الله الذي رفع السماوات بغير عمد ترونها ۖ ثم استوى على العرش ۖ وسخر الشمس والقمر ۖ كل يجري لأجل مسمى ۚ يدبر الأمر يفصل الآيات لعلكم بلقاء ربكم توقنون
"Allah O'dur ki, gökleri direksiz yükseltti, onu görüyorsunuz, sonra arş üzerine istiva etti, güneşi ve ayı emrine boyun eğdirdi. Her biri belli bir vakte kadar akar gider. Bütün işleri O yönetiyor. Âyetleri O açıklıyor ki, Rabbinizin huzuruna çıkacağınızı iyi bilesiniz."
خلق السماوات بغير عمد ترونها ۖ وألقى في الأرض رواسي أن تميد بكم وبث فيها من كل دابة ۚ وأنزلنا من السماء ماء فأنبتنا فيها من كل زوج كريم
"O, gökleri direksiz yarattı, onları görüyorsunuz. Yeryüzüne de sizi çalkalar diye ağır baskılar (sabit ve büyük dağlar) bıraktı ve orada herbir hayvandan üretti. Hem biz gökten bir su indirdik de orada her güzel çiftten (veya her hoş çeşitten) bitkiler yetiştirdik."
يسألونك عن الساعة أيان مرساها ۖ قل إنما علمها عند ربي ۖ لا يجليها لوقتها إلا هو ۚ ثقلت في السماوات والأرض ۚ لا تأتيكم إلا بغتة ۗ يسألونك كأنك حفي عنها ۖ قل إنما علمها عند الله ولكن أكثر الناس لا يعلمون
"Sana, ne zaman kopacak diye kıyamet vaktini soruyorlar. De ki; onun bilgisi yalnızca Rabbimin katındadır. Onu tam vaktinde koparacak olan O'ndan başkası değildir. Onun ağırlığına göklerde ve yerde dayanacak bir kimse yoktur. O size ansızın gelecektir. Sanki sen onu çok iyi biliyormuşsun gibi sana soruyorlar. De ki, onun bilgisi Allah katındadır. Fakat insanların çoğu bunu bilmezler."
يوم نطوي السماء كطي السجل للكتب ۚ كما بدأنا أول خلق نعيده ۚ وعدا علينا ۚ إنا كنا فاعلين
"Göğü, kitab dürer gibi dürdüğümüz zaman, yaratmaya ilk başladığımız gibi, katımızdan verilmiş bir söz olarak onu tekrar var edeceğiz. Doğrusu biz bunları yaparız."
"Allah, gökleri görebileceğiniz direkler olmaksızın yükselten, sonra Arş'a istivâ edendir." (Ra'd 2)
"Gökleri görebileceğiniz bir direk olmaksızın yarattı." (Lokmân 10)
Klasik tefsîrlerde "bi-ğayri 'amedin teravnehâ" ifâdesi iki şekilde okunmuştur: (1) direkleri yoktur, (2) direkleri vardır fakat görmezsiniz. Modern fizik ikinci okumaya hak verir: Semâyı tutan direkler, görünmez kütleçekimi kuvvetleridir.
Isaac Newton 1687'de Principia Mathematica'da evrensel kütleçekimi yasasını formüle etti: F = G·m₁·m₂/r². Bu kuvvet kütleler arasında, görünmez bir bağ gibi etki eder. Güneş'in Dünya'yı yörüngede tutması, Dünya'nın Ay'ı çekmesi, galaksilerin merkezlerine bağlanması, hepsi bu görünmez "direkler" sayesindedir. Newton'un bizzât kendisi bu uzaktan etkiyi (action at a distance) "absürd" bulmuş ve bir mekanizma arayışında olmuştu.
Einstein 1915'te Genel İzâfiyet ile bu mesele çözüldü: Kütleçekimi bir kuvvet değil, kütleli cisimlerin uzayzamanı eğmesinin bir sonucudur. Yâni direk gerçekten yok; uzayzamanın geometrisi, eğriliği, direk vazîfesi görür. Bu ne tam Newton'un "görünmez ip"i, ne de tam yokluk; bir geometrik yapıdır.
A'râf 187 ve Enbiyâ 104 ise kâinatın âkıbetini târif eder: "Yer ve gökler, ona ağırlaştı" (sekulet). Burada "ağırlık" kütleçekimine işâret eder; kâinatın çöküşü (Big Crunch) yine kütleçekimi sebebiyledir. Enbiyâ 104: "O gün göğü, kitapların sahîfesini katlar gibi (keteyy is-sicill) katlarız." Modern fizikte uzayzamanın katlanması (folding of spacetime) hem kara deliklerin oluşumunu hem de solucan deliklerini târif eden bir kavramdır.
Bediüzzaman, "Cazibe-i umûmiye dediğiniz şey, bir kanûn-ı İlâhîdir; ancak Sâni-i Hakîm'in mütemâdî kudretiyle ayakta durur" der. Yâni kütleçekimi otomatik bir mekanizma değil, her ân Cenâb-ı Hakk'ın iradesiyle işleyen bir kanûndur.
Newton (1687): F = Gm₁m₂/r², G ≈ 6.674×10⁻¹¹ m³/(kg·s²). Einstein (1915): Gμν + Λgμν = 8πG/c⁴ · Tμν. Uzayzaman eğriliği Riemann tensörüyle ifâde edilir.
- Newton, I. (1687), Philosophiæ Naturalis Principia Mathematica
- Einstein, A. (1915), Genel İzâfiyet Teorisi
- Bediüzzaman Said Nursî, Mektûbât, 22. Mektub
- miracles-of-quran.com, Gravity



