئك هم الفاسقون
“İffetli kadınlara iftira atıp sonra dört şahit getirmeyenlere seksen değnek vurun; onların şahitliğini ebediyen kabul etmeyin. İşte onlar fâsıkların ta kendileridir.”
يا أيها الذين آمنوا كتب عليكم القصاص في القتلى ۖ الحر بالحر والعبد بالعبد والأنثى بالأنثى ۚ فمن عفي له من أخيه شيء فاتباع بالمعروف وأداء إليه بإحسان ۗ ذلك تخفيف من ربكم ورحمة ۗ فمن اعتدى بعد ذلك فله عذاب أليم
“Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında kısas üzerinize yazıldı. Hüre hür, kula kul, dişiye dişi. Kim kardeşi tarafından bir şeyle affa uğrarsa, ma'rûfa uyma ve ona ihsan ile ödeme. İşte o, Rabbinizden bir hafifletme ve bir rahmettir. Kim ondan sonra haddi aşarsa, ona acıklı azap vardır.”
إنما جزاء الذين يحاربون الله ورسوله ويسعون في الأرض فسادا أن يقتلوا أو يصلبوا أو تقطع أيديهم وأرجلهم من خلاف أو ينفوا من الأرض ۚ ذلك لهم خزي في الدنيا ۖ ولهم في الآخرة عذاب عظيم
“Allah'a ve elçisine savaş açanların, yeryüzünde bozgunculuk için çaba gösterenlerin karşılığı, katledilmeleri, ya da asılmaları, ya da ellerinin ve ayaklarının çaprazdan parça parça kesilmesi, ya da yerden sürgün edilmeleridir. İşte o, onlar için dünyada bir rezilliktir. Onlar için Âhir'de de Azîm bir azap vardır.”
الْكَفَّارَةُ
Yemin, zihâr, hatâen öldürme; düzeltici ölçüler (köle âzâdı, oruç, fakir doyurma).
لا يؤاخذكم الله باللغو في أيمانكم ولكن يؤاخذكم بما عقدتم الأيمان ۖ فكفارته إطعام عشرة مساكين من أوسط ما تطعمون أهليكم أو كسوتهم أو تحرير رقبة ۖ فمن لم يجد فصيام ثلاثة أيام ۚ ذلك كفارة أيمانكم إذا حلفتم ۚ واحفظوا أيمانكم ۚ كذلك يبين الله لكم آياته لعلكم تشكرون
“Allah sizi yeminlerinizdeki boş sözden sorumlu tutmaz, fakat yeminleri bilerek bağladığınız şeyden sorumlu tutar. Onun kâfiri, ehlinize yedirdiğinizin ortasından on yoksulu doyurmak veya onları giydirmek ya da bir köle azat etmektir. Kim bulamazsa, üç gün oruçtur. İşte yemin ettiğiniz zaman yeminlerinizin kâfiri budur. Yeminlerinizi koruyun. Allah âyetlerini size işte böyle açıklar, umulur ki şükredersiniz.”
فمن لم يجد فصيام شهرين متتابعين من قبل أن يتماسا ۖ فمن لم يستطع فإطعام ستين مسكينا ۚ ذلك لتؤمنوا بالله ورسوله ۚ وتلك حدود الله ۗ وللكافرين عذاب أليم
“Kim bulamazsa, birbirine temas etmeden önce peş peşe iki ay oruç. Kim de güç yetiremezse altmış yoksulu doyurma. İşte bu, Allah'a ve elçisine iman edesiniz diyedir. İşte bunlar Allah'ın sınırlarıdır. Kâfirler içinse acıklı bir azap vardır.”
والذين يظاهرون من نسائهم ثم يعودون لما قالوا فتحرير رقبة من قبل أن يتماسا ۚ ذلكم توعظون به ۚ والله بما تعملون خبير
“Kadınlarından zıhâr yapıp sonra dediklerine dönenler, birbirine temas etmeden önce bir köle azat etmelidir. İşte bununla öğüt verilirsiniz. Allah, yaptıklarınızdan Habîr'dir.”
وما كان لمؤمن أن يقتل مؤمنا إلا خطأ ۚ ومن قتل مؤمنا خطأ فتحرير رقبة مؤمنة ودية مسلمة إلى أهله إلا أن يصدقوا ۚ فإن كان من قوم عدو لكم وهو مؤمن فتحرير رقبة مؤمنة ۖ وإن كان من قوم بينكم وبينهم ميثاق فدية مسلمة إلى أهله وتحرير رقبة مؤمنة ۖ فمن لم يجد فصيام شهرين متتابعين توبة من الله ۗ وكان الله عليما حكيما
“Bir müminin bir mümini öldürmesi olacak şey değildir, ancak hata ile olması müstesna. Kim bir mümini hata ile öldürürse, mümin bir köle azat etmesi ve ailesine teslim edilmiş bir diyet vermesi gerekir, sadaka olarak bağışlamaları hali dışında. Eğer ölen, size düşman bir kavimdense ve kendisi müminse, mümin bir köle azat etmesi gerekir. Eğer kendisiyle aranızda sözleşme bulunan bir kavimdense, ailesine teslim edilmiş bir diyet ve mümin bir köle azat etmesi gerekir. Kim bulamazsa, Allah'tan bir tevbe olarak peş peşe iki ay oruç tutması gerekir. Allah, Alîm'dir, Hakîm'dir.”
مَوَازِينُ الْآخِرَةِ
Cennetin genişliği, cehennem zinciri, mü'min sıfatları (vâris olanların hâli).
ثم في سلسلة ذرعها سبعون ذراعا فاسلكوه
“Sonra boyu yetmiş arşın olan bir zincire vurun onu.”
سابقوا إلى مغفرة من ربكم وجنة عرضها كعرض السماء والأرض أعدت للذين آمنوا بالله ورسله ۚ ذلك فضل الله يؤتيه من يشاء ۚ والله ذو الفضل العظيم
“Rabbinizden bir bağışlanmaya ve eni gök ile yerin eni kadar olan, Allah'a ve elçilerine iman etmiş kimseler için hazırlanmış cennete yarışın. İşte bu, Allah'ın lütfudur; onu dilediğine verir. Allah, Azîm lütuf sahibidir.”
۞ وسارعوا إلى مغفرة من ربكم وجنة عرضها السماوات والأرض أعدت للمتقين
“Rabbinizden bir bağışlanmaya ve genişliği göklerle yer olan, takva sahipleri için hazırlanmış cennete yarışırcasına koşun.”
قد أفلح المؤمنون الذين هم في صلاتهم خاشعون والذين هم عن اللغو معرضون والذين هم للزكاة فاعلون والذين هم لفروجهم حافظون إلا على أزواجهم أو ما ملكت أيمانهم فإنهم غير ملومين فمن ابتغى وراء ذلك فأولئك هم العادون والذين هم لأماناتهم وعهدهم راعون والذين هم على صلواتهم يحافظون
“Müminler kurtuluşa erdi. Onlar salâtlarında huşû içinde olanlardır. Onlar ki boş sözden yüz çevirirler. Onlar zekâtı yapanlardır. Onlar ki ırzlarını korurlar. Ancak eşleri veya yeminlerinin sahip olduğu kimselerdir; bundan ötürü kınanmış değillerdir. Kim bunun ötesini ararsa, işte onlar haddi aşanlardır. Onlar ki emanetlerine ve ahitlerine gözetendirler. Onlar da salâtlarını korurlar.”
التائبون العابدون الحامدون السائحون الراكعون الساجدون الآمرون بالمعروف والناهون عن المنكر والحافظون لحدود الله ۗ وبشر المؤمنين
“Tövbe edenler, kulluk edenler, hamdedenler, seyahat edenler, rükû edenler, secde edenler, ma'rûfu emredenler, münkerden men edenler ve Allah'ın sınırlarını koruyanlar; müminleri müjdele.”
إن المسلمين والمسلمات والمؤمنين والمؤمنات والقانتين والقانتات والصادقين والصادقات والصابرين والصابرات والخاشعين والخاشعات والمتصدقين والمتصدقات والصائمين والصائمات والحافظين فروجهم والحافظات والذاكرين الله كثيرا والذاكرات أعد الله لهم مغفرة وأجرا عظيما
“Doğrusu Müslüman erkekler ve Müslüman kadınlar, mümin erkekler ve mümin kadınlar, gönülden boyun eğen erkekler ve gönülden boyun eğen kadınlar, doğru sözlü erkekler ve doğru sözlü kadınlar, sabreden erkekler ve sabreden kadınlar, huşû duyan erkekler ve huşû duyan kadınlar, sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar, ırzlarını koruyan erkekler ve ırzlarını koruyan kadınlar, Allah'ı çokça zikreden erkekler ve çokça zikreden kadınlar: Allah onlara bağışlanma ve büyük bir ecir hazırlamıştır.”
وعباد الرحمن الذين يمشون على الأرض هونا وإذا خاطبهم الجاهلون قالوا سلاما والذين يبيتون لربهم سجدا وقياما والذين يقولون ربنا اصرف عنا عذاب جهنم ۖ إن عذابها كان غراما إنها ساءت مستقرا ومقاما والذين إذا أنفقوا لم يسرفوا ولم يقتروا وكان بين ذلك قواما
“Rahmân'ın kulları, yeryüzünde alçak gönüllü yürürler. Cahiller onlara hitap ettiği zaman 'Esenlik' derler. Onlar ki, Rablerine secde ederek ve ayakta durarak gecelerler. Onlar ki, "Rabbimiz, Cehennem azabını bizden çevir; onun azabı sürekli azaptır" derler. Orası ne kötü bir karargâh, ne kötü bir konaklamadır. Onlar ki, infak ettikleri zaman ne haddi aşar, ne de cimrilik ederler; ikisi arasında bir denge tutarlar.”
يا أيها الذين آمنوا توبوا إلى الله توبة نصوحا عسى ربكم أن يكفر عنكم سيئاتكم ويدخلكم جنات تجري من تحتها الأنهار يوم لا يخزي الله النبي والذين آمنوا معه ۖ نورهم يسعى بين أيديهم وبأيمانهم يقولون ربنا أتمم لنا نورنا واغفر لنا ۖ إنك على كل شيء قدير
“Ey iman edenler! Allah'a samimi bir tevbeyle tövbe edin. Umulur ki Rabbiniz kötülüklerinizi sizden örter ve sizi altından ırmaklar akan cennetlere sokar. O gün Allah, Peygamber'i ve onunla beraber iman edenleri rezil etmez. Nûr'ları, önlerinde ve sağlarında koşar. Derler ki: "Rabbimiz! Nûr'umuzu bizim için tamamla ve bizi bağışla. Sen her şey üzerine Kadîr'sin."”
Tüm metinler Kur'ân-ı Kerîm'in Arapça aslından ve Delulogy meâlinden (Yunus üslûbu, ham çeviri) bire bir alınmıştır. Buraya yalnız âyetin doğrudan verdiği sayı, oran veya sınır konulmuştur. Tefsir, yorum yahut çıkarım yer almaz. "وَأَقِيمُوا الْوَزْنَ بِالْقِسْطِ وَلَا تُخْسِرُوا الْمِيزَانَ", "Tartıyı adâletle doğrultun ve mîzânı eksiltmeyin." (Rahmân 9)